Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ağustos 2005) > Dünya Ekonomi > G-8’den Afrika’ya çam sakızı çoban armağanı
Dünya Ekonomi
G-8’den Afrika’ya çam sakızı çoban armağanı
Nihat Gümüş
DÜNYAYI yöneten sekiz büyük devletin (Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada, Rusya) oluşturduğu G-8’in bu yılki zirvesi İskoçya’nın Gleneagles kentinde 6–8 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşti. Ana gündem maddeleri Sahra Altı Afrika’ya yardımlar ve çevre sorunları olan zirvede, birkaç ay önce yayımlanmış olan BM Milenyum Kalkınma Programı Gözden Geçirme Raporu ve İngiltere Afrika Komisyonu’nun hazırladığı Afrika Raporu çerçevesinde kararlar alınması beklenmekteydi.
Zirveyi diğerlerinden farklı kılan; şiddetli protestolar yerine, zirvenin toplanacağı gün dokuz farklı ülkede aynı anda gerçekleşen Live 8 konserleriydi. G-8’de alınacak kararları etkilemek amacıyla düzenlenen bu konserlere, dünyaca ünlü birçok şarkıcı ve grup katıldı. Konserleri yaklaşık üç milyar kişi televizyondan seyrederken, 30 milyona yakın imza toplandı. Zirve öncesinde Londra’da meydana gelen bombalama eylemleri de bir başka önemli hadiseydi.
Zirve sonucunda yayımlanan bildiriyle G-8 ülkeleri, Sahra Altı Afrika’ya yardımlar konusunda birtakım taahhütlerde bulundular. Buna göre, Kanada ve ABD hâlihazırdaki yardımları iki katına çıkarmayı taahhüt etti. Yine Avrupa Birliği cephesi, yardımları Birliğin milli gelirinin %0,56’sını kapsayacak şekilde artırma sözü verdi. Diğerlerine nazaran daha bonkör davranan Japonya, dünya genelindeki yardımları için 2010’a kadar 10 milyar dolar ayıracağını belirtti; Afrika’ya yardımları ise, üç yıl içerisinde iki katına çıkarma sözünü verdi. Rusya da aynı dönem içerisinde Afrika ülkelerine ait 11,3 milyar dolarlık borcu silme kararı aldı.
OECD kaynaklarına göre G-8’de alınan kararlar sonucunda, 2004 yılında dünya genelinde 79 milyar dolar olan en büyük 22 ülkenin yardımları, her yıl 50 milyar dolar artacak. Bu 50 milyarın 25 milyarı Sahra Altı Afrika’ya gidecek. Bu, bölgenin şu anda aldığı miktarın iki katına çıkması demek. Ancak fakir ülkelerin bu yardımı alabilmeleri için 2010 yılına kadar beklemeleri gerekiyor.
Yardım taahhütleriyle ilgili bir diğer husus da, vaatlerin birçoğunun aslında daha önce sözü verilen fonlara dayanması. Başka bir deyişle, Gleneagles’da sözü edilen yardımlar genel itibariyle yeni bir şey getirmiyor. Şöyle ki; Kanada’nın 2010’dan önce yardımları iki katına çıkarma sözü, BM’nin 2002 Monterrey toplantısına dayanıyor. AB’nin taahhüdü de Birliğin Mayıs ayı içerisinde aldığı kararı yansıtıyor. ABD’nin vaatleri de her zamanki temkinli duruşunu yansıtıyor. ABD, 2004 yılında Sahra Altı Afrika’ya 3,4 milyar dolarlık (toplam yardımların %10’undan az) destek verdi. 2010 yılına kadar olan yardımların önemli bir kısmı, projeleri desteklemek için kullanılması öngörülen Milenyum Hesabı fonuna dayanıyor. Diğer kısmın ise daha ziyade salgın hastalıklarda kullanılacağı şarta bağlanıyor.
Resmin daha iyi yorumlanması için, Sahra Altı Afrika’ya özellikle 1960’lardan sonra çeşitli şekillerde yapılan yardımların ne gibi sonuçlar doğurduğuna ve bölgenin şu an gelinen noktadaki durumuna bakmak icap ediyor. Öncelikle, salgın hastalıkların önlenmesi hususunda kaydedilen ilerlemelere rağmen, hâlâ dünyada sıtmaya bağlı ölümlerin (yılda 1,2 milyon kişi) %85’i; AIDS’e bağlı ölümlerin (yılda 3,1 milyon kişi) ise %75’i burada meydana geliyor. Aynı şekilde ekonomik durum da içler acısı. Bölgenin büyük bir kısmında, kişi başına milli gelir 1960’lardaki düzeylerde (450 dolar civarı). Doğumda beklenen yaşam süresi düşüyor. Bölgeye giden yabancı yatırım miktarı çok düşük. Buna milli gelirlerin %16’sına tekabül eden düşük tasarruf oranı da eklenince sermaye birikimi imkânsızlaşıyor. Zaten, Afrikalıların kendileri bile portföy yatırımlarının % 40’ını bölge dışında tutuyor.
Bu durum, “Onlarca yıldır gönderilen yardımlar, madenciliğe ve enerjiye dayanan ihracat gelirleri nereye gitti?” sorusunu getiriyor akıllara. İlk olarak yardımlar, sorunlara köklü çözüm getirecek, bölgenin halkına kendi ayakları üzerinde durabilmelerini sağlayacak bir kimlik kazandırmak yerine, daha ziyade akut sorunların çözümünde kullanılıyor. Bu yardımlar dahi genel olarak, makro bazdaki kontrollerin ötesinde, mikro ölçekte herhangi bir kontrole tâbi tutulmuyor. Sonuçta yardımların çoğu halka ulaşmadan yolsuz bürokratlar ve açıkgöz işadamları tarafından kötüye kullanılıyor. Toplumlar içerisine düştükleri yolsuzluk bataklığını bir türlü aşamıyor. Aslında durum, yüzyıllardır kimliksiz, medeniyetsiz bırakılmış bir toplumun günübirlik ve temeli olmayan çözümlerle içinde bulunduğu problemleri aşamayacağının en iyi örneklerinden biri. Batı 1960’lardan bu yana, bu toplumları kapitalist piyasa ekonomisine entegre etmeye uğraşıyor. Ancak taşıma suyla değirmen dönmüyor. Kendi hukukî altyapısını, kurumlarını oluşturamamış toplumlarda bu tür yardımlar ancak yeni açıkgöz işadamları ve bürokratlar üretiyor.
Sonuç olarak, Afrika’nın içinde bulunduğu durum G-8 Zirvesi sonuçları ile birlikte değerlendirildiğinde, Batı’nın Afrika için taahhüt ettiklerinin ancak çam sakızı değerinde olduğu görülüyor. Batılı adamın, atalarını köle niyetine kendi kıtasına taşıyarak medeniyetsiz bıraktığı Afrika toplumlarına karşı tavrı, aynı günahı yeniden işleyeceğini gayet iyi bilen birinin yarım ağızla günah çıkarmasına benziyor.

Paylaş Tavsiye Et