Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (May 2009) > Söyleşiyorum > JOHN L. ESPOSITO: “Yolsuzluk ve Irak, Bush’u bitirecek”
Söyleşiyorum
JOHN L. ESPOSITO: “Yolsuzluk ve Irak, Bush’u bitirecek”
Konuşan: Ebru AFAT
11 Eylül saldırıları, son iki yüzyıldır tarihte hiç görülmemiş derecede adaletsizlik ve çatışmalarla boğuşmakta olan dünyamızın adeta totaliter bir açık hava hapishanesine dönüşmeye başlamasına neden oldu. Bu süreçte Müslümanlar, Batılı politikacılar ile küresel medyanın tetiklediği bir şeytanlaştırma kampanyasının odağına oturtuluverdiler. Ortadoğu’dan Uzakdoğu’ya uzanan coğrafyada ABD’nin çatışma eksenli imparatorluk kurma projeleriyle yüz yüze kalan Müslümanlar, göçmen olarak gidip bir türlü yerlileşemedikleri Avrupa ülkelerinde gittikçe hız kazanan İslam karşıtı uygulamaların hedefi haline geldiler. Böylesi bir ortamda şeytanın avukatlığını yapmak ise yine zihni açık entelektüellere düştü. Biz de yaşananlara farklı açılardan bakabilmek için 11 Eylül sonrasında sergilediği eleştirel duruş yüzünden ülkesinde neo-muhafazakâr çevrelerin hışmına uğrayan Amerikalı akademisyen John L. Esposito ile söyleştik. Georgetown Üniversitesi İslam Araştırmaları Merkezi’nde öğretim üyesi olan ve İslam dünyası üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan Prof. Esposito, 11 Kasım’da İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM)’nde “Milyarlarca Müslüman’ın Sesine Kulak Vermek” başlıklı bir konferans verdi.
 
Söy­le­şi­mi­ze ül­ke­niz Ame­ri­ka Bir­le­şik Dev­let­le­ri’nde 7 Ka­sım’da ya­pı­lan Kon­gre se­çim­le­ri­nin so­nuç­la­rı­nı de­ğer­len­dir­me­ni­zi is­te­ye­rek baş­la­ya­lım. De­mok­rat­lar 1994’ten bu ya­na ilk de­fa Kon­gre’nin iki ka­na­dı­nı oluş­tu­ran Tem­sil­ci­ler Mec­li­si ve Se­na­to’da ço­ğun­lu­ğu ele ge­çir­di­ler. Bu so­nuç­lar­dan son­ra Bush yö­ne­ti­mi­nin iç ve dış po­li­ti­ka­sın­da her­han­gi bir de­ği­şim gö­re­cek mi­yiz?
Bu­nu ke­sin ola­rak söy­le­mek bi­raz güç. Bush yö­ne­ti­mi­nin po­li­ti­ka­la­rın­da ba­zı de­ği­şik­lik­ler ola­ca­ğı­nı dü­şü­nü­yo­rum. Çün­kü De­mok­rat­lar, ör­ne­ğin Irak ko­nu­sun­da ge­nel­de ye­ni bir po­li­ti­ka­ya ih­ti­yaç du­yul­du­ğun­da ıs­rar­cı­lar. Fa­kat bu ye­ni po­li­ti­ka­nın ne­ye ben­ze­ye­ce­ği hu­su­sun­da ara­la­rın­da bir uz­laş­ma sağ­la­ya­bil­miş de­ğil­ler. O yüz­den se­çim so­nuç­la­rı­nın önem­li bir de­ği­şim ge­ti­rip ge­tir­me­ye­ce­ği­ni şim­di­den söy­le­mek zor. Emin ol­du­ğum tek bir hu­sus var ki, o da Bush yö­ne­ti­mi ile De­mok­rat­lar ara­sın­da Irak’tan çe­kil­me plan­la­rı üze­ri­ne bir an­tren­man ya­pı­la­ca­ğı. Bu nok­ta­da önü­müz­de­ki dö­nem­de ön­ce­lik­li ola­rak üze­rin­de du­ru­la­cak ko­nu­nun ABD baş­kan­lı­ğı ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum.
An­cak iç ve dış po­li­ti­ka­da ne öl­çü­de bir de­ği­şim ya­şa­na­ca­ğı hak­kın­da bir şey söy­le­mek için hâ­lâ çok er­ken. Ör­ne­ğin 11 Ka­sım’da­ki sa­bah ha­ber­le­rin­de Bush’un, İran ile Lüb­nan’da­ki te­rö­rist Hiz­bul­lah ör­gü­tü ara­sın­da bir bağ­lan­tı ol­du­ğun­dan bah­set­ti­ği­ni iz­le­dim. Bu­nun, ke­sin­lik­le Or­ta­do­ğu’da­ki du­ru­mu iyi­leş­ti­ri­ci yön­de bir yak­la­şım ol­ma­dı­ğı­nı söy­le­ye­bi­li­riz.
 
