Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Dünya Siyaset
Tel Afer’de olanlar ne anlama geliyor?
Mesut Özcan
EYLÜL ayı içerisinde ABD’nin Irak’ın kuzeyindeki Tel Afer kentinde gerçekleştirdiği operasyonlar, Bağdat üzerinde yoğunlaşan dikkatleri bir kez daha ülkenin kuzeyine çekti. Türk kamuoyu ve hükümetinin konuyla yakından ilgilenmesinin nedeni Tel Afer kentinin nüfusunun büyük ölçüde Şii Türkmenlerden oluşmasıydı.
ABD operasyona gerekçe olarak, Suriye sınırından ve güneyden gelen bazı direnişçilerin şehre sızmalarını gösteriyordu. Amerikalıların bu iddialara kaynak olarak, ‘Irak Ulusal Gücü’nü göstermeleri ve ülkenin kuzeyindeki bu gücün büyük ölçüde KDP ve KYB üyelerinden oluşması, Türkiye’de bazı şüphelere neden oldu. ABD yetkilileri kentteki direnişçilerin sayısının 300 civarında olduğunu iddia ediyorlardı ve bu kadar kişiyi yakalamak için, nüfusu 350 bin civarında olduğu belirtilen bir şehri bombalamak çok da ikna edici gelmiyordu. Operasyon devam ederken Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan ve Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamalar, Türkiye’nin buradaki Türkmenlerin haklarının korunması konusunda hassas olduğunu gösterdi. Özellikle Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, operasyonun devam etmesi ve sivil Türkmenlerin zarar görmesi durumunda ABD ile Irak’ta gerçekleştirilen işbirliğinin tamamen sona erebileceğini söylemesi dikkat çekiciydi. Türk kamuoyu da bu konuda oldukça ciddi bir hassasiyet sergiledi ve çeşitli sivil toplum kuruluşları, ABD’nin operasyonunu kınayan eylemler düzenlediler.
Tüm bu gelişmeler Irak’ta önümüzdeki günlerde yaşanması beklenenlerle birlikte değerlendirilirse, daha anlamlı olacaktır. Ülkede Ekim ayı içerisinde nüfus sayımının ve 2005 yılı Ocak ayında da seçimlerin gerçekleştirilmesi hedefleniyor. Bu iki önemli olay Irak’ın bundan sonra alacağı şekil açısından oldukça belirleyici olacak. Ülkenin yıllardır savaş ve kaos ortamı içerisinde bulunması nedeniyle, demografik yapı hakkında net bilgilere ulaşmak mümkün olmuyor. Böyle olunca da, Irak içerisindeki çeşitli etnik ve dinî gruplar, kendilerinin sayılarının fazla olduğunu iddia ediyorlar. Nüfus sayımının gerçekleştirilebilmesi, ülkenin demografik yapısının daha sağlıklı şekilde bilinmesine imkan sağlayacağı gibi, siyasî yapılarda da temsil adaleti ile ilgili tartışmaların nihayete erdirilmesinin önünü açabilir. Ama bu sayımın ne denli sağlıklı yapılacağı ve sayım sırasında halka hangi soruların sorulacağı da belirleyici bir unsur olacaktır. Pek çok bölgede güvenliğin hâlâ tam olarak sağlanamadığı düşünülürse, ortaya çıkacak sonuca birçok itirazın olacağı şimdiden öngörülebilir. Zaten direnişçilerin bir amacı da, ülkenin ABD’nin belirlediği takvime uygun bir şekilde yeni döneme hazırlanmasının mümkün olmadığını gösterebilmektir.
 
Kerkük Faktörü
Nüfus sayımı konusunda dikkatlerin en fazla yoğunlaşacağı şehir Kerkük olacaktır. Kerkük, Türkmenlerin çoğunlukta olduğu bir şehir olarak bilinmesine rağmen, Saddam Hüseyin döneminde buradaki Türk ve Kürt nüfus başka bölgelere gönderilmiş ve bir Araplaştırma siyaseti güdülmüştü. Saddam yönetiminin devrilmesinden sonra şehre, geriye bir göç başladı; ama burada en önemli sıkıntı, kentte çoğunluğu elde etmek isteyen Kürt grupların eskiden burada ikamet etmeyen insanları da buraya göç ettirmesidir. Özellikle Barzani, Kerkük’le ilgili hak iddialarını sık sık gündeme getiriyor. Ankara’nın bu konudaki tepkileri nedeniyle, Türkiye’ye bizzat gelen Talabani’den farklı olarak, Barzani daha alt seviyedeki temsilcilerini gönderiyor. Saddam yönetimi sonrasında şehrin güvenliğinin Kürt güçlerde olması, bu tersine göçü kolaylaştıran bir diğer faktör olarak zikredilebilir. Özellikle Suriye’den kaçan Kürtlerin buraya yerleştirilmek istendiği ileri sürülüyor. İşte, Tel Afer olayının Türk kamuoyunda büyük tepkiyle karşılanmasının ve Dışişleri Bakanı’nın sert çıkışının altında, Kerkük’ün Saddam güçlerinden kurtulmasının ardından Peşmerge kontrolüne girmesi endişesi yatıyor. Kürt grupların Türkmenlerin yoğun olduğu Tel Afer’i denetim altına almayı amaçlarken ABD’yi de kullanmaya çalışmaları, bu endişenin boyutunu artırıyor. Operasyon sona erdikten sonra şehre dönen Türkmenler, Amerikalıların şehrin yönetiminden sorumlu kaymakam ile diğer bazı yetkilileri değiştirdiklerini ve bu değişikliklerden rahatsız olduklarını belirtiyorlar.
