Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Aralık 2008) > Toplum > Adanmanın diğer adı kurbandır
Toplum
Adanmanın diğer adı kurbandır
Ayşe Seda Yolcu

“Ön­ce si­ze ve­ril­di­ği­ne ina­nın son­ra o si­ze ve­ri­le­cek­tir...”

An­drei Tar­kovsky, Kur­ban (1986)
 
BUN­DAN bir­kaç gün ön­ce, yü­rü­mek için çık­tı­ğım “es­ki İs­tan­bul” so­kak­la­rın­dan bi­rin­dey­di. Düz gi­den ana so­kak­tan so­la doğ­ru dö­nün­ce bir­den­bi­re bir ke­çi gö­rü­ver­dim. Ar­tık ke­çi gör­mek biz­le­ri şa­şır­tan bir ey­le­me dö­nü­ver­miş­ti de­mek. Önün­de­ki ot­la­rı ya­vaş ya­vaş yi­yen, ma­sum­ca ba­kan bir ke­çi… Ama da­ha gü­zel ola­nı, o ke­çi­nin ya­nın­da­ki gü­pe­gün­düz bir ışık gi­bi par­la­yan ço­cuk­tu. San­ki on­la­rın her iki­si de gü­pe­gün­düz bir uya­rı­cı, iyi­yi kö­tü­den ayırt et­mek için ora­ya ko­nul­muş, ka­ran­lık­ta­ki bir ışık gi­bi par­lı­yor­lar­dı. Yan­la­rı­na yak­la­şıp, “Mer­ha­ba” de­dim ve ar­dın­dan ko­nuş­ma­ya baş­la­dık. Adı­nı sor­du­ğum­da ver­di­ği ce­vap o ka­dar ke­sin ve ken­din­den emin­di ki, san­ki ben baş­ka bir ce­vap bek­le­mi­yor­muş­ça­sı­na ya da za­ten adı­nı ön­ce­den ku­la­ğı­ma fı­sıl­da­mış­lar­ca­sı­na sa­kin sa­kin ba­şı­mı sal­la­mak­la ye­tin­dim: Fur­kan. Adı Fur­kan’dı ta­bii ki o gü­zel ço­cu­ğun. Ke­çi­nin adı da: Cey­lan. Bu ke­çi­nin ne de­me­ye gel­di­ği­ni sor­dum az son­ra Fur­kan’a. So­ru­ma ce­va­bı bir ber­rak su gi­bi dö­kül­dü ağ­zın­dan: “O be­nim, bi­zim kur­ba­nı­mız.”
Mo­dern in­san, Fur­kan’da gör­dü­ğüm ne var­sa hep­sin­den uzak, bu ba­sit, kü­çük, na­if ama va­kar­lı ve en ni­ha­yet emin ey­le­mi yap­mak­tan aciz olan idi. Bu aciz­lik sa­de­ce bir “bil­me” me­se­le­si il­gi­li bir du­rum de­ğil­di hiç şüp­he­siz. So­ru ya da so­run bir bil­me me­se­le­si ol­mak ola­rak an­la­şıl­dı­ğı öl­çü­de sü­rek­li ola­rak fa­sit bir da­ire­de dö­nü­lüp du­ru­la­cak­tı. Ca­hit Za­ri­foğ­lu’nun öy­kü­le­rin­den bi­rin­de­ki kah­ra­ma­nın söy­le­di­ği gi­bi “Ben, ben bir ey­lem bek­li­yor­dum on­lar­dan. On­lar­sa, on­lar­sa sa­de­ce ses­le­ni­yor­lar­dı…” Evet, mo­dern in­san ses­le­ni­yor­du. Sa­de­ce ses­le­ni­yor­du. Sa­de­ce…
Oy­sa ey­lem, dop­do­lu di­ri­li­ğiy­le, hiç tü­ke­ti­le­me­yi­şi ve her da­im ye­ni var ol­ma im­ka­nıy­la yi­tik bir ha­zi­ne gi­bi dur­mak­tay­dı ya­nı ba­şı­mız­da. Ey­lem, tas­ta­mam ah­la­kın ta ken­di­siy­di. Ve bu ey­lem olan ah­lak, arın­ma­nın ye­ga­ne şar­tıy­dı. Üs­te­lik hem ye­ter hem de ge­rek şar­tıy­dı. Ey­lem olan ah­lak baş­ka hiç­bir ki­pe, hiç­bir duy­gu, dü­şün­ce ya­hut baş­ka tür­den şey­le­re ge­rek duy­ma­dan, ken­di ken­di­ne ayak­ta du­ra­bi­len idi.
İs­met Özel, Bir Yu­suf Ma­sa­lı’nda Yu­suf’u ka­çı­ran üç cin­den bi­ri olan edi­mi (ey­le­mi) şöy­le an­la­tır:
“Çün­kü boy at­ma­ya can atar­ken bir fi­dan
