Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ekim 2006) > Toplum > Oruçla gelen...
Toplum
Oruçla gelen...
Fatmanur Altun
“DA­HA faz­la­sı­nı is­te!” Ulus­la­ra­ra­sı ser­ma­ye­nin önem­li tem­sil­ci­le­rin­den olan bir meş­ru­bat şir­ke­ti­nin rek­lam­la­rın­da kul­lan­dı­ğı bu slo­gan, tü­ke­tim kül­tü­rü­nün önü­mü­ze koy­du­ğu sı­nır ta­nı­maz çağ­rı­la­rın ne il­ki ne de so­nu. Mo­dern dün­ya­nın üze­rin­de yük­sel­di­ği de­ğer­le­ri ele ve­ren ve her kö­şe­ba­şı­nı is­ti­la eden rek­lam pa­no­la­rın­da, te­le­viz­yon­lar­da, ga­ze­te ve der­gi ilan­la­rın­da gör­me­ye aşi­na ol­du­ğu­muz bu slo­gan­lar gün­de­lik ya­şan­tı­mı­zın ay­rıl­maz bi­rer par­ça­sı ha­li­ne gel­di. Bun­da gü­nü­müz dün­ya­sı­nın sı­nır­sız kâr gü­dü­süy­le ha­re­ket eden ka­pi­ta­liz­min ve­sa­ye­tin­de şe­kil­len­me­si­nin ro­lü bü­yük. Çün­kü sü­rek­li ola­rak mal ve hiz­met üre­ten ka­pi­ta­lizm on­la­rı tü­ke­te­cek kit­le­le­re ih­ti­yaç du­yu­yor. Bu nok­ta­da rek­lam ve gös­te­ri araç­la­rı­nı dev­re­ye so­ka­rak ya­şam ala­nı­nı ge­niş­le­te­cek ve ida­me et­ti­re­cek olan de­ğer­le­ri te­da­vü­le so­ku­yor. Bu de­ğer­le­rin ba­şın­da hiç şüp­he­siz ki sı­nır­sız tü­ke­tim, ben­mer­kez­ci­lik ve he­do­nizm ge­li­yor.
İn­sa­noğ­lu­na ses­le­ne­rek ken­di­si için ya­şa­ma­sı­nı, ar­zu­la­rı­na gem vur­ma­ma­sı­nı, nef­si­nin ta­lep­le­ri­ni göz ar­dı et­me­me­si­ni ve ener­ji­si­ni onu tat­min et­me­ye ada­ma­sı­nı is­te­yen ve za­man­la tel­kin aşa­ma­sı­nı ge­çip ade­ta bir bom­bar­dı­ma­na dö­nü­şen bu de­ğer ak­ta­rı­mı ne­ti­ce­sin­de or­ta­ya ye­ni bir in­san ti­pi çık­tı: Tü­ke­tim İn­sa­nı. Tü­ke­ten, tü­ket­tik­çe mut­lu ol­du­ğu­na ina­nan, muh­te­ris, ma­ne­vi ve ah­la­ki an­lam­da ta­viz ver­mek pa­ha­sı­na bi­le ol­sa gü­cü da­hi­lin­de olan hiç­bir şey için ken­di­si­ni tut­ma ih­ti­ya­cı duy­ma­yan bu bi­rey, mo­dern dün­ya­nın göz­de in­san ti­pi ola­rak ta­rih sah­ne­sin­de ye­ri­ni al­dı. Böy­le­ce ta­rih­te eşi­ne az rast­la­nır şe­kil­de kö­tü­cül de­ğer­ler, ‘er­dem’i ala­şa­ğı ede­rek de­ğer­ler hi­ye­rar­şi­si­ni ter­si­ne çe­vir­di.
