Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ağustos 2005) > Asılıyorum > Torunum başkan olacak
Asılıyorum
Torunum başkan olacak
Ali Cengiz Tuğrul
Yetti artık şu işkence edebiyatı!
Neymiş?
ABD Irak’ta esirlere işkence uyguluyormuş!
O kadar savaş şakşakçılığı, çığırtkanlığı yapmışız da neden tek satır bu insanlık ayıbından söz etmiyor muşuz?
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım.
Bizde de banka hortumlama işinden apayrı olarak, bildiğimiz su hortumu ile mesleğine değişik perspektifler katan ‘hortum bilmem kim’ denen bir şahıs var mı, yok mu?
Var.
Peki bu şahsın hortumu ile ne yaptığını gösteren tek bir fotoğraf karesine şahit olduk mu?
Hayır.
‘Hortumuyla çiçek suluyordu’ diyebilir misiniz?
Hiç sanmam.
Herkes adamın ne yaptığını tahmin edebilir.
Ama kimse belgeleyemedi şimdiye kadar.
Sorgulanırken pencereden düşenlerse sürüyle.
‘Tatlı kardeşim, göbek adın nedir diye soruyorduk ki ayağı kaydı, pencereden düşüverdi’ diyorlar sorgucular.
Ayağı kaymadan hemen önce çekilmiş bir fotoğrafları var mı pencereden düşenlerin?
Yok.
Adını hecelerken var mı peki?
O da yok.
Düşünün kaldırımda öyle upuzun, cansız yatarken çekilebilmiş tek kare bile yok.
Mesleğe perspektif kazandırma faaliyetleri hapishanelerden ta köşklere kadar taşınabilmiştir yakın tarihimizde.
Bilmem hangi olağanüstü dönemde, bilmem ne köşkünde yapılan icraatları hatırlayın bir.
O köşkün dış cephe fotoğraflarından başka bir şey gördük mü?
Hayır.
 
WELTANSCHAUUNG
Peki neden?
Çünkü belgelemek çok farklı bir Weltanschauung gerektiriyor.
Farklı bir ‘dünya görüşü’ gerektiriyor yani.
Demokrasi kültürü gerektiriyor.
Şeffaf yönetim anlayışı gerektiriyor.
Kendine güven gerektiriyor.
Yaptığın, yapacağın hiçbir şeyden korkmamayı gerektiriyor.
Teknolojiyi her alanda kullanabilme becerisi gerektiriyor.
Güç gerektiriyor.
Psikanalize girmeme izin verirseniz, bu güç de doğal olarak umursamaz olmayı getiriyor beraberinde.
Az biraz utanmaz olmayı getiriyor.
Çok güçlüysen çok utanmaz da olabilirsin doğal olarak yine.
Kim karışacak?
Nasıl karışacak?
Alın size yığınla fotoğraf.
İşte şeffaflık!
İşte medeniyet!
İşte özgürlük!
Tamam görüntüler biraz sizi rahatsız etmiş olabilir.
Belki biraz irkildiniz.
Belki biraz incindiniz.
Ama hapishane hayatının güllük gülistanlık olmadığını herkes bilir.
Toplumsal bir değişimin de sancısız olacağını söyleyen bir tek sosyolog bulamazsınız yeryüzünde.
 
SOĞUKKANLI TAHLİL
Nitekim ihtiyacımız olan şey soğukkanlı bir tahlildir.
Saddam zamanında çekilmiş bir tane işkence fotoğrafı gösterebilir misiniz bana?
Peki adı geçen hapishanede yine Saddam zamanında aynı türden olayların yaşanmadığını bilimsel olarak ileri sürebilir misiniz?
Soğukkanlılıkla tahlil edecek olursak varacağımız netice şu olacaktır:
Karşı karşıya bulunduğumuz durum, açık toplumlarla kapalı toplumların farkını ortaya koymaktadır.
Açık toplumlarda işkence dahil her şey açık, kapalı toplumlarda işkence dahil her şey kapalıdır.
Mesele budur.
Üstelik koalisyon güçleri orada her türlü özgürlük için bulunmuyor mu?
İşkence etme özgürlüğü buna dahil değildir diyebilir misiniz?
Cinsel özgürlük meselesini konudan büsbütün ayrı tutabilir miyiz?
Hiç sanmıyorum.
 
DÜĞÜN SENİN NEYİNE
Gelelim düğün merasiminin bombalanması meselesine.
Bir defa savaş şartlarında niye düğün yapıyorsun?
Daha ülkene dört dörtlük bir demokrasi gelmemiş, niye eğleniyorsun?
Adamlar sana nasıl eğlenmen gerektiğini, onca fotoğrafla uygulamalı olarak gösteriyorlar.
Oralı olmuyorsun.
Merasimi hâlâ haremlik selamlık yapıyorsun.
Allah bilir, bir de eğleneceğim diye havaya onlarca şarjör boşaltıyorsun.
Adamların zaten yürekleri ağızlarında.
Onları tekrar tekrar neden korkutuyorsun?
Memleketinde hatt-ı muharebe yoktur, sath-ı muharebe vardır.
Niçin akletmiyorsun?
Neticede tepene bombayı yiyip oturuyorsun.
 
