Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Temmuz 2008) > Kapak > 2008 medyasının darbe günlüğü
Kapak
2008 medyasının darbe günlüğü
Ümit Aksoy
BİR dar­be sü­re­ci­nin için­den geç­mek­te­yiz. Dar­be­ler­le il­gi­li de­ne­yim­le­ri­miz ye­te­rin­ce art­mış ola­cak ki her­kes “28 Şu­bat’ta­ki­ne ben­zer se­nar­yo­la­rın ne za­man baş­la­ya­ca­ğı”nı so­rup du­ru­yor­du. Ni­ha­yet Fa­tih Al­tay­lı’nın prog­ra­mın­da­ki “ah­lak­sız­lık­lar” bu sü­re­cin ye­ni­den sah­ne­ye ko­n­du­ğu şek­lin­de yo­rum­lan­dı. Evet, Fa­tih Al­tay­lı düğ­me­ye bas­mış­tı bel­ki ama bü­tün bu olan bi­te­ne (bi­te­cek­le­re) sa­de­ce bu açı­dan ba­kı­la­bi­lir mi? En son Ta­raf ga­ze­te­sin­de de­şif­re edi­len Bil­gi Des­tek Pla­nı ile bir­lik­te tek­rar gün­de­me ge­len “de­rin ope­ras­yon” ve med­ya­nın bu sü­reç­te­ki ro­lü tam ola­rak na­sıl de­ğer­len­di­ri­le­bi­lir?
Her­ke­sin bil­di­ği bir şey­dir: Bir has­ta­lı­ğı üre­ten mik­ro­ba kar­şı aşı ge­liş­ti­ri­lir ve bu aşı o mik­ro­bu “ye­ner.” Bu­nun­la bir­lik­te, ay­nı aşı bir son­ra­ki “dö­nem”in şart­la­rın­da ay­nı et­ki­yi yap­ma­ya­cak­tır; çün­kü aşı­nın ken­di­si­ni ge­liş­tir­me­si gi­bi mik­rop da ken­di­si­ni ge­liş­tir(e)bil­mek­te­dir. Bu yüz­den de eli­miz­de ken­di­ni ye­ni şart­lar­da baş­ka tür­lü ge­liş­ti­re­bi­len bir aşı ol­ma­lı­dır. İçin­de bu­lu­nu­lan yar­gı dar­be­si sü­re­ci de, 28 Şu­bat’ta­kin­den ol­duk­ça fark­lı bir ni­te­lik ta­şı­mak­ta­dır. 28 Şu­bat’la kı­yas­lan­dı­ğın­da med­ya­nın bu dar­be sü­re­cin­de da­ha sa­kil bir po­zis­yon­da ol­du­ğu­nu gör­mek­te­yiz; çün­kü med­ya­nın tav­rı­na kar­şı ge­rek­li aşı ar­tık mev­cut­tur.
Bu se­fer, med­ya­nın ken­di­si­nin ana ak­tör ol­ma­dı­ğı çok da­ha içer­den bir sü­reç söz ko­nu­su­dur. Med­ya gi­bi da­ha “tem­si­li” bir ha­ki­ka­te sa­hip or­ga­ni­zas­yo­nun ba­şı­nı çek­ti­ği bir sü­reç ye­ri­ne da­ha ha­ki­ki ve da­ha az tem­si­li bir sü­re­ci ya­şa­mak­ta­yız. Bu dar­be sü­re­ci 28 Şu­bat ile 12 Ey­lül’ün bi­çim­sel ola­rak tam ara­sın­da bir yer­de dur­mak­ta­dır: Ne 28 Şu­bat ka­dar tem­si­li ne de 12 Ey­lül ka­dar ger­çek­tir. Da­ha ön­ce, bir­çok sı­kın­tı­sı ol­mak­la bir­lik­te yü­rür­lük­te­ki me­ka­niz­ma­la­rın ta­ma­mı (se­çim­ler gi­bi) in­san­la­rın ken­di­le­ri­ni hâ­lâ öz­gür “his­set­me­le­ri­ni” sağ­lı­yor­du. An­cak bu son ge­liş­me, in­san­la­rın var ol­du­ğu­na inan­dık­la­rı ve için­den ce­vap­lar üret­tik­le­ri­ni dü­şün­dük­le­ri bu me­ka­niz­ma­nın as­lın­da “ol­ma­dı­ğı”nı fark et­tik­le­ri bir du­ru­ma te­ka­bül edi­yor. Ar­tık in­san­lar “ya­lan” da ol­sa bu oyu­nun oy­na­na­ma­ya­ca­ğı­nı fark et­miş­ler­dir. Ana­ya­sa Mah­ke­me’si­nin -Ana­ya­sa’ya ay­kı­rı bi­çim­de- bir ana­ya­sa mad­de­si­ni yo­rum­la­ma ey­le­mi, bü­tün oyu­nun ip­tal edil­di­ği­ni bu­yur­mak­ta­dır: Oyun bit­miş­tir.
