Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Dünya Siyaset
Düzeni yıkmak kolay, kurmak zor
Mesut Özcan
AMERİKA Irak’ta Saddam yönetimini sona erdirme ve Irak’a demokrasi getirme gerekçesiyle başlattığı savaşı 1 Mayıs’ta bitirdiğini açıkladı. Ama o tarihten bugüne (21 Eylül) kadar gerçekleştirilen saldırılarda ölen 165 Amerikan askeri, 19 Ağustos’ta Bağdat’taki BM Merkezi’ne yapılan saldırı başta olmak üzere, bombalama eylemleri ve Amerikalılar tarafından öldürülen on binden fazla Iraklı sivil bu açıklamayı tekzip ediyor. Aradan geçen bunca zamana rağmen ABD ve müttefikleri Irak’ta istikrarı sağlamaya muvaffak olamadılar. ABD’nin Irak’ta gerçekleştirdiği operasyon pek çok kişinin beklediğinden kısa sürse de, ülkede istikrarı sağlamak ve huzur ortamını oluşturmak beklenenden daha uzun bir zaman alacak gibi gözüküyor. Bunun en önemli sebebi, Amerikan yönetiminin Irak’ın gerçeklerini dikkate almaması ve askeri gücüne fazla güvenmesidir. Irak’ta yaşananlar ABD dış politikasına yön verenlerin oluşturmayı düşündükleri dünya düzeninin gerçeklerden ne kadar kopuk olduğunu gösteriyor.
Savaştan önce yapılan yorumlarda, ABD’nin benimsediği dış politika anlayışıyla Irak’ta Saddam yönetimini sona erdirmesinin kolay; bir düzen kurmasının ise zor olduğu dile getirilmişti. Gerçekten de ABD yönetiminin dünya düzenine yaklaşımı ve hukuku ihmal eden tavırları uluslararası düzenin alacağı şekil açısından pek hayırlı işaretler vermiyor. Güvenlik ve istikrarı sağlayamayan, üstelik saldırılar yüzünden sinirleri iyice gerilen Amerikan askerleri kontrolsüz ve ölçüsüz tepkilerle durumu iyice çıkmaza sokuyor. Robert Fisk’in The Independent gazetesinde, haftada ortalama en az bin Iraklı sivilin öldürüldüğünü kaydetmesi, Amerikan askerlerinin şiddet kullanımının ne boyuta ulaştığının göstergesi. Savaşın sona ermesiyle birlikte en azından istikrarın sağlanması ve en başta açıklanan, Irak’ı demokratikleştirme hedefine doğru gidildiğinin gösterilmesi gerekiyordu. Yakın zaman önce Irak’ta oluşturulan Geçici Konsey bu anlamda yeni bir başlangıcı ifade ediyor. Bu konsey oluşturulurken Irak’ın dini ve etnik yapısı göz önüne alınarak her grubun nüfusu oranında temsili amaçlandı. Ama seçilen isimlerin, halkın taleplerini ne kadar yansıttığı ve temsil kabiliyetlerinin ne olduğu bir soru işareti. Çünkü bu konseyin üyeleri seçilmiş kişiler değiller; ABD tarafından göreve getirildiler. Seçim yapılırken de mümkün olduğunca ABD için sorun oluşturmayacak isimlerin burada yer alması sağlandı. Irak’ta kurulan Geçici Hükümet Konseyi’nin Şii üyelerinden (Saddam Hüseyin döneminde Dışişleri Bakanlığı’nın uluslararası ilişkilerden sorumlu bölümünde görev yapmış olan) Akile El Haşimi’nin 20 Eylül’de uğradığı silahlı saldırı bu durumun ilk işareti kabul edilebilir. Halkın taleplerinin ne ölçüde yönetime yansıdığını görebilmek için seçimlerin yapılmasını beklemek gerekecek.
Ülkede yeni yönetim oluşturulana kadar konsey çeşitli görevleri icra edecek ve ülkenin bundan sonra alacağı şeklin belirlenmesinde Amerikalılarla beraber söz sahibi olmaya çalışacak. Konseyin üyelerinin Irak halkının temsilcisi olarak çeşitli uluslararası toplantılara katılmaya başladığını ve demeçler verdiğini görüyoruz. Dışişleri bakanı Arap ülkeleri zirvesine katılıyor, konsey başkanı Türkiye’ye gelip dışişleri bakanı ile görüşmelerde bulunuyor. Burada dikkatlerden kaçmayan bir konu ise konsey üyelerinin gündemi ve beklentileriyle, onları bu göreve getiren Amerikalıların beklentileri arasındaki farklılıklar. Bu anlamda Amerikalılar ile konsey üyeleri arasında bir güç mücadelesi gündeme gelebilir. Ülkeyi kontrol eden ve onları bu göreve getiren Amerikalılar karşısında çok fazla şansları olmasa da, konsey üyeleri, ellerindeki gücün azamisini kullanmaya çalışacak ve gelecekte Irak’ın alacağı şekilde etkili olmak isteyeceklerdir.