Dün­ya ka­mu­oyun­da Ame­ri­kan hal­kı­nın, hü­kü­met­le­ri­nin yurt­dı­şın­da ne­ler yap­tı­ğı­nı pek de umur­sa­ma­dı­ğı yö­nün­de ge­nel bir ka­nı var. Fa­kat bu se­çim­ler­de, Irak po­li­ti­ka­sı se­çim tar­tış­ma­la­rı­nın baş­lı­ca ko­nu­su ha­li­ne gel­di. Ne­den Ame­ri­kan hal­kı Irak Sa­va­şı gi­bi bir dış po­li­ti­ka me­se­le­si­ni gün­de­min ba­şı­na al­dı? Bu kez ne de­ğiş­ti? Zi­ra as­lı­na ba­kar­sa­nız ol­duk­ça il­ginç bir du­rum­la kar­şı kar­şı­ya­yız çün­kü ay­nı halk iki yıl ön­ce Ge­or­ge W. Bush’u ikin­ci de­fa baş­kan ola­rak seç­miş­ti.
ABD dı­şın­da ya­şa­yan in­san­la­rın iki yıl ön­ce ya­pı­lan baş­kan­lık se­çim­le­rin­de Bush’a ve­ri­len des­te­ğin te­mel ne­de­ni­ne da­ir önem­li bir ger­çe­ği göz­den ka­çır­dık­la­rı­nı dü­şü­nü­yo­rum. Bush’un ye­ni­den se­çil­me­si­ni sağ­la­yan baş­lı­ca hu­sus, hü­kü­me­tin te­rö­rizm teh­di­di­ne yap­tı­ğı vur­gu­nun do­za­jın­da­ki faz­la­lık­tı. Ame­ri­kan hal­kı ge­nel­de de­ni­za­şı­rı böl­ge­ler­de ne­ler ol­du­ğun­dan çok te­rö­rizm teh­di­diy­le il­gi­li­dir. Esa­sın­da hal­kın ço­ğu de­ni­za­şı­rı po­li­ti­ka­la­rı des­tek­le­di; çün­kü hü­kü­met te­rö­rizm­le sa­vaş­tı­ğı­nı vur­gu­lu­yor­du. Fa­kat 7 Ka­sım se­çim­le­rin­de iki te­mel me­se­le ya­ni yol­suz­luk ve Irak Sa­va­şı gün­de­me gel­di. Çün­kü Ame­ri­kan hal­kı Irak’ta ölen Ame­ri­kan as­ker­le­ri­nin sa­yı­sı­nın ve ay­nı za­man­da sa­va­şın eko­no­mik ma­li­ye­ti­nin git­tik­çe art­tı­ğı­nı da­ha açık bir bi­çim­de gör­me­ye baş­la­dı. Irak’ta­ki du­ru­mu gö­rü­yor­lar ve do­la­yı­sıy­la ger­çek ma­na­da her­han­gi bir iler­le­me sağ­lan­ma­dı­ğı­nı fark edi­yor­lar­dı. Bu se­bep­le bir­çok Ame­ri­ka­lı, dış po­li­ti­ka ile da­ha faz­la il­gi­len­me­ye baş­la­dı. Ame­ri­kan hal­kı­nın bü­yük ço­ğun­lu­ğu ger­çek­ten de ABD’nin Irak’tan çe­kil­di­ği­ni gör­mek is­ti­yor.
 
Pe­ki, ABD’de sü­rek­li tar­tı­şı­lan kür­taj, eş­cin­sel ev­li­lik­le­ri gi­bi iç me­se­le­le­rin se­çim so­nuç­la­rı üze­rin­de na­sıl bir et­ki­si ol­muş ola­bi­lir?
Bun­lar, üze­rin­de bü­yük tar­tış­ma­la­r ya­şan­an ko­nu­lar; an­cak bu tar­tış­ma­lar, söz edilen ko­nu­la­rı se­çim kür­sü­sü­ne ge­ti­ren ka­nat olan Cum­hu­ri­yet­çi­le­r’e önem­li öl­çü­de za­rar ver­di. Ör­nek ola­rak Vir­gi­ni­a eya­le­ti­ni ele ala­lım. Bu eya­let­te­ki ya­rış ba­şa baş geç­ti ve Cum­hu­ri­yet­çi Se­na­tör Ge­or­ge Al­len’ın ye­nil­gi­siy­le so­nuç­lan­dı. Al­len’ın se­çim kam­pan­ya­sın­da­ki ana vur­gu­su ge­le­nek­sel Ame­ri­kan ai­le de­ğer­le­ri üze­ri­ney­di ki bu da eş­cin­sel ev­li­li­ği­ne ve kür­ta­ja kar­şı ol­mak an­la­mı­na ge­li­yor­du. Fa­kat Ame­ri­kan hal­kı ar­tık ül­ke­de du­ru­mun de­ğiş­ti­ği­ni dü­şü­ne­rek en­di­şe­ye ka­pıl­dı­ğı için Al­len bu de­fa ba­şa­ra­ma­dı. Halk bu dav­ra­nı­şıy­la Bush yö­ne­ti­mi­ne ger­çek­ten po­li­ti­ka de­ği­şik­li­ği gör­mek is­te­di­ği­ne da­ir bir işa­ret gön­der­di ve bu­nu da ba­şar­dı.
 
