Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Dünya Siyaset
İran’da seçim arifesinde ‘seçim’
Fatma Tunç Yaşar
İRAN, devrimin yirmi beşinci yılına girerken çok hassas ve önemli bir dönemeçten geçmenin sınavını veriyor. 1997’de reform yanlısı Muhammed Hatemi’nin Cumhurbaşkanı seçilmesi devrimden sonra İran siyasi hayatının belki de en önemli dönüm noktasıydı. Rejimin cumhuriyetçi niteliğini vurgulayan ve meşruiyetini halk oyuna dayandıran reformcuların parlamentoda sandalyelerin üçte ikisini kazanarak neredeyse mutlak bir çoğunluk sağlaması İran siyasi hayatında yeni bir dönemin başladığını haber veriyordu. Reformcuların bu başarısı, muhafazakârların şahsında somutlaşan merkezî, otoriter ve baskıcı kurumsallaşmanın sonu olarak değerlendiriliyordu. Dört yıllık bir Hatemi tecrübesinden sonra, “reformun devam edip etmeyeceği konusunda bir referandum” havası içerisinde geçen Haziran 2001 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden, Hatemi’nin oy oranını artırarak çıkması ve ikinci kez seçilen ilk cumhurbaşkanı olması ise, “halkın bütün baskılara rağmen reformları desteklediği ve reformların devam etmesini istediği” şeklinde yorumlanmıştı.
Oysa, 1997’den itibaren İran iç siyasetinde yaşanan gelişmeler, reformcuların temel argümanları olan bireysel özgürlükler, sivil alanın genişletilmesi ve dış dünyaya açılma konusunda çok az mesafe kat edilebildiğini gösteriyor. Muhafazakârların baskısı ve reformları engellemek için çıkardığı krizler nedeniyle Hatemi, gerçekleştirmeye çalıştığı neredeyse hiçbir değişikliği tam olarak, hatta kısmen bile gerçekleştirme imkanı bulamadı. Aksine reform adına atılan her adım yeni bir yasağın gerekçesi oldu. Basın özgürlüğü, çok sayıda reform yanlısı gazetenin muhafazakârların egemenliğindeki mahkemeler tarafından kapatılmasıyla; düşünce ve ifade hürriyeti ise, birçok entelektüelin kendini hapiste bulmasıyla sonuçlandı. Reformcuların çoğunluğu oluşturduğu Meclis de yasaların anayasa ve şeriata uygunluğunu denetleyen muhafazakâr Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin vetoları ya da bazı durumlarda dini liderin doğrudan müdahaleleri nedeniyle anlamsız ve işlevsiz bir konuma geldi. İran’daki yukarıdan aşağıya halk iradesini denetlemeye çalışan bu yapının seçilmişlerden ziyade atanmışlara itibar ettiği ve halk oyu ile seçilenlere hareket alanı tanımadığı yönündeki kanaat ise gün geçtikçe daha çok taraftar buldu. Katılım oranının %80’lere ulaştığı 1997 seçimlerinden sonra 2001’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılımın dikkate değer oranda düşmesi, halkın seçime ve seçilmişlere olan inancını yitirdiğinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Son olarak, Şubat 2003 Belediye Meclisi seçimlerinde katılımın %13’lere kadar inmesi bu argümanı doğruluyor. Hatemi’nin bu seçimlerin ardından yaptığı “tehlike çanları çalıyor” uyarısı, 20 Şubat’ta yapılacak olan ve İran iç siyasetinde bir devrim etkisi yaratması beklenen parlamento seçimleri öncesinde çok daha manidar gözüküyor.
Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin, “İslam Cumhuriyeti’ne ve anayasaya bağlı olmadıkları” gerekçesiyle 20 Şubat’ta yapılacak parlamento seçimleri için başvuran 8157 kişiden, aralarında Cumhurbaşkanı Hatemi’nin kardeşi ve Meclis Birinci Başkan Yardımcısı Muhammed Rıza Hatemi ile İkinci Başkan Yardımcısı Behzat Nebavi’nin de bulunduğu 3605’inin adaylığını reddetmesi ülkeyi yeni bir siyasi krizin eşiğine sürükledi. Peki, Konsey’in adaylık için başvuranlardan yarıya yakınını reddetmesinin arkasındaki neden neydi?
