Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ocak 2008) > Film
Film
Kabadayı
Yönetmen: Ömer Vargı
Senaryo: Yavuz Turgul
Oyuncular: Şener Şen, Kenan İmirzalıoğlu
Yapım: Türkiye, 2007, 140 dk.
 
Her ülke sinemasının, o ülkenin toplumsal, siyasi vb. dönüşümlerine mercek tutan yönetmenleri vardır. Türkiye’de ise bu misyonu sinemamızın auteur yönetmenlerinden Yavuz Turgul temsil eder. Toplumsal dokuda yaşanan büyük değişimleri, Turgul sinemasında bireylerin küçük hikayeleri üzerinden seyretmek mümkündür. Züğürt Ağa (1985), Muhsin Bey (1986), Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990), Gölge Oyunu (1992) ve fetret devrine girmiş sinemamıza bir nefes vererek dirilttiği Eşkıya (1996)’da köyden kente göç, romantizmin yerini arabeske bırakması vb. dönüşümler Turgul’un ironik yaklaşımından nasiplerini alırlar. Hepsinin karakterleri ortaktır aslında: Değişime direnenler, son kullanma tarihi dolmak üzere olanlar…
Senaryosunu yazdığını duyduğumuz andan itibaren dört gözle beklediğimiz Kabadayı da, emekliliğe ayrılmış kabadayılardan Ali Osman’ın mafya ile mücadelesini anlatıyor. Eşini ve çocuğunu kaybeden ve bunu akıttığı kanların cezası olarak gören Ali Osman, yıllardır görüşmediği bir kadından oğlu olduğu haberini alır. Oğlu Murat ve sevgilisi Karaca bir barda çalışmaktadır. Karaca’ya âşık olan mafya üyesi Devran ise onu geri alabilmek için karşısına çıkan herkesi yok etmeyi göze almıştır.
Doğrusu ceketleri omuzlarında, tespihleri ellerinde racon kesen ağır ağabeylerin, bir nostalji unsuru olarak Turgul sineması için biçilmiş kaftan olmaları hasebiyle, karşımızda kabadayılardan mafyaya uzanan dönüşümün ustaca işlendiği bir yapım görmeyi umuyorduk. Ancak Kabadayı, senaryosu, tekniği, yönetimi açısından öyle dökülüyor ki, Turgul’un bir nevi alter-egosu Şener Şen’in oyunculuğu bile filmi kurtarmaya yetmiyor. Murat filme son ana kadar intibak edememiş görünürken; Karaca da uğruna insanlar öldürülen femme fatale’den çok, Kınalı Yapıncak’ı andırıyor. Filme “sevimli eşcinsel” kontenjanından dâhil olan Sürmeli ise (son dönem Türk sinemasındaki hem güldürelim hem öldürelim tarzındaki şizofrenik yapıya uygun biçimde) Amerikanvari esprileriyle güldürükçülük misyonunu üstleniyor. Polat Alemdar’ın “psikopata bağlamışı” olarak arzı endam eden Devran ise finaldeki tek kişilik saçmalamasıyla filmi iyice zıvanadan çıkarıyor. İşin en kötü yanı da Devran’ın, kabadayıyı karakter yapabilmek için konulmuş bir protagonist olduğunu son derece “hissettirmesi”. Filmin en temel meselesi de bu zaten: Matematiğini fazla açık ediyor.
Alakalı alakasız yerlerde yapılan yakın çekimler, “objeleri önce göster, sonra kullan” kuralının kör gözüm parmağına şeklinde yapılması ise izleyeni filmden iyice uzaklaştıran etkenler. Yönetmen Ömer Vargı’nın Eşkıya’nın ağırlığı altında kalarak çektiği aşikâr olan ve “Kabadayılık, mafyadan farklıdır”, “Eşcinseller ve psikopatlar da insandır” türü mesajlarıyla bir TV dizisi olabilecek vasat bir öyküye sahip Kabadayı, Turgul’un filmografisinde kötü bir çizik olarak yer alacak. Aynı denklemde sembollerin yerlerini değiştirme kolaycılığına kapılmak, umarız Turgul’u da “kötü nostalji filmlerinin unutulmaz yönetmen-senaristi” yapmaz. /Hilal Turan

Tavsiye Et
Manolya / Magnolia DVD
Yönetmen-Senaryo: Paul Thomas Anderson
Oyuncular: Tom Cruise, Julianne Moore
Yapım: ABD, 1999, 180 dk.
 