De­mok­rat­la­rın bü­yük za­fe­rin­den son­ra Baş­kan Bush va­kit kay­bet­mek­si­zin, dün­ya­da Irak Sa­va­şı’nın mi­ma­rı ola­rak gö­rü­len Sa­vun­ma Ba­ka­nı Do­nald Rums­feld’in hü­kü­met­ten ay­rıl­dı­ğı­nı du­yur­du. Ba­ba Bush’un baş­kan­lı­ğı dö­ne­min­de CI­A baş­ka­nı ola­rak gö­rev ya­pan Ro­bert Ga­tes’i de Pen­ta­gon’un ye­ni pat­ro­nu ola­rak ata­dı. Bu gö­rev de­ği­şik­li­ği hak­kın­da ne dü­şü­nü­yor­su­nuz? Ga­tes Irak, Af­ga­nis­tan ve Bush yö­ne­ti­mi­nin te­rör­le mü­ca­de­le çer­çe­ve­sin­de kul­lan­dı­ğı ba­zı me­tot­lar hu­su­sun­da olum­lu adım­lar ata­bi­lir mi? Ga­tes’in atan­ma­sı olum­lu bir adım mı?
Ben­ce olum­lu bir adım; çün­kü her şey­den ön­ce Do­nald Rums­feld Ame­ri­kan dış po­li­ti­ka­sın­da­ki ba­şa­rı­sız­lı­ğın baş­lı­ca so­rum­lu­suy­du ve bir­çok açı­dan bu du­ru­mun sem­bo­lü ola­rak gö­rü­lü­yor­du. Son baş­kan­lık se­çim­le­ri­nin ar­dın­dan Bush’un ya­nın­da tut­ma­ya de­vam et­ti­ği ye­ga­ne ki­şiy­di. An­cak bu mem­nu­ni­yet­siz­lik sa­de­ce Ame­ri­kan hal­kın­da de­ğil, ay­nı za­man­da Ame­ri­kan or­du­sun­da da mev­cut­tu. Rums­feld’in gi­di­şi, Baş­kan Bush’un sem­bo­lik ola­rak Ame­ri­kan hal­kı ta­ra­fın­dan se­çim­ler­de ve­ri­len me­sa­jı der­hal al­dı­ğı­nı ve ge­re­ği­ni ye­ri­ne ge­tir­di­ği­ni gös­ter­me­si açı­sın­dan da önem­li.
Ge­li­nen nok­ta­da asıl so­rul­ma­sı ge­re­ken Ga­tes’in ne öl­çü­de ba­şa­rı­lı ola­bi­le­ce­ği. Ga­tes Rums­feld’den ol­duk­ça fark­lı ve Bush’un po­li­ti­ka­la­rı­na eleş­ti­ri­ler yö­nelt­miş bi­ri. O yüz­den Ga­tes’in Bush’u po­li­ti­ka de­ği­şik­li­ği­ne ik­na ede­bi­le­ce­ği umu­la­bi­lir. Üs­te­lik Bush eğer bir de­ği­şik­lik yap­mak is­ter­se, Ga­tes’in tav­si­ye­le­ri­ni göz önü­ne al­dı­ğı ma­ze­re­ti­ne sı­ğı­na­bi­lir. Çün­kü si­zin de bil­di­ği­niz gi­bi Bush kı­sa bir sü­re ön­ce za­ten Irak po­li­ti­ka­sı­nı ye­ni­den göz­den ge­çir­di­ği­ni söy­le­miş­ti. Bu­ra­da­ki esas me­se­le, Baş­kan Bush’un ne öl­çü­de bir de­ği­şik­lik yap­mak is­te­ye­ce­ği. Zi­ra de­ği­şik­lik yap­tı­ğı tak­dir­de her­kes Bush’un po­li­ti­ka­sı­nın ba­şa­rı­sız­lı­ğa uğ­ra­dı­ğı­nı ken­di­si­nin de bil­di­ği­ni ile­ri sü­re­cek­tir. An­cak Bush ha­ta yap­tı­ğı­nı iti­raf et­mek­ten hoş­lan­ma­yan bi­ri. Ay­rı­ca ulu­sal açı­dan ba­kıl­dı­ğın­da bu, onun baş­kan ola­rak ta­rih­te­ki ima­jı açı­sın­dan da ol­duk­ça en­di­şe ve­ri­ci bir du­rum.
 
Fa­kat Ga­tes bir is­tih­ba­rat gö­rev­li­si ve bu da bir­çok in­san­da en­di­şe­ye yol açı­yor. Ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­ler ala­nın­da ça­lı­şan ta­nın­mış bir Türk aka­de­mis­yen, Ga­tes hak­kın­da­ki yo­ru­mun­da, ken­di­si­nin bir is­tih­ba­rat gö­rev­li­si ol­ma­sı ne­de­niy­le Ame­ri­kan po­li­ti­ka­la­rın­da bun­dan böy­le giz­li ope­ras­yon­lar­la çok da­ha yo­ğun kar­şı­la­şa­ca­ğı­mı­zı ifa­de edi­yor­du. Rums­feld açık bir ki­şiy­di, çok net ko­nu­şu­yor­du ve ak­lın­da­ki­le­ri ge­nel­lik­le açık­ça söy­lü­yor­du. Fa­kat bu kez is­tih­ba­rat gö­rev­li­si bir sa­vun­ma ba­ka­nı söz ko­nu­su ve bu ki­şi Rums­feld’den da­ha teh­li­ke­li ola­bi­lir.
Bil­mi­yo­rum, da­ha doğ­ru­su Ga­tes’in Rums­feld’den da­ha kö­tü ola­ca­ğı­nı san­mı­yo­rum. Bush’un ilk dö­ne­min­de Ga­tes’in CI­A’in ba­şın­da bu­lun­muş ol­ma­sı şüp­he­siz önem­li; ama bi­li­yor­su­nuz, bir­çok ki­şi yö­ne­tim­de de­ği­şik ko­num­lar­da bu­lu­na­bi­lir ve bu da önem­li bir so­run oluş­tur­maz. Ga­tes ile il­gi­li önem­li so­ru işa­ret­le­ri ola­bi­lir; fa­kat ben onun çok ze­ki ve çok ye­te­nek­li bi­ri ola­rak gö­rül­dü­ğü­nü dü­şü­nü­yo­rum. Bu­gün Bush yö­ne­ti­miy­le iliş­ki­li, Cum­hu­ri­yet­çi Par­ti’den bir­çok ki­şi Baş­kan Bush’u ve onun dış po­li­ti­ka­sı­nı eleş­ti­ri­yor ki bu da ol­duk­ça umut ve­ri­ci bir ge­liş­me. İş­le­rin Rums­feld dö­ne­min­de­kin­den da­ha kö­tü­ye gi­de­ce­ği­ni hiç zan­net­mi­yo­rum.
 