Oy­sa in­sa­noğ­lu yer­yü­zün­de­ki ya­şan­tı­sı­na adım at­tı­ğı gün­den bu ya­na dai­ma iyi ile kö­tü ara­sın­da­ki eze­li sa­vaş­ta bir ta­raf ol­mak du­ru­mun­da kal­dı. Er­dem­li ola­na ulaş­ma­ya güç ye­ti­re­me­di­ğin­de bi­le er­dem­li ola­nın ne ol­du­ğu so­ru­su­nu doğ­ru bir bi­çim­de ce­vap­lan­dı­ra­bil­di. Bu­nu ya­par­ken hak pey­gam­ber­ler va­sı­ta­sıy­la ula­şan vah­yî bil­gi ade­moğ­lu­nun en bü­yük yar­dım­cı­sı ol­du. Ta­ri­hin her dö­ne­min­de in­sa­noğ­lu­nun im­da­dı­na ye­ti­şe­rek, iyi ile kö­tü ara­sın­da­ki sı­nı­rı be­lir­gin­leş­ti­ren vah­yî bil­gi­nin in­sa­noğ­lu­na sun­du­ğu en önem­li tav­si­ye­ler­den bi­ri, ger­çek mut­lu­luk ve iç hu­zu­run nef­sin pe­şin­den ko­şa­rak de­ğil, onun diz­gin­le­ri­ni ele ala­rak ve onu ter­bi­ye ede­rek ka­za­nı­la­bi­le­ce­ği tav­si­ye­si ol­du. Ne­fis ter­bi­ye­si­nin önem­li bir cü­zü­nü ise iba­det­ler oluş­tur­du.
Bu iba­det­ler­den özel­lik­le bir ta­ne­si, ken­di­sin­de sak­lı olan ni­ce hik­met­ler­den baş­ka ne­fis ter­bi­ye­si an­la­mın­da da in­sa­noğ­lu­na reh­ber­lik eden oruç iba­de­ti­dir. “Ey iman eden­ler! Oruç siz­den ön­ce ge­lip geç­miş üm­met­le­re farz kı­lın­dı­ğı gi­bi si­ze de farz kı­lın­dı. Umu­lur ki ko­ru­nur­su­nuz” (Ba­ka­ra: 183) aye­tin­de bil­di­ril­di­ği gi­bi in­sa­noğ­lu her de­vir­de oruç ile yü­küm­lü kı­lın­mış­tır.
Oru­cun Arapçası olan savm’ın söz­lük an­la­mı ki­şi­nin ya­pa­bi­le­cek kud­re­te sa­hip­ken bir ey­le­mi terk et­me­si­dir. Ye­me, iç­me ve çe­şit­li ar­zu­lar, gem vu­rul­ma­sı bek­le­nen ey­lem­le­rin ba­şın­da ge­lir. Yal­nız­ca Al­lah rı­za­sı­nı gö­ze­te­rek bun­lar­dan vaz­ge­çen in­sa­noğ­lu salt uh­re­vi ka­za­nım­la­rı de­ğil, oruç­la ge­len bi­rey­sel ve top­lum­sal ka­za­nım­la­rı da edi­nir. Mo­dern dün­ya söz ko­nu­su ol­du­ğun­da be­lir­ti­len top­lum­sal ve bi­rey­sel ka­za­nım­lar çok da­ha faz­la zik­re­dil­me­ye de­ğer gö­zük­mek­te­dir. Zi­ra mo­dern dün­ya­nın çark­la­rı ara­sın­da ezi­len gü­nü­müz in­sa­nı için oruç yal­nız­ca bir ne­fis ter­bi­ye­si de­ğil, ade­ta bir baş­kal­dı­rı­dır. Özü iti­ba­riy­le can su­yu­nu bi­rey­ci­lik, ben­mer­kez­ci­lik, he­do­nizm ve sı­nır­sız tü­ke­tim­den alan zih­ni­yet ile bü­yük bir uyuş­maz­lık gös­te­ren oruç iba­de­ti sa­bır, şü­kür ve ka­na­at er­dem­le­ri ile in­sa­nı do­na­tır. İn­sa­noğ­lu bir kez bu er­dem­le­re ka­vuş­tu­ğun­da ise “da­ha faz­la­sı­nı is­te”mez olur. Elin­de­ki ile ye­ti­nir, ha­li­ne şük­re­der. Mut­lu­lu­ğu me­ta­da de­ğil, şü­kür­de ve ka­na­at­te bu­lur.
