Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Aralık 2008) > Toplum > Şiddetin izlencesi, izlencenin şiddeti
Toplum
Şiddetin izlencesi, izlencenin şiddeti
Nazife Şişman

MA­YIS 2004’te Av­ru­pa’da Hol­lan­da­lı yö­net­men The­o van Gogh’un Sub­mis­si­on ad­lı fil­mi gös­te­ri­me gir­miş­ti. Fil­min se­nar­yo­su­nu o za­man­lar Hol­lan­da va­tan­da­şı ve par­la­men­ter olan, fa­kat da­ha son­ra yan­lış be­ya­nat ver­di­ği için par­ti­sin­den atı­lıp ABD’de­ki think-tank ku­ru­luş­la­rı­na İs­lam dün­ya­sı ile il­gi­li “hiz­met” ver­me­ye baş­la­yan So­ma­li asıl­lı Aya­an Hir­si Ali yaz­mış ve film­de­ki hi­ka­ye an­la­tı­mı­nı da ken­di­si yap­mış­tı. Film­de şid­det gö­ren dört Müs­lü­man ka­dı­nın hi­ka­ye­si an­la­tı­lı­yor­du. Ay­rın­tı­lar bir ya­na film, Müs­lü­man ka­dın­la­rın uğ­ra­dı­ğı şid­de­ti yo­rum­lar­ken san­ki böy­le pra­tik­le­re yol açan bir di­nî kül­tü­rün “kö­tü­cül” ka­rak­te­ri­ni or­ta­ya ko­yu­yor­du. Bu ka­dın­la­rın şid­de­te uğ­ra­ma­la­rı­nın ne­de­ni İs­lam kül­tü­rü için­de ya­şı­yor ol­ma­la­rıy­dı, fil­me gö­re. As­lın­da böy­le­ce Ba­tı kül­tür ve de­ğer­le­ri­nin da­ha üs­tün ol­du­ğu da zım­nen vur­gu­lan­mış olu­yor­du.

Bi­lin­di­ği gi­bi bu film Hol­lan­da’da ya­şa­yan Müs­lü­man­la­rın “Di­ni­mi­ze ha­ka­ret edi­li­yor” şek­lin­de­ki kar­şı çı­kış­la­rı­na ve yö­net­me­nin bir Müs­lü­man genç ta­ra­fın­dan öl­dü­rül­me­si­ne yol aç­mış; bu­nu ta­kip eden ge­ri­lim­li or­tam, Hol­lan­da yö­ne­ti­mi­nin çok kül­tür­lü­lük uy­gu­la­ma­la­rın­da ge­ri adım at­ma­sı­na ne­den ol­muş­tu. Son gün­ler­de ül­ke­miz­de ya­şa­nan ba­zı ta­ciz olay­la­rı­nın ele alı­nış şek­li, ba­na bir­kaç yıl ön­ce­ki bu ola­yı ha­tır­lat­tı.
So­ma­li asıl­lı Hir­si Ali’nin an­lat­tı­ğı ka­dın hi­ka­ye­le­riy­le “İs­lam­cı” bir ga­ze­te­de ya­zan yaş­lı bir ada­mın sap­kın dav­ra­nı­şı­na ma­ruz ka­lan genç kı­zın (BM ta­nı­mı­na gö­re ço­cuk) hi­ka­ye­si el­bet­te bir­bi­rin­den çok fark­lı özel­lik­ler ar­z e­di­yor. Be­nim zih­ni­min kur­du­ğu or­tak­lık ise olay­la­rın ben­zer­li­ğin­den zi­ya­de, bu olay­la­rın top­lum­da -ta­bii ki med­ya ara­cı­lı­ğıy­la- tar­tı­şıl­dı­ğı dil. Ay­nen Hol­lan­da’da­ki fil­min ya­rat­tı­ğı at­mos­fer gi­bi, bir­den­bi­re suç­lu­nun/zan­lı­nın kim­li­ği ön pla­na çı­ka­rıl­dı Tür­ki­ye’de de. La­ik/şe­ri­at­çı ku­tup­laş­ma­sın­dan me­det uman si­ya­si he­sap sa­hip­le­ri, di­nî kim­li­ği­ni ön pla­na çı­kar­ma­sıy­la ir­ti­bat­lan­dır­dı, sap­kı­nın dav­ra­nış­la­rı­nı.
