Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Mart 2009) > Dünya Siyaset > Gazze çıkmazında “modeller çatışması”
Dünya Siyaset
Gazze çıkmazında “modeller çatışması”
Ahmet Emin Dağ
GEÇ­MİŞ­TE gir­di­ği her sa­vaş­ta Arap ül­ke­le­ri­ne ga­lip ge­le­rek ken­din­ce bir “ye­nil­mez­lik” ima­jı oluş­tu­ran İs­ra­il’in, “te­rö­rist” di­ye aşa­ğı­la­dı­ğı Gaz­ze’de­ki di­re­niş kar­şı­sın­da yir­mi iki gün­de el­li met­re da­hi iler­le­ye­me­miş ol­ma­sı, Dök­me Kur­şun (Cast Le­ad) sal­dı­rı­sın­dan ge­ri­ye ka­lan en önem­li so­nuç oldu. Ba­şa­rı­sız­lı­ğın öf­ke­siy­le kul­la­nı­lan öl­çü­süz güç ve bu­nun sağ­la­dı­ğı kor­ku at­mos­fe­ri­nin za­fer ola­rak İs­ra­il ka­mu­oyun­da oluş­tur­du­ğu gü­ven ha­va­sı da faz­la uzun sür­me­di. Ni­te­kim sal­dı­rı­nın ama­cı, ül­ke­nin gü­ne­yi­ni ro­ket­le­re kar­şı gü­ven­li kıl­mak­tı; oy­sa İs­ra­il’in ate­şi ke­se­ce­ği­ni ilan et­ti­ği 18 Ocak’ta bi­le Gaz­ze’den İs­ra­il’e ro­ket atı­la­bi­li­yor­du.
Al­tı ay­lık ateş­kes, res­men so­na er­di­ği 19 Ara­lık 2008’in çok ön­ce­sin­de, İs­ra­il’in Gaz­ze’ye uy­gu­la­dı­ğı ab­lu­ka­yı kal­dır­ma­yıp sal­dı­rı­la­rı­nı sür­dür­me­si ve özel­lik­le Ka­sım 2008 kat­li­amıy­la za­ten or­ta­dan kalk­mış­tı. Otuz se­kiz yıl­lık iş­ga­lin ar­dın­dan 2005’te Gaz­ze’den çe­ki­len İs­ra­il, son üç yıl­da 3.000, al­tı ay­lık ateş­kes sı­ra­sın­da da 40’tan faz­la Fi­lis­tin­li­yi kat­let­ti. Yi­ne, 2006’dan bu ya­na uy­gu­la­nan ölüm­cül am­bar­go se­be­biy­le kit­le­sel ce­za­lan­dır­ma­nın mağ­du­ru olan 1,5 mil­yon Gaz­ze­li­nin ya­şa­dı­ğı psi­ko­lo­jik, eko­no­mik ve sos­yal yı­kı­mın hiç he­sa­ba ka­tıl­ma­ma­sı­na kar­şın, İs­ra­il’e dü­şen ro­ket­le­rin Ya­hu­di yer­le­şim­ci­le­rin psi­ko­lo­ji­le­rin­de aç­tı­ğı de­rin ya­ra­lar(!), Gaz­ze’ye ya­pı­lan her tür­lü hu­kuk­suz sal­dı­rı­nın ge­rek­çe­si ol­du.
Gaz­ze sal­dı­rı­sı, ABD’de se­çim so­nuç­la­rı bel­li olup, İs­ra­il için­de­ki si­ya­si re­ka­be­tin de oy kap­ma ya­rı­şı­na dö­nüş­tü­ğü bir or­tam­da gel­di. Ba­rış ko­nu­sun­da da­ha faz­la bas­kı gö­re­ce­ği ve ta­vi­ze zor­la­na­ca­ğı­nı dü­şü­nen İs­ra­il’in, ye­ni dö­nem ön­ce­sin­de fır­sa­tı de­ğer­len­dir­me, ra­ki­bi­ni za­yıf­lat­ma ve ma­sa­ya mu­zaf­fer ve güç­lü otur­ma he­sap­la­rı, za­man­la­ma­da et­ki­li ol­du.