Tür­ki­ye’de ve sa­nı­rım Av­ru­pa’da da bir­çok ana­list, me­se­le dış po­li­ti­ka ol­du­ğun­da De­mok­rat­lar ile Cum­hu­ri­yet­çi­ler ara­sın­da çok bü­yük fark­lar ol­ma­dı­ğı­nı ile­ri sü­rü­yor­lar. Eğer 2008 se­çim­le­rin­de De­mok­rat­la­r’ın ada­yı se­çi­lir­se, ye­ni De­mok­rat baş­kan te­rör zan­lı­la­rı­na sor­gu­la­ma es­na­sın­da iş­ken­ce ya­pıl­ma­sı­nı en­gel­le­ye­bi­lir, Gu­an­ta­na­mo Üs­sü’nü ve CI­A’in dün­ya­nın dört bir ya­nın­da­ki giz­li ha­pis­ha­ne­le­ri­ni ka­pa­ta­bi­lir mi? Yok­sa o da Bush yö­ne­ti­mi­nin te­rör­le mü­ca­de­le po­li­ti­ka­sı­nın ana un­sur­la­rı­nı de­vam et­ti­rir mi?
Bu çok önem­li bir so­ru. Son baş­kan­lık se­çim­le­ri sı­ra­sın­da el-Ah­ram ga­ze­te­si­nin da­vet­li­si ola­rak Ka­hi­re’dey­dim ve ora­da Bush yö­ne­ti­mi­ni eleş­ti­rir­ken şöy­le bir nok­ta­ya işa­ret et­miş­tim: Şa­yet o se­çim­ler­de Se­na­tör John Kerry baş­kan se­çil­miş ol­say­dı, Ame­ri­kan po­li­ti­ka­la­rın­da el­bet­te ba­zı de­ği­şik­lik­ler ola­bi­lir­di; fa­kat sı­ra Irak ko­nu­su­na gel­di­ğin­de Kerry o dö­nem­de son de­re­ce as­ke­rî çö­züm yan­lı­sı bir gö­rün­tü çi­zi­yor­du. Kerry daha sonra o gö­rün­tü­sü­nü de­ğiş­tir­di.
Şim­di, baş­kan­lık için ki­min aday ola­ca­ğı so­ru­su­nun De­mok­rat­lar için asıl önem ka­za­nan so­ru ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum. De­mok­rat­la­r’ın geç­ti­ği­miz dö­nem­de Bush’un iz­le­di­ği­ne ben­zer bir po­li­ti­ka­yı des­tek­le­dik­le­ri­ni söy­le­mek yan­lış ol­ma­sa da son ay­lar­da ne­re­de fark­lı­laş­tık­la­rı­nı hep be­ra­ber gör­dük. De­mok­rat­lar, ABD’nin git­tik­çe ba­ta­ğa sap­lan­mak­ta olan Irak po­li­ti­ka­sın­dan uzak­laş­ma­la­rı ge­rek­ti­ği­nin far­kı­na var­dı­lar. Şim­di ise özel­lik­le aday­la­rın mev­cut te­rör­le mü­ca­de­le po­li­ti­ka­la­rın­da ne­re­ye ka­dar re­form yap­ma eği­li­mi için­de ol­duk­la­rı, ne tür po­li­ti­ka­la­rı des­tek­le­dik­le­ri üze­rin­de du­rul­ma­lı. Zi­ra bu sa­de­ce bir par­ti me­se­le­si de­ğil, da­ha zi­ya­de bir ki­şi­lik me­se­le­si. Ör­ne­ğin, Il­li­no­is eya­le­ti se­na­tö­rü Ba­rack Oba­ma gi­bi genç ve ya­rı­şa gir­di­ği tak­dir­de ka­zan­ma şan­sı yük­sek bir isim De­mok­rat Par­ti’nin ada­yı ol­ma­yı ba­şa­rır­sa, bu alan­lar­da di­ğer aday­la­ra gö­re çok da­ha faz­la iler­le­me sağ­la­na­bi­lir. Ama şim­di­den De­mok­rat­la­r’ın, Bush yö­ne­ti­mi­nin po­li­ti­ka­la­rın­dan ne öl­çü­de uzak­la­şa­cak­la­rı­nı tah­min et­mek ol­duk­ça zor. Bu ko­nu­da bü­yük oran­da be­lir­siz­lik hâ­kim.
 
Ya Se­na­tör Hil­lary Clin­ton? Eğer aday olur ve baş­kan se­çi­le­bi­lir­se ba­zı de­ği­şik­lik­ler ya­pa­bi­lir mi?
Ba­yan Clin­ton’ın faz­la bir de­ği­şik­lik ya­pa­bi­le­ce­ği­ni san­mı­yo­rum. Fa­kat asıl me­se­le, özel­lik­le Or­ta­do­ğu söz ko­nu­su ol­du­ğun­da di­ğer po­li­ti­ka­cı­lar gi­bi, Ba­yan Clin­ton’ın da mev­cut po­li­ti­ka­la­rı de­ğiş­tir­me­yi ger­çek­ten is­te­yip is­te­me­di­ği. Çün­kü o da oy al­mak için faz­la­sıy­la prag­ma­tik dav­ra­nı­yor. Ör­ne­ğin eşi­nin baş­kan­lı­ğı sı­ra­sın­da Ame­ri­ka’nın İs­ra­il’de­ki bü­yü­kel­çi­li­ği­ni ne­den Ku­düs’ten Tel Aviv’e ta­şı­ma­dı­ğı­nı so­ru­yor ve bu ko­nu­da çok sert açık­la­ma­lar ya­pı­yor­du. Fa­kat New York se­na­tö­rü se­çil­me­sin­den iti­ba­ren du­ru­şu­nu ol­duk­ça de­ğiş­tir­di ve ar­tık İs­ra­il-Fi­lis­tin me­se­le­sin­de son de­re­ce sert­lik yan­lı­sı bir yak­la­şı­mın sa­vu­nu­cu­su oldu. Do­la­yı­sıy­la şim­di­den ke­sin bir şey söy­le­mek güç. Ba­yan Clin­ton son ay­lar­da Bush yö­ne­ti­mi­ni ve onun Irak po­li­ti­ka­la­rı­nı ba­ya­ğı eleş­tir­di; an­cak bu ko­nu­da ken­di­si­nin ne tür po­li­ti­ka­lar iz­le­ye­ce­ği­ne da­ir net bir açık­la­ma­da bu­lun­ma­dı. Baş­kan­lık ya­rı­şı­na ka­tıl­ma­sı du­ru­mun­da Hil­lary Clin­ton’ın po­li­ti­ka­la­rı­nı, han­gi tu­tu­mun da­ha faz­la oy ge­ti­re­ce­ği ger­çe­ği şe­kil­len­di­re­cek­tir.
 