Bu dar­be sü­re­ci­nin da­ha ön­ce­ki dar­be­le­rin ara­sın­da bir yer­de dur­ma­sı, med­ya­nın ro­lü­nün ger­çek an­la­mı­nı or­ta­ya koy­mak­ta­dır. Med­ya bu dar­be sü­re­cin­de sa­kil ya­hut ye­ter­siz kal­ma­ya mec­bur­dur; çün­kü hem ona kar­şı pan­ze­hir ge­liş­ti­ril­miş­tir (med­ya­da­ki güç den­ge­le­ri de­ğiş­miş­tir), hem de 28 Şu­bat’ın per­de ge­ri­si çe­şit­li ve­si­le­ler­le (ha­ber prog­ram­la­rın­dan di­zi­le­re ka­dar) de­şif­re edil­miş­tir. Med­ya­nın ko­nu­mu o ka­dar be­lir­siz­dir ki; kar­tel med­ya­sı­nın “dua­yen”le­rin­den Ok­tay Ek­şi, baş­lan­gıç­ta red­det­ti­ği, TSK içe­ri­sin­de ge­liş­ti­ril­di­ği an­la­şı­lan Bil­gi Des­tek Pla­nı’nın var­lı­ğı­nı ka­bul et­mek zo­run­da kal­mak­ta­dır. Ok­tay Ek­şi (ya da Mu­rat Yet­kin’in) olan bi­te­ni ka­bul eder gö­rün­me­si bir kö­şe­ye sı­kış­ma­nın gös­ter­ge­si­dir.
Da­ha ger­çek bir dar­be sü­re­cin­de ta­şe­ron­luk po­zis­yo­nun­da olan med­ya gi­bi ku­rum­lar en ha­fif ta­bir­le bu sü­reç­te “çark” ede­bil­mek­te­dir. Bu da bi­zi şa­şırt­ma­ma­lı­dır; çün­kü her ne ka­dar ara­da bir yer­de du­ru­yor­sa da bu dar­be sü­re­ci, 28 Şu­bat göz önü­ne alın­dı­ğın­da, med­ya­nın ken­di­si­ni de kap­sa­ya­cak ve 12 Ey­lül gi­bi ağır so­nuç­lar do­ğu­ra­cak bir an­la­ma sa­hip­tir. Med­ya­nın ge­li­nen nok­ta­da iş­le­vi­nin (gö­re­ce) bit­me­si sa­de­ce dar­be­nin ye­ni şart­lar­da ye­ni araç­lar­la ya­pı­lı­yor ol­ma­sın­dan de­ğil; ye­ni ara­cın, ya­ni yar­gı­nın elin­de­ki ha­ki­ka­tin/gü­cün, med­ya­nın ken­di­si­ni de alt edi­ci bir yer­de dur­ma­sın­dan kay­nak­lan­mak­ta­dır. Do­la­yı­sıy­la söz ko­nu­su olan yal­nız­ca dar­be­ye da­ir bir ara­cın/bi­çi­min de­ğiş­me­si de­ğil, bir ma­hi­yet de­ği­şi­mi­dir ve hiç de âde­ti ol­ma­dı­ğı hal­de med­ya­nın çark et­me­si, onun da bu dar­be kar­şı­sın­da ezil­me­si şek­lin­de okun­ma­lı­dır.