1997’de Hatemi’nin beklenmedik bir şekilde oyların %70’ini alarak cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından (Hatemi’nin seçimi kazanması bekleniyordu; ancak oy oranının bu kadar yüksek olması hiç beklenmiyordu) İran’da yapılan her seçim, muhafazakârlar ve reformcular arasındaki güç mücadelesine sahne oluyor. Bugün reformcular Meclis’te çoğunluğu oluşturmalarına rağmen, Meclisin işleyişini sağlayan temel kurumlar ve dinamikler muhafazakârların kontrolünde bulunuyor. Muhafazakârlar seçimleri, Meclisin mevcut yapısını değiştirme konusunda önemli bir fırsat olarak görüyor. Adaylıkları reddedilenlerin büyük çoğunluğunun reformculardan oluşması ve bunlar arasında halen görevde olan seksenin üzerinde milletvekilinin bulunması seçim arefesinde yapılan ‘seçim’in amacını ortaya koyuyor.
Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin halkoyuna gitmeden önce adayları denetlemesi ve veto etmesi bazı çevreler tarafından “sivil darbe” olarak nitelendiriliyor. Çünkü seçim öncesinde gerçekleştirilen bu eleme ve ayıklama operasyonu, reformcuları seçimden men etme suretiyle muhafazakârların yolunu açmayı amaçlıyor. Böylelikle, Meclisin kompozisyonu şimdiden belirlenmiş oluyor. Bu durumda, 2001 cumhurbaşkanlığı ve 2003 belediye seçimlerinde olduğu gibi seçime katılımın düşük olması çok muhtemel. Nitekim bazı reformcular Konsey’in geri adım atmaması halinde sonuçları önceden belli olan bu seçimi boykot edeceklerini açıkladılar.
Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin kararı, başta Hatemi olmak üzere milletvekillerinin, valilerin, bilim adamlarının, seçim komisyonunun ve toplumun farklı kesimlerinden çok sayıda kişinin tepkisine neden oldu. Bunlar içerisinde Hatemi’nin ihtiyatlı ancak tehditkâr tepkisi ülkenin içinde bulunduğu durumu göstermesi açısından oldukça manidar. Ülkenin bir kaosa sürüklenmesinden endişe duyan Hatemi, seçimle göreve gelmiş bir hükümetin serbest seçimleri organize etme ve vatandaşlarının haklarını korumada yetersiz kalması durumunda toplu istifaların olabileceği tehdidinde bulunurken, herkesi aşırılıktan kaçınmaya ve yasal çerçevede davranmaya davet etti. Seçim Komisyonu da bir açıklama yaparak adaylıkları iptal edilenlere yönelik kararın tekrar gözden geçirilmemesi durumunda 20 Şubat’taki seçimlerin iptal edileceğini duyurdu.
Baskılar üzerine Koruyucular Konseyi, dini lider Ayetullah Ali Hamaney’den gelen talimatı dikkate alarak veto kararını yeniden gözden geçirdi ve ilk planda 200 reformcu adayın müracaatına onay verdi. Ancak geride müracaatları reddedilen 3405 aday olduğu düşünülünce 200 onay reformcuları tatmin etmekten uzak görünüyor. Dolayısıyla Konsey’in ve reformcuların bundan sonraki tutumu İran’ın geleceği açısından oldukça önemli. Konsey’in, kararı, reddedilen adayların geneline yansıyacak şekilde düzeltme yoluna gitmemesi, ülkede 1999’daki öğrenci olaylarına benzer yeni gerilimleri tırmandırabilir ve ülkeyi kaosa sürükleyebilir. Öte yandan reform yanlılarının sandığa gitmeyi protesto etmeleri de, 2003 belediye seçimlerinde olduğu gibi muhafazakârların lehine sonuç doğurabilir. Bu da, muhafazakârların mecliste yeniden çoğunluğu ele geçirmeleri anlamına geliyor ki; bu durum ne reformcuların, ne de halkın büyük çoğunluğunun istediği bir durumdur.
İran’da seçimler, Hatemi ile birlikte başlayan dünyaya açılma projesiyle de yakından ilgili görünüyor. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını gevşetme kararı ve İran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) sıkı denetimini kabul edeceğini açıklaması dünya medyası açısından dışa açılmanın en önemli göstergeleri olarak yorumlandı. Ancak, İran’da yaşanması muhtemel kaos ya da anti-demokratik seçimler bu gelişmelere gölge düşürebilir.

Paylaş Tavsiye Et