Ame­ri­kan hal­kı­nın ge­nel ola­rak bir ka­dın baş­ka­na ha­zır ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yor mu­su­nuz?
Bir ka­dın ada­yın ABD Baş­ka­nı se­çil­mek hu­su­sun­da ol­duk­ça yük­sek bir şan­sa sa­hip ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum. Bu­ra­da asıl me­se­le, söz ko­nu­su ka­dı­nın kim ol­du­ğu ve si­ya­si tav­rı­nın na­sıl gö­rün­dü­ğü. Her ha­lü­kar­da alı­na­cak her tür­lü olum­lu ya da olum­suz so­nuç, Hil­lary Clin­ton’ın ka­dın ol­ma­sın­dan çok na­sıl bir aday ol­du­ğuy­la il­gi­li ola­cak. De­mok­rat­lar’ın po­li­ti­ka­la­rıy­la so­run­la­rı olan kim­se­ler, Ba­yan Clin­ton ile de so­run­lar ya­şa­ya­cak­tır; çün­kü, onun geç­miş­te­ki ba­zı po­zis­yon­la­rıy­la il­gi­li ra­hat­sız­lık­la­rı var. Ay­nı du­rum Dı­şiş­le­ri Ba­ka­nı Con­do­le­ez­za Ri­ce için de ge­çer­li. Onun da İran me­se­le­sin­de ta­kı­na­ca­ğı ta­vır be­lir­le­yi­ci ola­cak.
 
Fa­kat Con­do­le­ez­za Ri­ce ır­kı ne­de­niy­le de­za­van­taj­lı gö­rü­nü­yor; tıp­kı Ba­rack Oba­ma gi­bi… Ben ABD’nin -ka­dın ve­ya er­kek ol­sun- si­yah bir baş­ka­na ha­zır olduğunu zan­ne­tmiyorum.
Ama Co­lin Po­well baş­kan­lık se­çi­mi­ne gir­sey­di çok cid­di bir aday ola­bi­lir­di. Ge­ri dön­dü­ğün­de se­çil­mek için çok yük­sek bir şan­sı ola­bi­lir­di. Si­yah aday­lar se­çim es­na­sın­da ge­nel ola­rak bi­raz oy kay­be­de­bi­lir­ler; fa­kat ben yi­ne de beş yıl ön­ce­si­ne oran­la bu­gün si­yah ve ka­dın aday­la­rın çok ama çok yük­sek şans­la­rı ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum. Zi­ra du­rum sü­rek­li de­ği­şi­yor.
 
Ame­ri­kan ta­ri­hin­de ilk de­fa Kon­gre’de Müs­lü­man bir üye yer alı­yor. Hem si­yah hem de Müs­lü­man olan De­mok­rat Ke­ith El­li­son, Min­ne­so­ta eya­le­ti tem­sil­ci­si ola­rak se­çil­di. Bu ge­liş­me­yi na­sıl yo­rum­lu­yor­su­nuz?
Müs­lü­man ce­maa­ti açı­sın­dan ele alır­sak şüp­he­siz bu çok önem­li bir ge­liş­me. Bi­li­yor­su­nuz, ce­ma­at­ten bi­ri­nin böy­le bir ma­ka­ma gel­me­siy­le, o ce­ma­at­te­ki in­san­lar ken­di­le­ri­ni da­ha bü­tün­leş­miş ve da­ha güç­lü his­set­me­ye baş­lar. Za­ten Müs­lü­man­lar bir sü­re­dir ye­rel yö­ne­tim­le­re se­çi­li­yor­du. Ar­tık ulu­sal dü­zey­de de se­çil­miş bi­ri­si var ve bu çok önem­li. Kon­gre’ye da­ha ön­ce se­çil­miş ba­zı Arap asıl­lı Ame­ri­ka­lı­lar var­dı; fa­kat bun­lar Hı­ris­ti­yan’dı. Her ha­lü­kar­da Kon­gre’ye bir Müs­lü­man’ın se­çil­me­si sem­bo­lik açı­dan çok önem­li.
 
