Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Kasım 2007) > Toplum > İşte bu “bizim hikâyemiz”
Toplum
İşte bu “bizim hikâyemiz”
Nermin Tenekeci
“SI­RA­DAN bir ha­yat hay­li kar­ma­şık bir mal­ze­me­dir” slo­ga­nıy­la 2004’te gös­te­ri­me gi­ren Gör­kem­li Ha­ya­tım (Ame­ri­can Splen­dor), mo­no­ton ya­şan­tı­la­rın ha­ya­tı al­tüst eden te­sa­düf­ler­le ve il­ginç(leş­ti­ri­le­bi­lir) ha­di­se­ler­le do­lu ola­bi­le­ce­ği­ni sa­vu­nur. Fil­min 1950’le­rin Ame­ri­ka’sın­da ge­çen açı­lış sah­ne­sin­de Ca­dı­lar Bay­ra­mı ge­ce­si ka­pı­sı ça­lı­nan yaş­lı ka­dın, fark­lı kı­lık­ta­ki ço­cuk­la­ra kos­tüm­le­ri­nin is­miy­le ses­le­nir: Bat­man, Su­per­man... An­cak iç­le­rin­den bi­ri­si gün­de­lik kı­ya­fet­le­ri için­de­dir. Di­ğer bir de­yiş­le, kah­ra­man de­ğil; sı­ra­dan bi­ri­dir.
2003 ABD ya­pı­mı fil­min 1940-50’le­rin Tür­ki­ye’siy­le bir il­gi­si yok el­bet­te. Fil­min kah­ra­ma­nı Har­vey Pe­kar ile 1952’de ha­ya­ta göz­le­ri­ni yu­man hi­kâ­ye­ci, ro­man­cı, si­ya­set ada­mı Mem­duh Şev­ket Esen­dal ara­sın­da da bir bağ yok. Yi­ne de bu iki ka­rak­ter ara­sın­da (ede­bi­yat ta­rih­çi­le­ri­nin aç­tı­ğı sos­yo-kül­tü­rel kul­var­da gön­lün­ce tur­la­ya­rak ede­bi­yat eleş­ti­ri­si­ni me­tin eleş­ti­ri­si ile öz­deş­leş­ti­ren eleş­tir­men­le­ri kız­dır­mak ve hat­ta mev­zu ara­yan kem göz­le­ri ra­hat­lat­mak pa­ha­sı­na) or­tak bir kal­kış nok­ta­sı bu­lu­na­bi­lir: Sı­ra­dan­lık.
Ne var ki iki yü­zü aş­kın hi­kâ­ye­sin­de sı­ra­dan in­san­la­rı ele alan ya­za­rın sı­ra­dan­lı­ğa yük­le­ni­şi hiç de öy­le kül­le­rin­den ye­ni­den doğ­mak cin­sin­den de­ğil. Ha­ni na­sıl der­ler, ha­yat film­ler­de­ki gi­bi de­ğil!
Esen­dal’ın, dö­ne­min­de­ki ‘kar­ma­şa’ya il­ti­fat et­me­me­si bir ba­kı­ma ma­kul sa­yı­la­bi­lir… II. Dün­ya Sa­va­şı’nın ağır tah­ri­ba­tı­nı ya­şa­yan Av­ru­pa­lı’nın (o ucuz ta­bir­le söy­ler­sek) ha­ya­ta ba­kı­şı ile ye­ni te­sis edi­len güp­gü­zi­de Tür­ki­ye’nin gü­zi­de emel­ler bes­le­yen si­ya­set ada­mı­nın­ki ara­sın­da çap-çe­per den­ge­si kur­mak, he­le de bu ka­di­fe at­mos­fer için­de, dış dün­ya­da na­mü­sa­it bir ma­hi­yet­te te­za­hür eden tek­nik, es­te­tik ara­yış­la­ra mey­let­mek, ör­ne­ğin bu ara­yı­şın kü­çü­cük bir en­mu­ze­ci sa­yı­la­bi­len ye­ni-ger­çek­çi­lik akı­mıy­la taç­lan­mış 1948 ya­pı­mı Bi­sik­let Hır­sız­la­rı (Lad­ri Di Bi­cic­let­te)’nın in­san­lı­ğın tür­lü hâl­le­ri­ni ser­gi­le­yen tu­tun­ma gay­re­tin­de­ki sı­ra­dan ada­mı ile yur­dum in­sa­nı ara­sın­da meş­rep bir­li­ği ara­mak, bu ah­val ve şe­ra­it için­de bey­hu­de bir ça­ba ad­de­di­le­bi­lir.
