Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Türkiye Siyaset
“Mamma li Turchi”: Türkler geliyor?
Cihat Arınç
SON bir­kaç yıl­da dün­ya­da mil­li­yet­çi akım­la­rın, özel­lik­le sü­per güç ABD’nin gü­ce/şid­de­te da­ya­lı kü­re­sel po­li­ti­ka­la­rı­na bağ­lı ola­rak, ye­ni­den yük­se­li­şe geç­ti­ği gö­rü­lü­yor. Tür­ki­ye’de de ulu­sal­cı eği­lim­ler, AB mü­za­ke­re­le­ri çer­çe­ve­sin­de önü­mü­ze ko­nu­lan zor­lu ta­lep­ler ve PKK te­rö­rü gi­bi ye­rel fak­tör­ler­den de bes­le­ne­rek öne çık­ma­ya baş­la­dı. Ulu­sal­cı söy­lem, ya­kın ta­ri­he za­yıf re­fe­rans­lar­la oluş­tu­ru­lu­yor. Bu se­bep­le bu­gün ar­tık Ye­ni­den Ku­va-yı Mil­li­ye, ye­ni bir Kur­tu­luş Sa­va­şı vb. ifa­de­ler­le sık­ça kar­şı­la­şı­yo­ruz. İl­ginç olan şu ki, bir ara­ya gel­me­si ta­hay­yül edi­le­me­ye­cek ka­dar ‘kar­şıt’ ol­du­ğu dü­şü­nü­len ve ken­di­le­ri­ni fark­lı si­ya­sî ge­le­nek­ler içe­ri­sin­de ta­nım­la­yan ba­zı züm­re­ler bu sü­reç­te ulu­sal­cı­lık ça­tı­sı al­tın­da top­lan­ma­ya baş­la­dı­lar. Do­la­yı­sıy­la bu­ra­da önem­li olan, ar­tık salt mil­li­yet­çi­li­ğin yük­se­li­şi de­ğil­dir; fa­kat mil­li­yet­çi­li­ğin bu şe­kil­de yük­se­li­şi­dir ve bu res­min Tür­ki­ye öl­çe­ğin­de ne an­la­ma gel­di­ği­dir. Her şey­den ön­ce bu re­sim, söz ko­nu­su ‘fark­lı’ züm­re­le­rin fik­rî te­mel­le­ri­nin sağ­lam­lı­ğı nok­ta­sın­da kuş­ku­ya düş­me­miz ge­rek­ti­ği an­la­mı­nı ta­şı­yor.
Sö­zü edi­len ‘fark­lı’ züm­re­ler, ayırt edi­ci va­sıf­la­ra sa­hip, il­ke­le­ri be­lir­gin, ayak­la­rı ye­re sağ­lam ba­san, ar­gü­man­la­rı­nı sağ­lam ku­ran, mev­cut du­rum­la­rı ken­di çer­çe­ve­si içe­ri­sin­de prob­lem­leş­ti­ren ve prob­lem­le­re ken­di pers­pek­ti­fin­den ha­re­ket­le “iş­ler­li­ğe sa­hip” çö­züm­ler üre­te­bi­len fik­rî olu­şum­lar mı­dır, yok­sa sa­de­ce slo­gan­la­ra yas­lı ucuz söy­lem­ler üre­ten baş­ka tür­den şey­ler mi? Va­kıa­nın il­ki ol­ma­dı­ğı açık­tır; çün­kü eğer öy­le ol­say­dı, bü­tün bu ya­pı­lar ga­rip bir ‘ay­nı­laş­ma’ has­ta­lı­ğı­na ya­ka­la­na­rak ulu­sal­cı­lı­ğın ku­ca­ğı­na fır­la­tıl­maz­dı. Bu­gün, el­de ken­di­mi­ze ait hiç­bir öz­gün ve te­mel­len­di­ril­miş fi­kir kal­ma­dı­ğı ve ka­fa­lar gün geç­tik­çe iyi­den iyi­ye ka­rış­tı(rıl­dı)ğı için, bir­bi­rin­den fark­lı ol­du­ğu dü­şü­nü­len çev­re­le­rin yak­la­şım­la­rın­da sığ bir ay­nı­laş­ma ya­şa­nı­yor. Bu­ra­da göz­den ka­çı­rıl­ma­ma­sı ge­re­ken bir di­ğer nok­ta ise şu­dur: Söz ko­nu­su il­ke­ler ve çer­çe­ve­nin ku­rul­muş ol­ma­sı ile en­te­lek­tü­el na­mus ara­sın­da güç­lü bir iliş­ki var­dır. Bir fik­rî ya­pı­nın il­ke­ler çer­çe­ve­sin­de sağ­lam bir şe­kil­de ku­rul­ma­sı ve ge­liş­ti­ri­le­rek güç­len­di­ril­me­si, an­cak o çer­çe­ve­ye du­yu­lan ih­ti­yaç ve inan­cın sü­rek­li­li­ğiy­le müm­kün­dür -ki bu­ra­da en­te­lek­tü­el na­mus­la bu inan­cı kas­te­di­yo­ruz. İnanç sü­rek­li olur­sa, ya­pı ge­li­şir; şa­yet ya­pı ge­liş­mi­yor­sa inanç ya za­yıf­tır ya da yok­tur. Bu nok­ta­da inan­cı, ka­ba ‘ta­raf­tar’ tu­tu­muy­la ka­rış­tır­ma­mak ge­re­kir. Tür­ki­ye’de­ki ki­mi ‘fark­lı’ züm­re­le­rin fik­rî te­mel­le­ri­nin za­yıf­lı­ğı, ulu­sal­cı­lık tec­rü­be­sin­de açı­ğa çık­mış­tır. Bu ay­nı za­man­da söz ko­nu­su züm­re­le­rin ayak bas­tı­ğı ze­mi­nin de re­to­rik­ten baş­ka bir şey ol­ma­dı­ğı­nı or­ta­ya koy­muş­tur.