Fi­lis­tin’de ise gö­rev sü­re­si­nin 9 Ocak’ta dol­ma­sın­dan son­ra meş­ru­iye­ti da­ha da tar­tış­ma­lı ha­le ge­len Mah­mut Ab­bas’ın bir da­ha se­çi­le­me­ye­ce­ği, do­la­yı­sıy­la İs­ra­il’le uyum­lu yö­ne­ti­ci bul­ma­nın zor ola­ca­ğı bir dö­nem ka­pı­day­dı. İs­ra­il sal­dı­rı­sı­na mu­ha­le­fet et­me­yen Ab­bas’ın ha­fif yol­lu eleş­ti­ri­le­ri, Fi­lis­tin hal­kı­nın mağ­dur ol­ma­sı­na duy­du­ğu tep­kiy­le de­ğil, ölü sa­yı­sın­da­ki ar­tı­şın Ha­mas’a dar­be he­de­fi­ni aka­me­te uğ­ra­ta­ca­ğı en­di­şe­siy­le, ya­ni meş­rui­yet so­ru­nuy­la ala­ka­lıy­dı. Ba­tı Şe­ri­a’da 1.000’e ya­kın mu­ha­li­fi tu­tuk­la­ma, si­ya­si sin­dir­me, sos­yal yar­dım ku­rum­la­rı­nın ka­pı­sı­na ki­lit vur­ma ve yol­suz­luk suç­la­ma­la­rı ile so­mut­la­şan dik­ta­tör­leş­me sü­re­cin­de­ki Ab­bas’ın eli­ni güç­len­dir­mek bir zo­run­lu­luk­tu. Fi­lis­tin iç ba­rı­şı­nı yok et­mek­le kal­ma­yıp, Or­ta­do­ğu’da­ki de­mok­ra­si dı­şı ham­le­le­ri meş­ru­laş­tı­ran bu sü­re­cin Ba­tı­lı­lar ta­ra­fın­dan sem­pa­tiy­le kar­şı­lan­dı­ğı bir dö­nem­de ge­len sal­dı­rı­lar, Ab­bas’ı İs­ra­il tank­la­rı üze­rin­de Gaz­ze’ye ta­şı­ya­cak ve Or­ta­do­ğu’da ye­ni bir mo­nar­şi do­ğa­cak­tı.
Gaz­ze’de­ki fii­lî du­rum­dan ra­hat­sız olan Mı­sır, Suu­di Ara­bis­tan ve Ür­dün gi­bi ül­ke­le­rin de eli­ni ra­hat­la­ta­cak böy­le bir ope­ras­yon fe­na ol­maz­dı. Zi­ra Gaz­ze’de­ki “ra­di­kal İs­lam­cı” bir Ha­mas, sa­de­ce İs­ra­il’in gü­ven­li­ği için de­ğil, İran nü­fu­zun­dan ra­hat­sız tüm Arap ül­ke­le­ri için de bir pü­rüz­dü. Ay­rı­ca ABD’de­ki Oba­ma dö­ne­mi­nin be­lir­siz­lik­ler­le do­lu ol­ma­sı, Av­ru­pa ve Rus­ya’nın gün­de­min­de de eko­no­mik kri­zin ön­ce­lik ta­şı­ma­sı, Gaz­ze’ye had­di­ni bil­di­re­cek bir sal­dı­rı için za­ma­nın uy­gun ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor­du.
Tak­tik bel­liy­di: Bi­rin­ci aşa­ma­da, İs­ra­il’in ani sal­dı­rı­la­rı ve Arap ül­ke­le­ri­nin göz yum­ma­sı ile Ha­mas as­ke­rî ve si­ya­si ola­rak za­yıf­la­tı­la­cak; ikin­ci aşa­ma­da CI­A eği­ti­min­den geç­miş Tan­zim güç­le­ri Gaz­ze’ye ye­ni­den yer­leş­ti­ri­le­cek­ti. Son­ra­sın­da 1993’ten be­ri ser­gi­le­nen ti­yat­ro ye­ni­den baş­la­ya­cak, İs­ra­il’in ba­rı­şa ik­na ol­ma ve iş­gal et­ti­ği top­rak­lar­dan çe­kil­me ko­nu­sun­da in­sa­fı bek­le­ne­cek­ti. Böl­ge­de ken­di gü­cü­nü den­ge­le­ye­cek bir güç ol­ma­sın­dan haz­zet­me­yen İs­ra­il ise ABD, AB ve BM ile da­nı­şık­lı ola­rak, böl­ge­de çok faz­la düş­ma­nı ol­du­ğu te­ziy­le da­ha çok si­lah­la­na­cak, da­ha faz­la sal­dı­ra­cak ve ba­rı­şa ayak di­re­ten ta­raf ol­du­ğu hal­de te­rör­le(!) mü­ca­de­le adı­na da­ha faz­la des­tek ala­cak­tı.
As­lın­da tüm ya­şa­nan­la­rı bir tek ifa­de ile özet­le­mek müm­kün: Mo­del­ler ça­tış­ma­sı. İs­ra­il’in, ra­di­kal Or­ta­do­ğu’da ye­ni “iti­dal blo­ğu”nun li­de­riy­miş gi­bi ha­re­ket et­me­si ve Mı­sır ve Suu­di Ara­bis­tan’la bir­lik­te il­ginç bir uyum ser­gi­le­me­si, alt­mış yıl­lık Fi­lis­tin so­ru­nu­nu ulus­la­ra­ra­sı çap­ta baş­lat­tı­ğı “te­rör­le mü­ca­de­le” te­zi­ne in­dir­ge­yen ABD’nin dış po­li­ti­ka ter­cih­le­riy­le de ol­duk­ça uyum­lu. Bu uyu­mu bo­zan ise ye­rel ve böl­ge­sel di­na­mik­le­rin di­ren­ci. “İs­lam’ın bir de­mok­ra­tik mo­del ola­rak ba­şa­rı­sı­nı ön­le­me” ama­cı, açık­ça iti­raf edil­me­se de, işin özü­nü oluş­tu­ru­yor. Çün­kü ye­ni “iti­dal blo­ğu”nu bir­leş­ti­ren or­tak nok­ta, Or­ta­do­ğu’da ye­ri­ni gi­de­rek sağ­lam­laş­tı­ran bu al­ter­na­tif si­ya­set al­gı­sı­nın yö­nü­nü de­ğiş­tir­mek ve mar­ji­nal­leş­ti­rip tas­fi­ye et­mek. İs­ra­il’in iç po­li­tik ge­rek­çe­le­ri, Oba­ma fak­tö­rü, Kas­sam ro­ket­le­ri ve Ha­mas/el-Fe­tih ge­ri­li­mi gi­bi me­se­le­le­rin ar­dın­da, as­lın­da Or­ta­do­ğu’ya hâ­kim ol­mak is­te­yen bu fark­lı mo­del­le­rin çe­kiş­me­si bu­lu­nu­yor.