9 Ka­sım’da İn­gi­liz İç İs­tih­ba­rat Teş­ki­la­tı MI5 Şe­fi Eli­za Man­ning­ham-Bul­ler, İn­gil­te­re’de­ki te­rö­rist teh­di­din bo­yut­la­rı hak­kın­da bek­len­me­dik bir uya­rı­da bu­lun­du. Bu uya­rı­sı­nın ar­dın­dan da Baş­ba­kan Tony Bla­ir ona des­tek çık­tı ve te­rör teh­di­di­nin en az bir ne­sil sü­re­ce­ği­ni söy­le­di. Fa­kat İn­gil­te­re ay­nı za­man­da, Irak, Af­ga­nis­tan ve İs­ra­il-Fi­lis­tin ça­tış­ma­sı da da­hil ol­mak üze­re bü­tün Or­ta­do­ğu po­li­ti­ka­la­rın­da ABD’nin en ya­kın müt­te­fi­ki ko­nu­mun­da. Bla­ir hü­kü­me­ti po­li­ti­ka­la­rı­nı göz­den ge­çir­me­yi as­la dü­şün­mü­yor. Müs­lü­man­la­rın ba­kış açı­sı­na gö­re Bla­ir hü­kü­me­ti İn­gil­te­re’de­ki bü­tün Müs­lü­man­la­rı po­tan­si­yel te­rö­rist ve ola­ğan şüp­he­li ola­rak gös­ter­me­ye ça­lış­mak­tan baş­ka bir şey yap­mı­yor. Bu kı­sır dön­gü­nün da­ha uzun sü­re de­vam et­me­si müm­kün mü?
Şüp­he­siz bu çok teh­li­ke­li bir du­rum ve si­zin so­ru­nuz da çok önem­li. Bu­ra­da üze­rin­de du­rul­ma­sı ge­re­ken iki nok­ta ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum: Bi­rin­ci­si, İn­gil­te­re’de dış po­li­ti­ka­da­ki so­run­lar ger­çek an­lam­da ele alı­na­na ka­dar önem­li bir de­ği­şim gör­me­ye­ce­ğiz. İn­gil­te­re’de ba­sit­çe ka­muy­la iliş­ki­le­ri vur­gu­la­mak su­re­tiy­le ba­şa­rı­lı bir ka­mu dip­lo­ma­si­si­nin var­lı­ğın­dan bah­se­de­bi­li­riz. Ör­ne­ğin Bla­ir sü­rek­li kalp­le­ri ve zi­hin­le­ri ka­zan­mak­tan bah­se­di­yor ve za­man za­man Or­ta­do­ğu ko­nu­sun­da son de­re­ce man­tık­lı ko­nu­şu­yor. Fa­kat 9 Ka­sım’da ol­du­ğu gi­bi, gü­nün so­nun­da Bla­ir dış po­li­ti­ka­sı­nın so­nuç­la­rı­nı gör­mez­den ge­li­yor. Tıp­kı Bush gi­bi Bla­ir de Irak’ta ba­şa­rı­sız­lı­ğa uğ­ra­yan po­li­ti­ka­lar­dan so­rum­lu, ya­şa­nan­la­rın bir par­ça­sı ve Bla­ir’in da­nış­man­la­rı da bu imaj­dan do­la­yı en­di­şe için­de­ler. Hiç kim­se yan­lış yap­tık de­mek­ten hoş­lan­maz; fa­kat ar­tık Fi­lis­tin me­se­le­si­ni ele al­ma­nın za­ma­nı gel­di. Fi­lis­tin me­se­le­si­ni ger­çek­çi bir şe­kil­de ele al­mak ya­ni sa­de­ce Fi­lis­tin dev­le­tin­den söz et­mek ve Fi­lis­tin­li te­rö­rist­le­ri la­net­le­mek­le ye­tin­me­yip, ay­nı za­man­da İs­ra­il’in Lüb­nan Sa­va­şı’nda ve Ba­tı Şe­ri­a ve Gaz­ze’de sür­dür­dü­ğü po­li­ti­ka­la­rı­nı, yap­tı­ğı bom­ba­la­ma­la­rı ve bu­nun so­nuç­la­rı­nı eleş­tir­mek ge­re­ki­yor. Irak ve Af­ga­nis­tan’da ya­şa­nan­la­rı ise söy­le­me­ye bi­le ge­rek yok.
İkin­ci­si ise, İn­gil­te­re’de­ki Müs­lü­man ce­ma­at de ken­di için­de te­rö­rizm prob­le­mi üze­rin­de ko­nuş­ma­lı. Ger­çi bu baş­la­dı fa­kat hâ­lâ ba­zı so­run­lar mev­cut. Ör­ne­ğin ba­zı ka­muo­yu yok­la­ma­la­rı önem­li bir Müs­lü­man azın­lı­ğın Lon­dra’da­ki 7 Tem­muz sal­dı­rı­la­rı­nı des­tek­le­di­ği­ni gös­te­ri­yor. An­cak bu şüp­he­siz ce­maa­tin ge­ne­li­ni kap­sa­mı­yor; sa­de­ce bel­li bir azın­lı­ğa te­ka­bül edi­yor. Fa­kat eğer Müs­lü­man ol­ma­yan bir İn­gi­liz va­tan­da­şıy­san, gö­re­ce­ğin ilk şey bu tür te­rö­rist sal­dı­rı­lar ve ar­dın­dan bu ül­ke­nin va­tan­da­şı olan ve -ger­çek­te te­rö­rist ol­ma­dı­ğı hal­de- bu sal­dı­rı­la­ra des­tek ve­ren in­san­lar ola­cak­tır. İn­gi­liz­ler ül­ke­le­ri­nin Irak po­li­ti­ka­sı­nı eleş­ti­ri­yor; Müs­lü­man İn­gi­liz va­tan­daş­la­rı da. An­cak Müs­lü­man­la­rın bu eleş­ti­ri­le­ri­nin, on­la­rın te­rö­rist sal­dı­rı­la­rı des­tek­le­di­ği söy­le­mi­ni hak­lı­laş­tır­dı­ğı­nı dü­şün­mü­yo­rum. Do­la­yı­sıy­la, her iki ta­raf da di­le ge­tir­dik­le­ri so­run­la­rın üze­ri­ne da­ha cid­di­yet­le, da­ha güç­lü bir şe­kil­de git­mek zo­run­da.
 