Mo­dern dö­ne­min baş­lan­gı­cın­dan iti­ba­ren or­yan­ta­list göz­lük­le ba­kan­lar için Müs­lü­man­la­rın “ge­ri”lik­le­ri­nin gös­ter­ge­si ka­bul edi­len bü­tün kla­sik me­se­le­ler or­ta­ya dö­kül­dü. Ne çok eş­li­lik me­se­le­si kal­dı, ne de kü­çük yaş­ta ev­li­lik iz­ni. Zım­nen söy­le­nen şuy­du: “Bu sap­kın dav­ra­nı­şın ar­ka pla­nın­da İs­lam di­ni var.” Bu id­di­a çok açık di­le ge­ti­ril­me­se de kar­şı bir sa­vu­nu­yu or­ta­ya çı­ka­ra­cak ka­dar his­se­di­li­yor­du. “İs­lam­cı” de­ni­len ba­zı kim­se­ler ay­nen Hol­lan­da’da­ki ör­nek­te ol­du­ğu gi­bi “Di­ni­mi­ze ha­ka­ret edi­li­yor” ge­rek­çe­siy­le her ta­ra­fın­dan dö­kü­len bir sa­vun­ma di­li­nin için­de sav­rul­du­lar. Med­ya ay­na­sı­nın dı­şın­da gö­rün­tü­le­re sa­hip ol­ma­dı­ğı­mız için, sağ­du­yu­lu ve kim­lik­çi ba­kı­şa mah­kum ol­ma­yan yak­la­şım­lar­dan da ha­ber­dar ola­ma­dık. O yüz­den bu­ra­da­ki de­ğer­len­dir­me­le­rin sa­de­ce ola­yın med­ya­ya yan­sı­yan bo­yu­tuy­la il­gi­li ol­du­ğu­nun al­tı­nı çiz­me­miz ge­rek.
Bir baş­ka ta­ciz­ci­nin “ödül­lü bir ope­ra sa­nat­çı­sı” çık­ma­sı­nın ya­rat­tı­ğı şaş­kın­lık da ay­nı yak­la­şım­dan kay­nak­la­nı­yor­du. “Mo­dern eği­tim al­mış, mo­dern bir ha­yat tar­zı­na sa­hip, bu ne­den­le de köy­lü­ler, taş­ra­lı­lar, va­roş­ta­ki­ler ve di­nî ha­yat tar­zı­na sa­hip olan­lar gi­bi bir­ta­kım cin­sel kı­sıt­la­ma­lar ya­şa­ma­yan” bir kim­se­den de­ğil, “da­ha mu­ha­fa­za­kâr or­tam­lar­da ye­tiş­miş, cin­sel­li­ği bas­kı­lan­mış, top­lum­sal ve mes­le­kî ba­şa­rı­ el­de ede­me­miş” bir kim­se­den bek­le­ne­bi­lir­di ta­ciz, şid­det ve cin­net.
Pe­ki, bu yak­la­şım bi­ze ne­ye mal olu­yor? Bi­rin­ci­si, med­ya biz­zat ha­ber ko­nu­su ya­pa­rak şid­de­tin ar­tı­rıl­ma­sı­na kat­kı­da bu­lu­nu­yor. İkin­ci­si, şid­de­tin bir tü­rü olan ta­ci­zi mo­dern top­lu­mun şart­la­rın­dan bes­le­nen bo­yut­la­rıy­la ele alıp tar­tı­şa­mı­yo­ruz.
I-Gü­nü­müz­de, ge­rek­siz tek­rar­lar, aşı­rı duy­gu­sal yak­la­şım­lar ve in­sa­nın ru­hu­nu ka­rart­ma­yı amaç­la­yan öy­kü­sel an­la­tım ne­de­niy­le, ci­na­yet ve ta­ciz olay­la­rı­nın su­nu­mu­nun ken­di­si bir şid­det ha­li­ne dö­nüş­müş du­rum­da. Ga­ze­te ve te­le­viz­yon ha­ber­le­ri­nin sey­ri­ne bir göz atıl­dı­ğın­da, ör­güt­lü şid­det (te­rör, sa­vaş) ha­ber­le­ri­nin sey­rek­leş­ti­ği dö­nem­ler­de bu­nun ye­ri­ni bi­rey­sel kan­lı te­ca­vüz ve ci­na­yet ha­ber­le­ri­nin al­dı­ğı gö­rü­lü­yor. İb­ra­him Yıl­dı­rım’ın Bıç­kın ve Or­ta Hal­li ad­lı ro­ma­nın­da bir kö­şe ya­za­rı­na yap­tır­dı­ğı “obur top­lum” yo­ru­mu tam da şu an­ki du­ru­mu­mu­za kar­şı­lık ge­li­yor. Ya­zar, top­lu­mu ru­hu­nu ha­ya­li kan­lar­la bes­le­yen bir var­lı­ğa, ga­ze­te­le­ri de her sa­bah kah­val­tı ma­sa­la­rı­mı­za bı­ra­kı­lan kan­lı bif­tek di­lim­le­ri­ne ben­ze­ti­yor­du: Ar­tık “şid­det be­si­ni­miz çok da­ha iyi pi­şi­ri­li­yor, çok da­ha gü­zel süs­le­ni­yor­du, do­la­yı­sıy­la da­ha lez­zet­li ve çe­ki­ciy­di...” Ya­ni ci­na­yet ve te­ca­vüz olay­la­rı, bu şe­kil­de bir iz­len­ce­ye dö­nüş­tü­rü­le­rek ben­li­ği­mi­zin ka­ran­lık bo­yu­tu­na hi­tap eden bir ni­te­lik ka­zan­dı.