Kürtlerin bu bölgeyi kontrol etme isteğinin arkasındaki diğer bir neden, Türkiye’nin son dönemlerde gündeme getirdiği yeni sınır kapısı ile ilgili görülüyor. Habur Kapısı’nın yanında Suriye sınırına yakın Ovaköy’den açılacak ve Türk sınırından 110 km uzaklıktaki Tel Afer ile Musul üzerinden Bağdat’a ulaşmaya imkan verecek olan bu kapı, Türkiye’nin Habur’a olan bağımlılığını azaltacak. Böylesi bir gelişmenin ise elbette ekonomik ve siyasî sonuçları olacak. Irak’ın Türkmen bölgelerinden geçecek bu rota, Türkiye üzerinden gerçekleşen ticaretten Kürt grupların elde ettikleri önemli miktardaki geliri azaltacağı gibi, Habur sınır kapısının Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanılmasını engelleyecektir. Ayrıca, bu hat üzerindeki Türkmenlerin yeni durumdan olumlu yönde etkilenmeleri Irak içerisindeki ekonomik ve siyasi etkinliklerini artıracak. Bu da bir bakıma Türkiye’nin bölgede güç ve hareket kabiliyeti kazanması demektir. Nitekim bununla bağlantılı olarak, çatışmalar sırasında sert açıklamalar yapan ve devreye girerek operasyonu durdurmaya çalışan Türkiye, kısa süre içerisinde bölgeye insanî yardım malzemesi de gönderdi. Ancak, Kızılay ekibi Erbil’e dönerken saldırıya uğradı ve bu olay Türk kamuoyunda infial uyandıran bir diğer gelişme oldu. Aynı şekilde Tel Afer’deki operasyonla ilgili olarak kamuoyunda sıklıkla gündeme gelen diğer bir eleştiri de, bir avuç direnişçi için şehri ablukaya alarak, havadan ve karadan bombalayarak operasyon gerçekleştiren ABD’nin, terörist ilan ettiği ve Irak’ın kuzeyinde sayıları binlerle ifade edilen PKK mensuplarına karşı bir eyleme girişmekten geri durmasıydı.
Bütün bu yaşananlar, teröre karşı küresel savaş başlatan ABD yönetiminin, bir yandan terör konusundaki alışılmış çifte standardını, diğer yandan, yaklaşan seçimler öncesinde Irak işgalinin tam anlamıyla bir iç politika malzemesine dönüştürüldüğünü gösteriyor. Bush yönetimi, Irak’ta işlerin iyiye gittiği, ülkenin geleceği ile ilgili takvimin hızla işlediği ve Irak politikasının başarıya ulaştığı konusunda vatandaşlarını ikna etmek için acele ediyor ve bu yüzden direnişe karşı oldukça sert tavır takınıyor. Bunu yaparken de Irak’ın kuzeyinde istediklerini büyük ölçüde elde eden ama Kerkük gibi konularda hâlâ beklentileri olan Kürt gruplarla iş tutuyor. İstikrarın henüz sağlanamadığı ama gerilimin hızla tırmandığı Irak’ta, özellikle uygun koşulları kollayan Kürtlerin bazı girişimleri gibi nedenlerle, yakın gelecekte Türkiye’nin dikkatle takip etmesi gereken pek çok gelişmeye sebep olabilir. Bir kaos alanına dönüşen Irak’ın bundan sonra alacağı şekil gündeme geldikçe, bundan olumlu veya olumsuz etkilenecek aktörler de ellerindeki kozları oynayacaklar ve Irak’ta sıcak gelişmeler yaşanmaya devam edecek.

Paylaş Tavsiye Et