AYDINLANMANIN TARİHİ
Geri kalmış Şarklı zihniyet böyle böyle aydınlanacaktır.
Bu iddiam size yadırgatıcı gelmiş olabilir.
Ama sizi bir dakikalık düşünce duruşuna davet ediyorum.
Colin Powell denen zat zenci değil mi?
Peki bu zat ABD’nin sayılı yöneticilerinden biri değil mi?
Adam dünkü Kunta Kinte’nin torunu.
Kunta Kinte kim?
Afrika kıyılarından derdest edilmiş bir Müslüman köle.
Alex Haley’in ‘Kökler’ini okuduysanız hatırlayacaksınız.
Veya seyrettiyseniz tabii.
İnsan bile sayılmayan Kunta Kinte’nin başına gelmedik kalmıyordu.
Köklerini unutmamak için onca mücadele veren Kinte’nin torunları sonunda ne oldu?
Hiç yoktan ikisini biliyoruz.
Biri Dışişleri Bakanı şu sıralar.
Bir diğeri koskoca BM Genel Sekreteri.
Kıbrıs’la geçen sayıda yazdığım yazı hakkında onlarca mail aldım.
Annan zenci imiş ben ona arap demişim.
Saçı zenci saçıymış, arap saçı değilmiş.
Bir sürü kıldan tüyden meseleler.
Mevzu Annan’ın şu ya da bu olması değil.
Mevzu Amerikalı yetkililerin günümüzde Araplara, eskiden zencilere nasıl davranıyorlarsa o şekilde davranmaları.
Irak’taki gelişmeler konusunda beni umutvar kılan işte bu tutum benzerliği.
Zencileri adamdan saymadılar.
Yetmedi ‘köpekler ve zenciler giremez’ levhaları asarak aşağıladılar.
Aşağılamak yetmedi, astılar.
Asmak yetmedi, yaktılar.
Hapishanelerde neler yaptılar onları bilmiyoruz.
Ne oldu?
Hepsi koca koca adamlar oldular.
Bir dakikalık düşünce duruşunu burada noktalayabiliriz.
Görüyorsunuz ki kısacık bir dünya tarihi bilgisi meselelere bambaşka açılardan bakabilmeyi mümkün kılıyor.
Dolayısı ile koalisyon güçlerinin yakıp yıktığı Irak’ın küllerinden yepyeni bir oluşum doğacaktır.
 
TORUNUM BAŞKAN OLACAK
Belki çok da uzak olmayan bir gelecekte Arap bir Genelkurmay Başkanı’nı BOP’un başında görebileceğiz.
Ya da Kürt bir Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ni.
Ya da İranlı bir Özel Temsilci’yi.
Ya da Çinli bir Genişlememeden Sorumlu Komiseri.
Benim torunum da BOP’un Başkan’ı olur olsa olsa.
Bunca hizmetten sonra başka bir opsiyonu düşünemiyorum bile.
Düşünsenize Ali Cengiz Tuğrul’un torunu bayan Laila Tuğrul Başkan.
Bir başka torunum da komutan.
Ebu Garib’in yerine inşa edilmiş bulunan ultra lüks Ebu Acaip hapishanesinin komutanı.
Komutan Ertuğrul Tuğrul.
Düşüncesi bile insana kıvanç veriyor.
Ham hayal diyebilirsiniz belki.
Ama Anlayış’ın ikinci sayısında yayımlanmış ilk yazımı hatırlamanızı rica ederim.
Bir yazarı öngörülerinin gerçekleşmiş bulunmasından daha çok ne sevindirebilir?
Memleketi geri bırakmak için ellerinden geleni ardına koymayan koro yine tutturmuştu;
‘o kadar savaş taraftarı yazı yazmışız da KİS hakkında tek satır kalem oynatmamışız’ diye.
Ben de kendilerine KİS’in kitle imha silahları olmadığını izah etmiştim.
KİS’in Klasik İngiliz Siyaseti olduğunu açıklamıştım.
Kaynakları İçetme Sanatı olduğunu anlatmıştım.
Kitleyi İrkiltmeden Soyacaksın düsturunun açılımı olduğunu göstermiştim.
Bunların tamamının da Irak’ta bulunduğunu belirtmiştim.
KİS Irak’ta yoktur diye yaygara koparmanın alemi yok demiştim.
Aslında koalisyon güçleri Kitleyi İrkilterek Soymakta dahi mahir olduklarını ele güne gösterdiler.
O günlerde aynen şöyle yazmıştım:
Özgür dünya bize kiss you o.k. dediğinde, yani kaynaklarınızı istiyoruz sizi sömüreceğiz, yurtsever olduğunuzu unutun, o kadar dediklerinde öp demekten başka çaremiz yoktur.
Ben de onun gereğini yapıyorum.
Öldürelim patron diyorum’
Şimdi malum fotoğraflara bakarken ‘keşke bu kadar haklı çıkmasaydım’ dediğim bile oluyor.
Başa dönecek olursak;
Başbakan’ın eşinin kıyafetleri hakkında yazı döktürebilirim.
YÖK meselesi hakkında zehir zemberek döşenebilirim.
Birkaç saatlik adlî olayı köşeme taşıyabilirim.
Ama bana ‘koalisyon güçleri işkence yapıyorlarmış’ dedirtemezsiniz.
Şimdiye kadar tek kelime etmedim.
Etmem de.
Ben torunlarımı kollarım.
 
SON SÖZ
Alma mazlumun âhını
Çıkar aheste aheste.

Paylaş Tavsiye Et