Oruç ay­rı­ca di­ğer­kâm­lı­ğı ge­liş­ti­rir. Bi­lin­di­ği gi­bi in­sa­noğ­lu­nun en be­lir­gin özel­lik­le­rin­den bi­ri­si ‘unut­ma’ ile ma­lul olu­şu, bir di­ğe­ri de tec­rü­be et­me­di­ği ha­li ye­te­rin­ce kav­ra­ya­ma­yı­şı­dır. Oruç ile aç­lı­ğı tec­rü­be eden in­san, aç­la­rın ha­li­ni da­ha iyi an­lar. Bu iba­de­ti ha­yat bo­yun­ca yal­nız bir kez ye­ri­ne her se­ne tek­rar­la­ya­rak da ‘unut­ma’ya kar­şı ba­ğı­şık­lık ka­za­nır. Böy­le­ce ben­mer­kez­ci­lik­ten uzak­la­şır, ken­di­si dı­şın­da­ki dün­ya­ya at göz­lük­le­ri­ni çı­ka­ra­rak bak­ma­yı öğ­re­nir. Baş­ka­la­rı­nın acı­la­rı­na kar­şı du­yar­lı­lık ge­liş­ti­rir ve et­ra­fın­da olup bi­ten­le­re da­ha zin­de göz­ler­le ba­kar.
Oruç in­san ru­hu­nu ke­mi­ren ve onu yoz­laş­tı­ran iki­yüz­lü­lü­ğe kar­şı da mü­kem­mel bir di­renç nok­ta­sı oluş­tu­rur. Al­lah’ın ken­di­si­ni gör­dü­ğü bil­gi­sin­den ha­re­ket eden ve yal­nız­ca O’nun rı­za­sı­nı ka­zan­mak üze­re aç­lı­ğa, su­suz­lu­ğa ta­ham­mül eden, ar­zu­la­rı­na gem vu­ran in­san ri­ya yü­kü­nü sır­tın­dan atar. Sü­rek­li ola­rak ima­jı­nı bes­le­me­si­ni, rek­la­mı­nı yap­ma­sı­nı, ken­di­si­ni en iyi şe­kil­de pa­zar­la­ma­sı­nı sa­lık ve­ren bir dün­ya­da ken­di­si ol­ma fır­sa­tı­nı bu­lur, öz­gür­le­şir.
Ne var ki oru­cun bi­rey­sel ve top­lum­sal de­ği­şim gü­cü­nün far­kın­da olan ka­pi­ta­list ser­ma­ye çift yön­lü bir stra­te­ji ile onu et­ki­siz ha­le ge­tir­me­nin yol­la­rı­nı ara­mak­ta­dır. Bir yan­dan kit­le­le­rin de­ğer­siz­leş­ti­ril­me­si, da­ha doğ­ru­su ka­pi­ta­list amen­tü­yü be­nim­set­me işi­ni üst­le­ne­rek oru­cun bi­rey­le­rin ha­ya­tın­da yer al­ma­ma­sı için mü­ca­de­le ve­rir. Bu­nu ba­şa­ra­ma­dı­ğı nok­ta­lar­da ise, stra­te­ji­nin ikin­ci yö­nü dev­re­ye gi­rer ve oru­cu te­mel ni­te­lik­le­rin­den so­yup onu salt bir aç, su­suz kal­ma ey­le­mi­ne in­dir­ge­me­ye ça­lı­şır. Bu nok­ta­dan son­ra oruç ka­pi­ta­list ser­ma­ye için uy­gun pa­zar­la­ma stra­te­ji­si ile mu­az­zam kâr ge­ti­re­cek bir ‘mal’a dö­nü­şür. Bu­nun en gü­zel ör­ne­ği Ra­ma­zan do­la­yı­sıy­la baş­la­tı­lan pro­mos­yon­lar, if­tar ve sa­hur sof­ra­la­rı­nın be­re­ke­ti­ne or­tak ol­ma­ya ça­lı­şan ulus öte­si şir­ket­ler ve oru­cun iba­det bo­yu­tu­nu vur­gu­la­mak­sı­zın onu gös­te­ri kül­tü­rü­nün ko­nu­su ha­li­ne ge­ti­ren Ra­ma­zan eğ­len­ce­le­ri­dir.
Şu­ra­sı bir ger­çek­tir ki oruç­la ge­len, aç­lık, su­suz­luk ve yor­gun­luk­tan ya da di­rek­ler ara­sı eğ­len­ce­le­rin­den faz­la­sı­dır. Rab­bi­mi­zin “yal­nız­ca be­nim için­dir, kar­şı­lı­ğı­nı da ben ve­re­ce­ğim” di­ye­rek fark­lı­lı­ğı­nı an­la­ma­mı­zı is­te­di­ği bu iba­det ay­nı za­man­da ve­ri­li dün­ya­ya iliş­kin et­ki­li bir sor­gu­la­ma­dır.

Paylaş Tavsiye Et