Umur­sa­maz çok­luk­ta­ki kös­te­ği.
Ey­lem ge­rek to­hu­mu çat­lat­mak için
Yal­nız do­ğu­ran­dır doğ­ru­yu bu­lan
Ney­se çok top­rak­ta
Gök­te ne çok­sa
Bir an ge­lir
Bi­ri­cik­lik bur­cu­na edim­le va­rır
Ey­lem­dir
Ta­ze­ler, ha­rap eder, küs­tü­rür, gö­nül alır
Ey­lem­le uçar bez­gin­lik­te­ki kir
Di­ri­lik er­ki ka­lır­sa
Yal­nız ey­lem­de ka­lır.”
Evet, di­ri­lik er­ki ka­lır­sa yal­nız­ca ey­lem­de di­ri ka­lır­dı. Ve di­ri kal­ma­nın ye­ga­ne adı, adan­mak­tı, kur­ban et­mek­ti. Yal­nız­ca bil­mek­le il­gi­li ey­lem olan ah­lak tam ta­mı­na kur­ban et­me­de, kur­ban ol­ma­da or­ta­ya çık­mak­tay­dı. “Ne ki biz­den alın­mış­tı o hal­de bi­zim hay­rı­mı­zay­dı” de­nil­diy­se eğer, bu bi­raz da “Ne ki siz­den is­ten­di­ği­niz­de ve­re­bil­di­ği­niz, ne ki siz­den alı­nır­ken ra­zı gel­di­ği­niz, o ger­çek­ten si­ze ait olun­muş­tu” de­mek­ti bi­raz da.
Ve as­lın­da yüz­yı­lı­mı­zın vic­da­nı olan Tar­kovsky’nin Kur­ban fil­min­de­ki aşa­ğı­da­ki du­a tam ta­mı­na bü­tün bu ger­çe­ği yan­sı­tı­yor­du.
“Ulu Tan­rım… Gök­ler­de­ki Ulu Tan­rım. Adın mü­ba­rek ol­sun.
İna­ye­tin üs­tü­mü­ze ol­sun.
Yal­nız se­nin de­di­ğin olur. Rız­kı­mı­zı sen ve­rir­sin. Bi­zi kö­tü­lük­ler­den ko­rur­sun. Cen­net se­nin­dir. Güç, za­fer se­nin­dir. Amin.
Tan­rım!
Bu kor­kunç za­man­da bi­zi esir­ge. Ço­cuk­la­rı­mın öl­me­si­ne izin ver­me. Dost­la­rı­mı, ka­rı­mı, Vic­tor’u, se­ni se­ven­le­ri ve sa­na ina­nan­la­rı, kör ol­duk­la­rı için sa­na inan­ma­yan­la­rı da esir­ge. Se­ni bir an bi­le dü­şün­me­yen­le­ri de. Çün­kü on­lar acı­nın ne ol­du­ğu­nu hiç­bir za­man bil­me­di­ler.
Bu sa­at­te, bü­tün umut­la­rı­nı, bü­tün ha­yat­la­rı­nı, bü­tün ge­le­cek­le­ri­ni kay­bet­ti­ler. Sa­na tes­lim ol­ma fır­sa­tı­nı ka­çır­dı­lar. Yü­rek­le­ri kor­kuy­la do­lu olan­lar, son­la­rı­nın yak­laş­tı­ğı­nı his­se­den­ler, ken­di­le­ri için de­ğil, sev­dik­le­ri için kor­kan­lar… On­la­rı sen­den, yal­nız­ca sen­den baş­ka hiç kim­se ko­ru­ya­maz. Çün­kü bu en son sa­vaş. Sa­vaş­la­rın en kor­kun­cu. Bu sa­vaş­tan ge­ri­ye ne ye­nen ne de ye­ni­len ka­la­cak. Şe­hir­ler, ka­sa­ba­lar, ağaç­lar, ot­lar, ku­yu­lar­da­ki su­lar, gök­ler­de­ki kuş­lar yok ola­cak. Sa­hip ol­du­ğum her şe­yi sa­na ve­re­ce­ğim. Çok sev­di­ğim ai­le­mi ve­re­ce­ğim. Evi­mi yı­ka­ca­ğım. Kü­çük Adam’dan vaz­ge­çe­ce­ğim. Dil­siz ola­ca­ğım. Bir da­ha kim­sey­le ko­nuş­ma­ya­ca­ğım. Be­ni ha­ya­ta bağ­la­yan her şey­den vaz­geç­me­ye ra­zı­yım. Ye­ter ki sen, her şe­yi es­ki­si gi­bi yap. Bu sa­bah ve dün na­sıl­sa öy­le yap. Be­ni has­ta eden bu ölüm­cül hay­va­ni duy­gu­dan kur­tul­ma­ma yar­dım et! Evet, her şe­yim se­nin­dir!
Tan­rım!
Ba­na yar­dım et. Söz ver­di­ğim her şe­yi ya­pa­ca­ğım.”

Paylaş Tavsiye Et
Yazara ait diğer yazılar
Ayşe Seda Yolcu