Fa­kat İn­gil­te­re’de çok güç­lü bir ka­muo­yu bas­kı­sı var. Söz ko­nu­su bas­kı do­la­yı­sıy­la Müs­lü­man­la­rın ken­di­le­ri­ni kıs­tı­rıl­mış his­set­tik­le­ri ve bu­nun da ken­di­le­ri­ni eleş­tir­me sü­reç­le­ri­ni olum­suz yön­de et­ki­le­di­ği söy­le­ni­yor. Siz bu gö­rü­şe ka­tı­lı­yor mu­su­nuz?
Bir zor­luk var şüp­he­siz; fa­kat şu­nun da an­la­şıl­ma­sı ge­re­kir ki, med­ya­nın do­ğa­sı be­nim “pat­la­yı­cı man­şet olay­la­rı” de­di­ğim ol­gu­ya da­ya­nır. Do­la­yı­sıy­la med­ya­da vur­gu­la­nan olay­la­rın ne ol­du­ğu­na ba­kar­ken önem­li ha­le ge­len hu­sus, bu du­ru­mu sü­ku­net­le ele ala­cak kaç İn­gi­liz Müs­lü­man söz­cü­ye sa­hip ol­du­ğu­nuz­dur. Ay­nı so­run­la biz ABD’de de kar­şı kar­şı­ya­yız. Müs­lü­man ce­maa­ti bu ko­nu­da ken­di­si­ni ge­liş­tir­me­ye de­vam et­me­li. Halk­la iyi iliş­ki­ler ku­rul­ma­sı nok­ta­sın­da ki­şi­ler bü­yük önem ka­za­nı­yor. Ama hak­lı­sı­nız İn­gil­te­re’de­ki Müs­lü­man­lar için du­rum git­tik­çe da­ha faz­la güç­le­şi­yor. Fa­kat bu olum­suz du­ru­mun oluş­ma­sı­na kıs­men ül­ke­de­ki ba­zı Müs­lü­man­lar da ne­den olu­yor. Mi­li­tan ki­şi­le­rin siv­ri söy­lem­le­ri so­run­la­ra da­vet çı­ka­rı­yor. İki yıl ön­cey­di sa­nı­rım, Dow­ning Stre­et’te­ki Baş­ba­kan­lık Ofi­si’nin dı­şın­da bi­ri­le­ri, bun­lar geç­miş­te­ki el-Mu­ha­ci­run ve­ya Hizbu’t-Tah­rir gi­bi grup­lar­dı, mi­li­tan­ca slo­gan­lar atı­yor­lar­dı. Ta­bii ba­sın he­men bun­la­rı man­şe­te ta­şı­dı. Ev­le­rin­de ai­le­le­riy­le otu­ran, ak­şam ye­me­ği yi­yen, ca­mi­ye gi­dip na­maz kı­lan ve ken­di gün­lük iş­le­riy­le uğ­ra­şan Müs­lü­man­la­rı man­şet yap­mı­yor­lar. İn­gil­te­re’de­ki sı­ra­dan bir in­san da bun­la­rı gö­rün­ce “aman Tan­rım, ne olu­yo­ruz böy­le?” di­yor do­ğal ola­rak. Ka­bul et­me­miz ge­re­ken bir di­ğer so­run da, İn­gil­te­re’de ve Av­ru­pa’da git­tik­çe yay­gın­la­şan göç­men kar­şı­tı yak­la­şım­lar. Müs­lü­man­lar göç­men kar­şı­tı ka­nun­lar­la çev­re­le­ni­yor. Bu­nun so­nu­cun­da da İs­la­mo­fo­bi yük­se­li­yor ve teh­li­ke git­tik­çe bü­yü­yor.
 
Kı­sa­ca kor­ku­nun se­be­bi­nin din­sel ve­ya me­de­ni­yet­sel en­di­şe­ler ile eko­no­mik çı­kar­la­rın ka­rı­şı­mı ol­du­ğu­nu söy­le­ye­bi­lir mi­yiz?
Evet, bu ye­rin­de bir tes­pit…
 
Çün­kü şu sı­ra­lar özel­lik­le Kı­ta Av­ru­pa’sın­da cid­di eko­no­mik so­run­lar var.
Doğ­ru. Göç­men kar­şı­tı tu­tum­lar ço­ğu za­man bu eko­no­mik en­di­şe­ler­den kay­nak­la­nı­yor. Müs­lü­man­lar bir­çok ül­ke­de en ka­la­ba­lık göç­men grup ve nü­fus­la­rı da git­tik­çe ar­tı­yor. Do­la­yı­sıy­la bu, ba­zı­la­rı­nın ken­di­ni da­ha faz­la teh­dit al­tın­da his­set­me­si­ne ne­den olu­yor. Bir­çok Av­ru­pa ül­ke­sin­de sos­yo-eko­no­mik ko­şul­lar ne­de­niy­le Müs­lü­man­la­rın uyuş­tu­ru­cu ti­ca­re­ti gi­bi suç­la­ra yo­ğun şe­kil­de ka­rış­tık­la­rı­nı gö­rü­yor­su­nuz.
 
Ma­ale­sef doğ­ru. 
Ke­sin­lik­le. Müs­lü­man ol­ma­yan sı­ra­dan bir in­san dö­nüp bak­tı­ğın­da ha­pis­te­ki Müs­lü­man­la­rı gö­rü­yor ve bu da kor­ku­yu ar­tı­rı­yor.
 
Geç­ti­ği­miz 7 Tem­muz’da ya­ni Lon­dra met­ro­su­na yö­ne­lik sal­dı­rı­la­rın yıl­dö­nü­mün­de, İn­gi­liz The Gu­ar­di­an ga­ze­te­sin­de ya­yım­la­nan “Bil­gi­siz­lik çem­be­ri­nin dı­şı­na çı­ka­lım” baş­lık­lı ma­ka­le­niz­de, Gal­lup ta­ra­fın­dan ya­pı­lan ve Müs­lü­man­lar hak­kın­da bil­gi ver­me­yi amaç­la­yan bir araş­tır­ma­nın so­nuç­la­rın­dan bah­se­di­yor­du­nuz. 11 Ka­sım’da İSAM’da yap­tı­ğı­nız ko­nuş­ma­nız­da da yi­ne bu araş­tır­ma­ya de­ğin­di­niz. Bu tür ça­lış­ma­la­rın Ba­tı top­lum­la­rı nez­din­de Müs­lü­man ve İs­lam ima­jı­na kat­kı­da bu­lun­du­ğu­na ina­nı­yor mu­su­nuz?
Bu tür araş­tır­ma­la­rın çok bü­yük bir po­tan­si­yel ba­rın­dır­dı­ğı­nı, araş­tır­ma so­nuç­la­rı­nın bir­çok ki­şi­yi ol­duk­ça şa­şır­ta­ca­ğı­nı dü­şü­nü­yo­rum. Böy­le dü­şün­me­min baş­lı­ca ne­de­ni, bu tür araş­tır­ma­la­rın ger­çek­te Müs­lü­man­la­rın ne­ye inan­dık­la­rı­nı, na­sıl dü­şün­dük­le­ri­ni, yal­nız­ca bir uz­ma­nın, bir si­ya­set­çi­nin, bir di­nî li­de­rin gö­rüş­le­ri­ne da­yan­mak zo­run­da kal­mak­sı­zın or­ta­ya ko­ya­bil­me­mi­ze im­kan sağ­la­ma­sı­dır. Müs­lü­man­la­rın Ba­tı’ya kar­şı olan tu­tum ve dav­ra­nış­la­rı ne­ler­dir? Ba­tı’da sev­dik­le­ri ya da sev­me­dik­le­ri şey­ler ne­ler­dir? Söz ko­nu­su araş­tır­ma­lar bun­la­rın or­ta­ya çık­ma­sı­nı ve Ba­tı­lı in­san­la­rın zih­nin­de Müs­lü­man­lar hak­kın­da oluş­muş bir­çok ön­yar­gı­nın de­ğiş­me­si­ni sağ­lı­yor.
 