Yi­ne de ak­lı­mı­za şöy­le bir so­ru ta­kı­lı­yor: Esen­dal’ın süt­li­man ha­va­da ha­yat­la­rı­nı ida­me et­ti­ren kü­çük, saf ve te­miz me­mur­la­rı, si­ya­set adam­lı­ğı­nın gü­nün po­li­ti­ka­la­rı he­sa­bı­na bir kim­lik biç­me­ye ça­lış­tı­ğı ye­ni in­san­cık­la­rı mı? Han­gi­si da­ha be­yaz: İde­o­lo­jik kay­gı mı, sa­nat kay­gı­sı mı?
As­lın­da gö­be­ği­ni ka­şı­yan­lar sı­nı­fıy­la kan­ba­ğı­nı ko­par­ma­mış bir soy kü­tü­ğü­ne men­sup Esen­dal’ın, 1883 yı­lın­da Çor­lu’nun bir çift­li­ğin­de baş­la­yıp 1952’de es­ki mil­let­ve­ki­li sı­fa­tıy­la An­ka­ra’da so­na eren 69 yıl­lık ya­şan­tı­sı, bü­tün dün­ya­da ve ül­ke sı­nır­la­rın­da em­sa­li gö­rül­me­miş bir ga­li­bi­ye­tin mü­mes­sil­li­ği­ne so­yu­na­bi­le­cek da­hi­li ve ha­ri­ci ha­di­se­le­rin ci­rit at­tı­ğı bir dö­ne­me te­ka­bül edi­yor. 1906’da İt­ti­hat ve Te­rak­ki Ce­mi­ye­ti’ne gi­ri­yor Esen­dal. Mü­fet­tiş­lik, par­ti ko­mi­ser­li­ği va­zi­fe­le­rin­de bu­lu­nu­yor. Ba­kü’ye (1920), Tah­ran’a (1925) ve Ka­bil’e (1941) bü­yü­kel­çi ola­rak ata­nı­yor. Hal böy­ley­ken in­san sor­ma­dan ede­mi­yor: Na­sıl olu­yor da es­ki-ye­ni re­jim tar­tış­ma­la­rı­nın ay­yu­ka çık­tı­ğı dö­ne­min, tür­lü ce­re­yan­lar ile şan­zı­man­lı ma­ki­ne mi­sa­li bir sa­ğa bir so­la sav­ru­lan na­çi­za­ne in­san­cık­la­rı Esen­dal’ın hi­kâ­ye tip­le­me­le­ri­ne ya­ban­cı ka­la­bi­li­yor?
Dev­let ka­tın­da­ki tüm me­sai­nin ye­ni Tür­ki­ye’yi ku­ran ide­olo­ji­nin har­cı­nın sağ­lam­laş­tı­rıl­ma­sı­na adan­dı­ğı bu yıl­la­rı Elâ­zığ (1931-33), Bi­le­cik (1941-50) mil­let­ve­ki­li ve CHP ge­nel sek­re­te­ri (1941-45) sı­fat­la­rı ile ge­çi­ren Esen­dal, mev­cut dü­ze­nin Türk in­sa­nı­nı sığ­laş­tır­ma ve her tür­lü dü­şün­ce de­rin­li­ğin­den arın­dır­ma he­de­fi­ne hi­kâ­ye ci­he­tin­den ter­cü­man­lık et­me­yi mi yeğ­le­di? Ya­za­rın kü­çük in­san­cık­la­rı, duy­gu çe­şit­li­li­ği ba­kı­mın­dan en be­re­ket­li mer­ha­le­yi kat eden bu züm­re­nin, sa­nat­çı his­si­ya­tıy­la de­ğil de si­ya­set­çi has­sa­si­ye­tiy­le yoğ­rul­muş nu­mu­ne­le­ri ol­ma­sın sa­kın… Doğ­ru­su, bü­tün res­mî mü­es­se­se­le­rin aza­met­li ku­rum­la­ra dö­nüş­tü­ğü bu yıl­lar­da Esen­dal’ın ter­ci­hi (ya da dü­şün­ce uf­ku­nun bu­na denk ge­li­şi) şa­şı­la­sı bir du­rum de­ğil.