Ulu­sal­cı­lı­ğın ge­ti­ri­le­rin­den bi­ri olan Türk­lük söy­le­mi, son üç yıl içe­ri­sin­de ya­yım­la­nan bir­çok ki­tap­la yep­ye­ni bir bo­yut ka­zan­dı. Yıl­la­ra gö­re in­ce­len­di­ğin­de, sa­de­ce baş­lı­ğın­da “Türk­ler” ke­li­me­si­nin yer al­dı­ğı te­lif ve ter­cü­me ki­tap­lar sa­yı­ca ina­nıl­maz bir öl­çü­de art­mış gö­rü­nü­yor: Ka­lın Türk­ (2006), The Türk­ler (2006), Türk­le­ri An­la­ma Kı­la­vu­zu 1-2 (2006), Ger­çek Türk­ler (2006), Dün­ya Ta­ri­hin­de Türk­ler (2006), Sa­tı­şın Türk­çe­si: Türk­le­re Sa­tış Yap­ma­nın İn­ce­lik­le­ri (2006), Şu Çıl­gın Türk­ler (2005), Yıl­gın Türk­ler (2005), Bi­lin­me­yen Ta­rih ve Türk­ler (2005), Bi­zans Kar­şı­sın­da Türk­ler (2005), Asr-ı Saa­det­te Türk­ler (2005), Bi­zim­ki­le­rin Pe­da­go­ji­si: Göç, Kül­tür, Kim­lik ve Hol­lan­da­lı Türk­ler (2005), Her Cep­he­de Sa­vaş­tık: İkin­ci Dün­ya Sa­va­şı’nda Türk­ler (2005), Ha­yır­dır İn­şal­lah: Türk­ler İçin Rü­ya Ta­bir­le­ri (2005), Ka­çı­lın, Türk­ler Ge­li­yor (2005), Türk­çe Sev­mek: Tür­ki­ye’de Ya­şa­yan Ya­ban­cı Ka­dın­la­rın Gö­züy­le Türk­ler (2005), An­ne­ci­ğim Türk­ler Ge­li­yor: Hi­lâ­lin Öte­ki Yü­zü (2004), Arap Çöl­le­rin­de Türk­ler (2003), Ah Şu Biz Gö­çe­be­ler: Ah Şu Biz Ka­ra Bı­yık­lı Türk­ler l-2 (1997), Dün­ya­da Türk­ler (1995). Te­li­fin­den ter­cü­me­si­ne çe­şit­li se­vi­ye­ler­de­ki kit­le­le­re hi­tap ede­cek bir dil­le ka­le­me alın­mış uzun bir ki­tap lis­te­si. Tur­gut Özak­man’ın Şu Çıl­gın Türk­ler baş­lık­lı po­pü­ler ro­ma­nın­dan son­ra iyi­ce yük­se­li­şe ge­çen Türk­lük ki­tap­la­rı şim­di­ler­de yok sa­tı­yor. Ki­tap­la­rın bü­yük ço­ğun­lu­ğu “Vay be, an­lı şan­lı ta­ri­hi­miz­de me­ğer biz ney­mi­şiz!” ta­dın­da ya­hut da “Var mı yer­yü­zün­de bi­zim gi­bi şe­bek mil­let? Al iş­te sa­na Türk!” yer­gi­siy­le ma­lul.
 
Türk De­nil­di­ğin­de İçe­rik
Na­sıl Dol­du­ru­lu­yor?