Eko­no­mik kriz­ler, kü­re­sel ısın­ma, nü­fus ar­tı­şı, kıt­lık bek­len­ti­si gi­bi hiç­bir cid­di teh­dit ya da fe­la­ket se­nar­yo­su in­sa­nı bi­rey­sel şid­de­te, özel­lik­le de cin­sel şid­de­te ma­ruz kal­mak ka­dar te­dir­gin ede­mez. Bu ne­den­le med­ya­da “dep­rem gel­di ge­li­yor”, “eko­no­mik kriz vur­du vu­ra­cak”, “ik­lim de­ği­şi­yor-ku­rak­lık­tan kav­rul­ma­mız ola­sı” gi­bi ha­ber­ler trav­ma­tik bir et­ki yap­maz­ken sa­pık ha­ber­le­ri bir an­ne­nin gön­lü­nü kor­ku­dan mum ışı­ğı gi­bi tit­re­te­bi­lir. Çün­kü “el­le ge­len dü­ğün bay­ram” de­ni­le­me­ye­cek bi­rey­sel bir şid­det bo­yu­tu söz ko­nu­su, böy­le du­rum­lar­da. Bu se­bep­le is­ta­tis­ti­kî ola­rak böy­le va­him olay­la­rın art­ma­sın­dan zi­ya­de bu olay­la­rın gör­sel bir iz­len­ce gi­bi su­nul­ma­sı­nın, hem bi­rey hem de top­lum için da­ha tah­rip­kâr ol­du­ğu­na mut­la­ka işa­ret et­mek ge­rek­ir.
II-Bu su­num­la­rın bi­ze bir di­ğer ma­li­ye­ti ise şid­de­tin bir tü­rü olan ta­ci­zi sağ­lık­lı bir ze­min­de tar­tı­şa­mı­yor olu­şu­muz. Pek çok me­se­le gi­bi cin­sel şid­de­tin de ah­lak, sağ­lık, hu­kuk ve gü­ven­lik gi­bi bo­yut­la­rı var. Bu­gün hu­kuk ve gü­ven­lik ala­nın­da cid­di prob­lem­ler söz ko­nu­su. Ama tar­tış­ma­la­rın med­ya­da cin­sel şid­de­tin di­nî-ge­le­nek­sel kül­tür­den kay­nak­lan­dı­ğı şek­lin­de­ki ka­lıp yar­gı­lar­la ele alı­nı­yor ol­ma­sı, ah­lak eği­ti­mi bo­yu­tu­nun gün­de­me ge­ti­ril­me­si­ni im­kan­sız kı­lı­yor. Çün­kü ah­lak de­di­ği­niz an­da se­kü­ler-li­be­ral-öz­gür­lük­çü kül­tü­re kar­şı bir eleş­ti­ri ge­tir­di­ği­niz dü­şü­nü­lü­yor ve bu “kı­sıt­la­yı­cı” yak­la­şı­mı te­laf­fuz bi­le et­me­me­niz is­te­ni­yor siz­den.
Bu yak­la­şı­mı if­rat ola­rak ni­te­ler­sek, di­ğer uç­ta, ya­ni tef­rit nok­ta­sın­da ise ta­ci­zi ta­ma­men “teş­vik edi­ci” şart­la­ra bağ­la­yan, suç­lu/zan­lı­yı tah­rik kon­ten­ja­nın­dan te­mi­ze çı­ka­ran “ah­lak­çı” ta­vır alış­lar yer alı­yor. Mü­te­ca­viz­den de­ğil, mağ­dur­dan bel­li sı­nır­la­ra uy­ma­sı­nı bek­le­di­ği için, ah­la­ki de­ğil, “ah­lak­çı” di­yo­ruz bu gö­rüş­le­ri sa­vu­nan­la­ra. Hal­bu­ki ah­lak, asıl güç­lü olan­dan -ki bu­ra­da mü­te­ca­viz za­rar ve­re­bil­di­ği için bu ko­num­da­dır- bek­le­nen bir has­let­tir.
İş­te bu if­rat ve tef­rit yak­la­şım­lar ne­de­niy­le bir med­ya te­rö­rü­ne dö­nü­şen cin­sel şid­de­ti, isa­bet­li bir dil ve ze­min için­de tar­tı­şa­mı­yo­ruz. Me­se­la cin­sel­lik üze­rin­de­ki ya­sak­la­ma­la­rın gev­şe­til­di­ği çağ­daş “mü­sa­ma­ha­kâr top­lum”un cin­sel şid­det­le ala­ka­sı­nı gün­de­me ge­ti­re­mi­yo­ruz. Ço­cuk­la­rı cin­sel is­tis­mar­dan ko­ru­mak is­ti­yo­ruz; ama kü­çük yaş­ta­ki kız ço­cuk­la­rı­nı “lo­li­ta” ol­ma­ya özen­di­ri­ci mo­da­la­rı ise ne ya­zık ki eleş­ti­re­mi­yo­ruz.

Paylaş Tavsiye Et