“Kü­çük adam”la­rı an­lat­tı­ğı hi­kâ­ye­le­riy­le Sa­it Fa­ik’e yak­la­şır gi­bi gö­zük­se de, kü­çük ve sı­ra­dan in­san­la­rı­nı psi­ko­lo­jik tah­lil­ler­le pe­kiş­tir­mi­yor. Ter­si­ne, hi­kâ­ye­le­ri el yor­da­mıy­la, bir çır­pı­da çi­zi­li­ve­ril­miş tip­ler ba­kı­mın­dan hay­li zen­gin bir mem­ba.
İl­ginç­tir, ya­zar­la ay­nı dö­ne­mi, ay­nı ‘sol’u pay­la­şan Sa­ba­hat­tin Ali’nin Türk in­sa­nı ile Esen­dal’ın­ki bir­bi­riy­le mu­ka­ye­se bi­le edi­le­mez. Çağ­daş­laş­ma se­rü­ve­niy­le te­pe­tak­lak edi­len de­ğer­le­rin en­ka­zı­na do­ğan; şaş­kın­lı­ğın iz­le­ri­ni, sar­sın­tı­nın acı­sı­nı ilik­le­ri­ne de­ğin his­se­den 40’lı, 50’li yıl­la­rın in­sa­nı­dır Ali’nin­ki­ler. Ay­rın­tı­la­rın en alt dü­ze­ye in­di­ği, ba­sit, sığ, yu­var­lak ya­şan­tı­la­rı ka­le­mi­ne do­la­yan Esen­dal’ın ufuk­suz, kay­gı­sız, yal­nız­ca ge­çim sı­kın­tı­sı­nın ve en as­ga­ri ge­rek­si­nim­le­ri­nin far­kı­na va­ra­bi­len Türk ti­pin­den fark­lı­dır.
Bel­ki tam da bu­ra­da, baş­ta­ki alın­tı­ya dön­mek ge­re­ki­yor: Evet, sı­ra­dan bir ha­yat, hay­li kar­ma­şık bir mal­ze­me­dir; fa­kat gör­me­si­ni bi­le­ne! Hi­kâ­ye ki­şi­le­ri­nin sığ dün­ya­sı ile ya­za­rın bu dün­ya­yı al­gı­la­yı­şı ara­sın­da bir de­re­ce far­kı bu­lu­nu­yor mu? Sığ­lık, sı­ra­dan­lık, in­cel­til­miş kü­çük ay­rın­tı­lar­la zen­gin­le­şi­yor mu? Esen­dal’ın, sı­ra­dan­la­rı­nı bir üst tramp­le­ne sıç­rat­ma­mak­ta­ki gö­nül­süz­lü­ğü mev­cut po­li­ti­ka­la­rın kül­tü­rel söy­lem­ler üze­rin­de­ki hâ­ki­mi­ye­ti­nin bir uzan­tı­sı mı?