Nos­yon­lar, üre­til­dik­le­ri ta­ri­hî bağ­lam­dan ko­puk de­ğil­dir­ler; o bağ­la­mın şart­la­rı­nı içe­rir­ler ve ta­ri­hin ır­ma­ğın­da aka­rak de­ği­şim­ler ge­çi­rir­ler. Bir nos­yo­nu kul­lan­dı­ğı­mız­da onun ta­rih içe­ri­sin­de geç­ti­ği is­tas­yon­la­rı dik­ka­te al­ma­mız ge­re­kir. Do­la­yı­sıy­la Türk ke­li­me­si­ni ne Kur­tu­luş Sa­va­şı dö­ne­min­de ku­şat­tı­ğı an­la­mı kas­te­de­rek âde­ta ‘don­muş’ bir kav­ram gi­bi bu­gün­kü Türk­le­ri açık­la­mak için kul­la­na­bi­li­riz, ne de ya­şan­mış bir ulus-dev­let tec­rü­be­si­ni yok sa­ya­rak Os­man­lı Ru­me­li’sin­de­ki Türk=Müs­lü­man denk­le­mi­ni kul­la­na­bi­li­riz. Çün­kü bun­la­rın hiç­bi­ri­si va­kıa­ya mu­ta­bık de­ğil­dir. Pe­ki va­kı­a ne­dir? Doğ­ru­su va­kıa­da Türk’ün ne ol­du­ğu ye­te­rin­ce açık de­ğil­dir. Çün­kü böy­le bir ırk­tan bah­se­di­le­me­ye­ce­ği gi­bi, bel­li de­ğer­ler et­ra­fın­da oluş­muş me­ta­fi­zik bir kav­ram­la da kar­şı kar­şı­ya de­ği­liz. Bu so­run, ulus-dev­let­le bir­lik­te doğ­muş ve bu­gün çö­züm­süz bir hâl al­mış­tır. “Türk’üm di­yen Türk’tür” ta­nı­mı faz­la na­if­ti, o se­bep­le çok ya­şa­ma­dı. Fa­kat ha­ya­lî bir ırk ya­hut kim­lik ola­rak vur­gu­la­nan Türk­lük, sa­de­ce bir so­run ola­rak öte­ki­si­ni do­ğur­muş­tur. Bir mil­le­ti bir ara­da tu­tan şey, dil ve de­ğer bü­tün­lü­ğü­dür. Me­ta­fi­zik il­ke­ler bir dil ile ko­ru­na­rak de­ğer­le­ri­ni üret­ti­ği ve iş­le­yiş­te ol­du­ğu müd­det­çe bir mil­le­tin var­lı­ğın­dan söz edi­le­bi­lir. Bir nos­yo­nun ma­ne­vî var­lı­ğı­nı oluş­tu­ran o il­ke­ler yok ise, nos­yon­lar sa­de­ce boş ka­lıp­lar­dan iba­ret­tir. Her­kes içi­ni is­te­di­ği gi­bi dol­du­rur; fa­kat bu, fert­le­ri bir­leş­ti­rip bü­tün­leş­ti­ren ve tek vü­cut hâ­li­ne ge­ti­ren bir an­laş­ma ze­mi­ni oluş­tur­maz, bi­lâ­kis ile­ti­şim­siz­lik ve ka­fa ka­rı­şık­lı­ğı do­ğu­rur. Ni­te­kim bu­gün­kü du­rum ta­ma­men bu­nun yan­sı­ma­sı­dır. Ulu­sal­cı­la­rın kur­gu­su içe­ri­sin­de­ki bir in­san bir mil­le­tin fer­di de­ğil­dir; fa­kat o, İs­pan­yol fi­lo­zof Or­te­ga y Gas­set’nin kav­ram­laş­tır­ma­sı­na baş­vu­ra­cak olur­sak, sı­nır­la­rı sü­rek­li de­ği­şen bir ‘her­kes’ içe­ri­sin­de var olan bir “küt­le ada­mı”dır. Küt­le ada­mı ya içe­rik­ten mah­rum bir gu­rur­la avu­nur ya­hut ken­di­si­ni aşa­ğı­la­ya­rak kü­çük gö­rür. Bu­gün­kü du­ru­ma bak­tı­ğı­mız­da ise bu­nun se­be­bi açık: Geç­miş bi­zim için, sa­de­ce ba­şı­mız sı­kış­tı­ğın­da dö­nüp ba­ka­ca­ğı­mız ka­ran­lık bir deh­liz hâ­li­ne ge­ti­ril­di. Ka­ran­lık bir deh­li­ze ba­kar­sa­nız, hiç­bir şey gö­re­mez­si­niz. Ora­da ay­rın­tı­lar yok­tur; el yor­da­mıy­la arar­sa­nız çı­ka­cak olan­lar ya ya­ğız kah­ra­man­lar­dır ya da if­rit­ler... Ya abar­tı­lı de­re­ce­de yü­cel­ti­ci tas­vir­ler­dir ya­hut ka­lıp yar­gı­la­ra da­ya­lı kö­şe­li fi­gür­ler... Ço­ğun­lu­ğu iti­ba­rıy­la ti­ca­rî kay­gı­lar­la ya­yım­la­nan bu ki­tap­lar­dan da baş­ka bir şey çık­mı­yor.

Paylaş Tavsiye Et