ABD yetkilileri Irak’ta yönetimin yeniden yapılandırılmasının en az 5 yıl süreceğini, dışişleri bakanı da Irak’ta otoriteyi tamamen BM’ye bırakmayacaklarını açıkladı. Yine de ABD’nin BM çerçevesi altında ülkeye uluslararası güç gönderilmesi konusunu gündeme getirmesi ve farklı ülkelerden asker talebinde bulunması bazı gerçekleri yavaş yavaş kabul etmeye başladığı anlamına geliyor. Ancak bütün bunlar ABD’nin Irak’ta düzen kurmakta zorlanmaya başlaması sonrasında gündeme geldi. Savaşın başında BM’yi by-pass ederek hareket etmekte beis görmeyen ABD, düzen kurmakta zorlanınca geri adım atmak zorunda kaldı. Gelişmeleri yakından takip eden diğer ülkeler ise ABD’nin bu yaklaşımı sonrasında, Irak’ın yeniden şekillendirilmesini sadece ABD’ye bırakmamaya kararlı gözüküyorlar. BM Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisine sahip ülkeler, ABD’nin BM’den alacağı bir kararda etkili olmak için girişimleri başlattılar bile. Fransa’nın, Irak’ta yönetimin en kısa zamanda kendi vatandaşlarına bırakılması yönündeki tekliflerini reddeden ABD, diğer oyuncuların kolayca alana girmelerine izin vermeyeceğinin işaretini vermiş oldu. Gelecek günlerde, BM çerçevesinde Irak’la ilgili yeni tartışmaların alevleneceği anlaşılıyor.
Irak’taki bütün bu gelişmeler Birinci Körfez Savaşı ve sonrasını hatırlatıyor. ABD o zaman da Irak’ın Kuveyt’i işgalini sona erdirirken ‘Yeni Dünya Düzeni’nin temellerinin atıldığını ve Soğuk Savaş’ın bitmesiyle beraber hukukun üstünlüğünün esas olacağı bir uluslararası düzenin oluşturulacağını vaat ediyordu. Aradan geçen on yılı aşkın zamanda, dünyaya düzenden çok düzensizlik hakim oldu. Uluslararası sistemin nasıl bir şekil alacağı ve burada kimin etkili güç olacağı tartışmaları hâlâ devam ediyor. Saddam yönetimi bu çerçevede, Körfez Savaşı’ndan bugüne kadar büyük güçlerin mücadelesinde araç işlevi gördü. Birinci Körfez Savaşı sırasında ve sonrasında ilan ettiği ‘hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına dayalı uluslararası sistemi’ oluşturamayan ABD, bu savaştan önce vadettiği demokratik Irak hedefine kolayca ulaşamayacak gibi görünüyor. Bunun en önemli sebebi ise, ABD’nin beyan ettiği amaçları ile gerçek amaçlarının, o zaman da şimdi de birbirine uymamasıdır. Soğuk Savaş’ın galibi olmanın verdiği güven ve askeri anlamda alternatifsiz olmanın rahatlığıyla hareket eden ABD, on yıldan fazla bir zamandır Irak üzerinden dünya hegemonyasını kurmaya çalışıyor. ‘Yeni Dünya Düzeni’ ve ‘demokratikleştirme’ gibi söylemlerle dünya kamuoyunu etkilemeye çalışsa da, üslûbu ve tek yanlı tavırları ABD’nin yapmaya çalıştığı şey konusunda diğer ülkelerin şüpheye düşmesine neden oluyor. Aslında şüpheye düşen sadece diğer ülkeler değil; ABD içerisinde de yönetimin politikalarının sorgulanmaya başladığını görüyoruz. Her gün Amerikan basınında, dış politikaya yön veren şahinlerin hatalarını kabul edip istifa etmelerini isteyen sesler yankılanıyor.
Irak’ta yeni bir aşamaya girildi. Savaş sona erdi; ama savaştan çok daha uzun sürecek ve ciddi mücadelelere sahne olacak yeniden inşa süreci başlamış durumda. Irak’ta uluslararası örgütlerin ve ABD dışındaki küresel aktörlerin daha aktif olmaya çalışacakları bir döneme girmiş bulunuyoruz. Bu dönemde Türkiye’nin Irak’ta nasıl bir rol alacağı da asker gönderme tartışmalarının karara bağlanmasıyla daha net hale gelecek.

Paylaş Tavsiye Et