Manolya, sıradan bir günde birbirleriyle kesişen dokuz farklı öyküyü paralel biçimde anlatır. Babalar ve çocukları arasındaki ilişkilere suçluluk, nefret ve pişmanlık duyguları bağlamında odaklanan film, ölmek üzere olan biri TV programı yapımcısı, diğeri de sunucusu olan iki baba ve onların çocukları, eşleri, yarışma programında aileleri tarafından yarış atı gibi kullanılan dâhi çocuklar, hayatının aşkını arayan dürüst bir polis ve onun tanık olduğu bir aile cinayeti üzerine kuruludur. “Biz geçmişi unutabiliriz ama geçmiş bizi unutmaz” ve “Babaların suçlarını çocuklar çeker” fikirlerini temel alan filmde tüm hikayeler bir tür günah çıkarma ile zirve noktasına ulaşır. İnsan psikolojisinin derinliklerine inen başarılı bir dramaya, kendinden sonraki filmlere de ilham kaynağı olan sarmal kurguya ve mükemmel oyunculuk performansına sahip olan film, izleyicinin tümüyle özdeşleştiği karakterlerin acıları üzerine ilahî bir yağmurun yağdığı kıyametvari bir finale sahip. /Hilal Turan

Tavsiye Et
Tuya’nın Evliliği / Tuya De Hun Shi
Yönetmen: Quanan Wang
Senaryo: Wei Lu, Quanan Wang
Oyuncular: Nan Yu, Bater, Sen’ge
Yapım: Çin, 2007, 86 dk.
 
Tuya, Moğolistan’ın uçsuz bucaksız steplerinde iki çocuğu ve sakat kocasıyla toprağını terk etmemek için direnen bir kadındır. Hükümet, çobanları göçebe yaşamdan vazgeçirip kentlere yerleştirerek çiftçilik yapmaya zorlarken, Tuya ve ailesi köylerinde kalmak için direnirler. Engelli kocası Bater hastalığından dolayı kendisine yük olduğunu düşündüğü karısına iyi niyetli bir teklifle boşanmak istediğini söyler. Evin tek sorumlusu olan Tuya’nın zamansız gelen hastalığı ile kendi geçimlerini sağlayamaz duruma geldiklerinde kadın da evlenmeye karar verir. Tek şartı Bater’ın bakımını üstlenecek bir eş bulmaktır. Ancak taliplerinden hiçbiri Bater’ın yükünü üstlenmeye niyetli değildir. Tuya’nın ilkokul arkadaşı Baolier, Tuya ile evlenmek ister. Baolier, Tuya ve çocukları kente götürürken, Bater’ı da bir huzurevine bırakır. Ancak adam ailesinden uzak olmaya dayanamaz ve intihara teşebbüs eder. Sonunda çaresiz kalan kadın, hem sakat kocasıyla, hem de yeni damat Sen’ge ile çölde yaşamaya başlar.
Güçlü bir kadının temsili olan Tuya’nın Evliliği, 2007 Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’ne layık bulundu. Film, Çin’in sınırları içinde ama farklı bir kültür ve inanca sahip olan Moğolistan’da geçiyor. Yönetmen Quanan Wang, Çin’in çölleşmeye terk ettiği Moğol topraklarında yaşamak için direnen ve sayıları çok az kalan çobanların hayatlarına mercek tutuyor. Filmde Tuya, tek başına üstlendiği serüvende ayakta kalmak için çölün zor şartlarına savaş açıyor. Evlerinin etrafına açılamayan kuyuya, sevdiği adama ve çocuklarına rağmen başlattığı bu direniş zor bir süreçle ilerliyor. Film bir belgesel sadeliğinde devam ederken, sanayileşen Çin’de yok olmanın eşiğine gelen çobanların ve kırsal kültürün kalıntılarına da tanık oluyoruz. Moğol bozkırlarında hayatta kalmaya çalışan bir avuç çobanı anlatan Quanan Wang, aynı zamanda kendi annesinin doğup büyüdüğü toprakların yalnızlığa terk ediliş öyküsünü de anlatıyor. Bu yüzden içten içe sitem ve kırgınlık barındıran Tuya’nın Evliliği, aslında bir tepki filmi olarak da görülebilir. Yönetmen belki içten bir tepkisellikle yakaladığı başarısında yok olmaya yüz tutmuş köklü bir geleneğin de kaydını tutuyor. İnsanların kendine özgü gündelik yaşantıları, kıyafetleri, mimikleri ile bir aile üzerinden unutulmaya yüz tutmuş bir kültür, başarıyla yâd ediliyor. Tuya, çölde direnmeyi seçerken hayatın kendisine farkında olmadan yüklediği aşk, sevgi, fedakârlık ve bağlılık gibi kavramları da üstleniyor. Bu yüzden kendine ve hayata dair gösterdiği çaba, asil bir yolda ve gösterişin çok uzağında yol alabiliyor. /Esra Bulut

Tavsiye Et