Söy­le­şi­mi­zi Tür­ki­ye-Av­ru­pa Bir­li­ği iliş­ki­le­riy­le ala­ka­lı bir so­ruy­la ta­mam­la­mak is­ti­yo­rum. Tür­ki­ye’nin AB’ye üye­lik sü­re­ci­ni na­sıl de­ğer­len­di­ri­yor­su­nuz? Fa­kat lüt­fen dü­rüst­çe ce­vap ve­rin. Zi­ra bu so­ru­yu bir­çok aka­de­mis­ye­ne sor­dum ve çok il­ginç ce­vap­lar al­dım. Tür­ki­ye’nin AB’ye bir gün tam üye ola­bi­le­ce­ği­ne ger­çek­ten ina­nı­yor mu­su­nuz?
Bu ol­duk­ça önem­li bir so­ru. Tür­ki­ye’nin AB’ye tam üye olup ola­ma­ya­ca­ğı tar­tı­şı­lı­yor; ama ba­na ka­lır­sa bu­ra­da asıl me­se­le Av­ru­pa’nın Tür­ki­ye’nin tam üye­li­ği­ne ha­zır olup ol­ma­dı­ğı. Av­ru­pa Tür­ki­ye’nin in­san hak­la­rı, eko­no­mi gi­bi ko­nu­lar­da ulaş­ma­sı ge­re­ken he­def­le­ri be­lir­li­yor; an­cak bu he­def­le­re ulaş­ma­sın­da ona pek de yar­dım­cı ol­mu­yor. Mev­cut Türk hü­kü­me­ti bir­çok kri­tik ko­nu­da AB’ye kar­şı çok uyum­lu bir ta­vır ser­gi­le­di; an­cak bir o ka­da­rın­da da hâ­lâ so­run­lar­la bo­ğu­şu­lu­yor. AB sı­nır­la­rı için­de ya­şa­yan bir ki­şi, ne­re­dey­se her gün Tür­ki­ye’nin her­han­gi bir iç me­se­le­si­nin ön­ce gün­dem oluş­tur­du­ğu­nu, son­ra da mü­za­ke­re baş­lı­ğı ha­li­ne gel­di­ği­ni gö­rü­yor. Böy­le bir şe­yin baş­ka bir ül­key­le ya­şan­dı­ğı­nı ha­tır­la­mı­yo­rum. Ör­ne­ğin, ba­zı Av­ru­pa dev­let baş­kan­la­rı Tür­ki­ye’ye AB üye­lik yo­lu­nu aça­lım de­dik­le­ri za­man, as­lın­da ül­ke­le­rin­de bu ko­nu­da re­fe­ran­dum ya­pıl­ma­sı­na ta­raf­tar de­ğil­ler. Çün­kü bu re­fe­ran­dum iş­le­ri da­ha da kar­ma­şık­laş­tı­ra­cak. Ben­ce her ha­lü­kar­da bu tar­tış­ma ya­pıl­ma­lı. An­cak Yu­na­nis­tan ve di­ğer ül­ke­le­rin AB’ye ka­bu­lün­de kul­la­nı­lan kıs­tas­lar ney­se, Tür­ki­ye’ye kar­şı da on­lar kul­la­nıl­ma­lı. Ama ben AB’nin Tür­ki­ye’yi üye­li­ğe ka­bul po­li­ti­ka­la­rı ko­nu­sun­da şüp­he­li­yim.
 
Bu ko­nu­da Müs­lü­man dün­ya­sı­nın yak­la­şı­mı na­sıl? Tür­ki­ye AB’ye üye olur­sa Müs­lü­man ül­ke­le­rin bun­dan hoş­nut ola­ca­ğı­nı dü­şü­nü­yor mu­su­nuz? Ya da so­ru­yu şöy­le so­ra­lım: Müs­lü­man dün­ya ka­mu­oyu­nun bir bö­lü­mü Tür­ki­ye’nin AB üye­li­ği­nin ger­çek­leş­me­si ha­lin­de iha­ne­te uğ­ra­dık­la­rı his­si­ne ka­pı­la­bi­lir mi?
Ha­yır. Ak­si­ne Tür­ki­ye eğer AB’ye ka­bul edil­mez­se Müs­lü­man dün­ya ka­muo­yu Tür­ki­ye ile ay­nı duy­gu­la­rı his­se­de­cek­tir. Çün­kü Tür­ki­ye Müs­lü­man bir ül­ke. AB, Tür­ki­ye’nin önem­li bir ül­ke ol­du­ğu­nu unut­maz ve Tür­ki­ye’yi Müs­lü­man ol­ma­sı ne­de­niy­le dış­la­ma­yıp üye­li­ğe ka­bul eder­se bu, Müs­lü­man dün­ya­ üze­rin­de olum­lu bir et­ki ya­pa­cak­tır. Tür­ki­ye’nin red­de­dil­me­si ha­lin­de do­ğa­cak ne­ga­tif et­ki­ler ko­nu­sun­da ol­duk­ça en­di­şe­li­yim. Müs­lü­man­la­rın ve Müs­lü­man ül­ke­le­rin ço­ğun­lu­ğu Tür­ki­ye’nin AB üye­li­ğin­den bü­yük bir mem­nu­ni­yet du­ya­cak­lar­dır.

Paylaş Tavsiye Et