Ge­le­ce­ğe dö­nük so­nuç­la­ra ge­lin­ce, son sal­dı­rı­nın as­ke­rî, si­ya­si ve psi­ko­lo­jik düz­lem­de Gaz­ze’de­ki Ha­mas ida­re­si­nin ka­zanç ha­ne­si­ne ya­zıl­dı­ğı ra­hat­lık­la söy­le­ne­bi­lir. İki yıl­dır uy­gu­la­nan am­bar­go­la­ra rağ­men, top­lum­sal ta­ba­nın­da hiç­bir eri­me ol­ma­yan, üs­te­lik yir­mi iki gün İs­ra­il kar­şı­sın­da di­ren­miş bir Ha­mas’ın pa­zar­lık ma­sa­sın­da­ki ağır­lı­ğı, ar­tık ön­ce­ki dö­nem­ler­de hiç ol­ma­dı­ğı ka­dar faz­la. Bu nok­ta­da bir di­ğer mo­del fark­lı­lı­ğı, “di­re­niş” mo­de­li ile “pa­zar­lık” mo­de­li ara­sın­da­ki çe­kiş­me, kri­tik bir aşa­ma­ya gel­miş du­rum­da.
Fi­lis­tin’den ba­kı­lın­ca ba­rış sü­reç­le­ri­nin bü­yük bir kan­dır­ma­ca ola­rak al­gı­lan­dı­ğın­da kuş­ku yok. Or­ta­da on beş yıl­dır dev­let vaa­diy­le sa­vun­ma si­lah­la­rı elin­den alın­mış ve bu­nun be­de­li­ni 7.000’i aş­kın si­vil ka­yıp, 13.000 esir ve bin­ler­ce sa­kat ile öde­miş bir halk bu­lu­nu­yor. Alt­mış yıl­lık iş­gal ta­ri­hin­de, son se­kiz yı­la ka­dar Kas­sam ro­ket­le­ri di­ye bir ol­gu yok­tu; ama Fi­lis­tin­li­ler ay­nı sı­kın­tı­la­rı ya­şı­yor­du. Fi­lis­tin­li­le­rin ço­ğu, 1991 Mad­rid ve 1993 Os­lo sü­re­cin­den umu­du­nu kes­miş du­rum­da. 1998 Wye Ri­ver Me­mo­ran­du­mu, 2000 Camp Da­vid gö­rüş­me­le­ri, 2002 Yol Ha­ri­ta­sı Pla­nı, Şu­bat 2005 Şarm eş-Şeyh Zir­ve­si, Ka­sım 2007 An­na­po­lis Zir­vesi ve da­ha ni­ce iri­li ufak­lı ba­rış gi­ri­şi­mi, çık­maz so­kak­ta pa­ti­naj ya­pıl­dı­ğı­nı gös­te­ri­yor.
Bu sü­re­cin de­va­mı ni­te­li­­ğin­de­ki hiç­bir gi­ri­şi­me Fi­listin hal­kı sı­cak bak­mı­yor. Gaz­ze ile Mı­sır ara­sın­da­ki tü­nel­le­ri ba­rı­şın ön şar­tı ola­rak gö­ren Ba­tı­lı­la­rın, ta­ban des­te­ği­ni kay­bet­miş Ab­bas’a Mı­sır üze­rin­den had­din­den faz­la des­tek ver­me­le­ri, Fi­lis­tin­li­le­rin Ba­tı’dan ge­le­cek tez­le­re kuş­ku­su­nu pe­kiş­tir­mek­ten baş­ka bir işe ya­ra­mı­yor. Fi­lis­tin hal­kı­nın içi­ne sin­me­ye­cek bir ba­rış müm­kün ol­ma­dı­ğı­na gö­re, ba­rı­şı tü­nel­ler­de ve İs­ra­il’in gü­ven­li­ğin­de ara­mak çık­maz so­kak­tır. Çö­züm, hal­kı tem­sil eden tüm ak­tör­le­rin işin için­de ol­du­ğu ve kli­şe al­gı­lar ye­ri­ne al­ter­na­tif mo­del­le­rin ma­sa­da bu­lun­du­ğu dip­lo­ma­tik ça­ba­la­ra fır­sat ve­ril­me­sin­de­dir.

Paylaş Tavsiye Et