Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Eylül 2009) > Toplum > Bir sinema yaratmak
Toplum
Bir sinema yaratmak
Hilal Turan
1970’Lİ yıllarda, o güne dek Türk sinemasına hâkim olan ve Batı sinemasının adeta kopyası olarak nitelendirilebilecek bir içerik ve biçime, onunkine benzer bir star sistemine dayanan Yeşilçam anlayışının karşısında, dönemin ideolojik kutuplaşmalarından beslenen Ulusal, Devrimci ve Toplumsal Gerçekçi sinema anlayışları ilk örneklerini vermeye başladı. Ancak tüm bu farklı sinema akımlarının tıpkı dayandıkları ideolojiler gibi bir “yerlilik” problemi yaşadığı su götürmezdi.
Milli Sinema fikri tam da böyle bir ortamda gelişti. Batı’ya körü körüne öykünme olarak özetlenebilecek modernleşme biçiminin tezahürü olarak gördüğü toplumsal yozlaşmaya karşı, milli ve manevi değerlere yaslanmayı hedefleyen Milli Sinema, sinema üzerine estetik arayışlardan ziyade geleneksel yapıların hızla çözüldüğü bir yangın ortamına behemehal su taşıma üzerine kurulu bir sinema anlayışına tekabül ediyordu. Milli Sinema tezinin teori ve pratikte öncülüğünü uzun süre tek başına yürüten Yücel Çakmaklı, Batı’nın karşısına Doğu’yu, madde karşısına ruhu, yabancı olan karşısına yerliyi yerleştirdiği diyalektik bir sinema anlayışı ortaya koydu. Dönemin ideolojilere dayalı sinema anlayışına uygun olarak Çakmaklı’nın sinemasını da büyük ölçüde Türk-İslam sentezi fikri biçimlendiriyordu. Bilhassa Memleketim filmi bu fikrî çizginin simgesi niteliğindedir. Şule Yüksel Şenler’in büyük ilgi gören Huzur Sokağı romanından uyarladığı ilk filmi Birleşen Yollar ile Çakmaklı, muhafazakâr kitleyi sinemayla barıştırmanın yanı sıra, Cumhuriyet’le birlikte kendini nerdeyse “tarihin dışına atılmış” hisseden bir kitleyi ilk kez beyaz perdede “var” kılıyordu.
TRT dönemi ise biçim olarak genellikle klasik Yeşilçam üslubuna yaslanan Çakmaklı’nın, yönetmenliğini konuşturmaya başladığı, yeni estetik arayışlarını içeren film ve dizi çalışmalarına sahne oldu. Necip Fazıl’ın tiyatro eserinden uyarladığı Bir Adam Yaratmak, üstadın diyaloglarda hiçbir değişikliğe izin vermemesi nedeniyle teyatral bir nitelik taşısa da, Çakmaklı dar mekanda farklı kamera hareketleri ve görüntü bozmalarla kahramanın ruh halini görsel plana başarıyla aksettiriyordu.
Zehra, Çile ve Bir Adam Yaratmak gibi eserlerini uyarladığı Necip Fazıl’ın, “cemiyet yoğurucusu, fikirci ve aksiyoncu sanatkâr” ifadesi Yücel Çakmaklı’nın kişiliğinde, sinemasında tecessüm etmiş gibiydi. Gönül isterdi ki, onun filmleriyle büyüyen ve sinemasının temel derdini oluşturan Türk halkı, cenazesinde kalabalıklar oluştursun. Ancak Yeşilçam’da kural böyle işliyordu. Halkın zihninde, türlü sıkıntılarla film üreten yönetmenler değil de Türkan Şoraylar, Hülya Koçyiğitler kalıyordu.
Yücel Çakmaklı kendi köşesinde kozasını ören bir sanatçı olmak yerine, türlü maddi sıkıntıları da göğüsleyerek, bir medeniyet sineması yaratma çabasında iddialı bir adım attı. Onun mirasını hatasıyla sevabıyla katığı yapıp, yeni bir sinema estetiği ile süslemek ise sinemayı dert edinenlerin önünde vefa borcu olarak duruyor.

Paylaş Tavsiye Et