Esen­dal kü­çük in­sa­nı ken­di ya­ğın­da ka­vur­ma­yı yeğ­li­yor. Ni­te­kim sa­vun­du­ğu top­rak me­de­ni­ye­ti dü­şün­ce­si de ne­re­dey­se “Hay­di gel, kö­yü­mü­ze ge­ri dö­ne­lim” şek­lin­de özet­le­ne­bi­le­cek te­ziy­le bu ka­vu­ru­şun eko­no­mik da­ya­na­ğı. Ca­hit Kü­le­bi’nin, Esen­dal’ın Tür­ki­ye ütop­ya­sı ile il­gi­li söy­le­dik­le­ri bu ter­ti­bi çok gü­zel res­me­di­yor: “An­ka­ra’dan çı­kıp ne ka­dar git­se­niz so­nu gel­me­ye­cek bir şe­hir, da­ha doğ­ru­su bir ka­sa­ba, ta sı­nı­ra ka­dar. Ar­dı ar­ka­sı gel­me­ye­cek kü­çük gü­zel ev­ler. Bağ­lar, bah­çe­ler. Ekil­miş tar­la­lar. Ve kü­çük mülk­le­ri­nin me­sut sa­hip­le­ri: Sai­de gi­bi, Se­li­me gi­bi ve­fa­lı, ev­cil ka­dın­lar, ça­lış­kan, sağ­lam ya­pı­lı er­kek­ler, to­sun gi­bi ço­cuk­lar.” (Ca­hit Kü­le­bi, “Mem­duh Şev­ket Esen­dal”, Türk Di­li, c.1, s.10, Tem­muz 1952, s. 5.)
Ulaş­tı­ğı en yük­sek tek­no­lo­ji, bir avuç pas­lı çi­vi ve dört çı­ta­dan mü­rek­kep ki­lim tez­gâ­hı, bi­raz da­ha ge­liş­mi­şi ise kar­ton inek­ten ge­ce lam­ba­sı olan iş-tek­nik ders­le­ri­ni arat­ma­ya­cak de­re­ce­de, bir öl­çek Ke­ma­list ide­olo­ji, bir öl­çek “İn­san­lar ik­na edi­le­bi­lir­ler­se kit­le­ler hâ­lin­de mut­lu so­na va­rı­la­bi­lir” tez­li iyim­ser­lik ha­va­sı, ar­ka plan­da da pas­to­ral kır man­za­ra­la­rın­dan mey­da­na ge­len Esen­dal’ın ter­ti­bi oku­ru­nu çarp­mak­tan hay­li uzak; hat­ta -ya­za­ra gö­re- alı­cı­sı­na ula­şıp ulaş­ma­dı­ğı meç­hul.
“Doğ­ru­su ül­ke­miz oku­yu­cu­la­rı­nı dü­şün­dü­ğüm yok. Yaz­dık­la­rım ül­ke­mi­zin bu­gün­kü du­rum­la­rı­na uy­gun dü­şü­yor mu? Onu da bil­di­ğim yok.” (Türk Di­li s. 274, s. 247, Tem­muz 1974.)
De­mir ağ­lar­la örü­len, bir be­bek gi­bi üze­ri­ne tit­re­ni­len Cum­hu­ri­ye­ti­mi­zin ser­pil­di­ği; dev­rim­le­ri­mi­zin be­ka­sı için el­zem olan halk eği­ti­mi­nin göz­den gö­nül­den düş­tü­ğü mi­len­yum Tür­ki­ye’sin­de Esen­dal han­gi yo­lu se­çer­di? Bel­ki gü­nü­mü­zün “halk şa­i­ri” Ümit Ya­şar gi­bi, best­sel­ler lis­te­le­riy­le taç­la­nır, bel­ki de si­ya­set­çi kay­gı­la­rı saf, te­miz, pa­şa­la­rıy­la ba­rı­şık, kar­ma­şay­la bo­zu­şuk ha­yat­lar kur­gu­la­ma­ya de­vam et­se bi­le, tor­na­sın­dan çı­kan­lar kah­pe dün­ya­nın çark­la­rın­da in­ce­lip ser­pil­me­yi bek­ler­di; duy­gu­sal de­ğil, ta­ma­men ya­zın­sal açı­dan.

Paylaş Tavsiye Et