Bu­nun­la bir­lik­te bu­ra­dan, med­ya­nın ta­ma­men iş­lev­siz ka­la­ca­ğı gi­bi saf­dil bir so­nuç çı­ka­rıl­ma­ma­lı­dır. Ta­raf ga­ze­te­si­nin yap­tı­ğı son ha­ber­ler ta­bii ki med­ya­nın hâ­lâ ne ka­dar güç­lü ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor. Ama bu ay­nı za­man­da tam da mev­cut dar­be sü­re­ci­nin yü­rü­tü­le­me­me­sin­den do­la­yı Ana­ya­sa Mah­ke­me­si’nin, ya­ni biz­zat dev­le­tin ken­di­si­nin ip­le­ri eli­ne al­dı­ğı­nı da gös­te­ri­yor. Unu­tul­ma­ma­lı­dır ki, bu bir med­ya de­ğil, yar­gı dar­be­si­dir. Sa­de­ce Ta­raf’ın ha­be­rin­den do­la­yı psi­ko­lo­jik harp ya­hut ey­lem pla­nı de­şif­re ol­ma­mış­tır; biz­zat yü­rü­tü­len fa­ali­ye­tin ken­di­si fark­lı bir du­ru­mu ge­rek­tir­di­ği ya­hut ar­tık sa­de­ce bu tarz bir psi­ko­lo­jik ha­re­ket­le iş yü­rü­tü­le­me­di­ği için Ana­ya­sa Mah­ke­me­si dev­re­ye gir­miş­tir. Ve ha­be­rin ken­di­si de böy­le­si bir sü­re­cin uy­gu­la­na­ma­dı­ğı­nı an­lat­mak­ta­dır. Ge­li­nen nok­ta­da med­ya­nın an­lam ve bi­çi­mi de ye­ni­den ta­nım­lan­mak­ta­dır ve kar­te­lin bi­le far­kın­da ol­ma­dan gös­ter­di­ği ta­vır bu­nun net bir ka­nı­tı­dır.
Ta­raf ga­ze­te­si­nin if­şa et­ti­ği ger­çe­ğin de bu bağ­lam­da de­ğer­len­di­ril­me­si ge­re­kir. Söz ko­nu­su olan, bü­tün bu sü­reç­te is­te­ye­rek ya da is­te­me­ye­rek et­ki­siz/güç­süz ka­lan bir “kuv­vet”in, ya­pa­bi­le­cek­le­ri­ni ha­tır­lat­ma­sı­dır. Baş­ka bir ifa­dey­le, Ta­raf’ta­ki ha­ber­le­rin ken­di­si me­ta­fo­rik ola­rak med­ya­nın na­sıl da sa­kil bir po­zis­yon­da kal­dı­ğı­nı, da­ha doğ­ru­su na­sıl da ren­ci­de edil­di­ği­ni göz­ler önü­ne ser­mek­te­dir. Med­ya­nın eğer bir kuv­vet ol­ma­sı söz ko­nu­suy­sa, bu an­cak, ya­lan da ol­sa, be­lir­li bir du­ru­mun çar­pıtıl­ma­sıy­la müm­kün­dür. Oy­sa Ta­raf’ın ya­yın­la­dı­ğı ha­ber­ler, med­ya­nın ken­di sı­nır du­ru­mu­nu da gös­ter­mek­te­dir. Bu sı­nır du­rum, tam ola­rak öte­si­ne geç­ti­ğin­de ken­di var­lı­ğı­nın ta­ma­men or­ta­dan kal­ka­ca­ğı “sı­fır nok­ta­sı”dır. Ay­nı ha­ber­ler, pa­ra­dok­sal bir bi­çim­de, med­ya­nın ken­di ger­çek­li­ği­nin/na­mu­su­nun, sa­hip ol­du­ğu güç­ler­den fe­ra­gat et­me­siy­le ger­çek­le­şe­bi­le­ce­ği­ne işa­ret et­mek­te­dir. Ve med­ya­nın, eğer bir gün ola­cak­sa, hem sı­nır­la­rı­nı ve hem de gü­cü­nü or­ta­ya koy­mak­ta­dır. Bu ise, med­ya­nın sa­de­ce TSK’yla gir­di­ği bir mü­ca­de­le de­ğil; biz­zat ken­di­si­ne, ken­di ah­la­ki ku­ral­sız­lı­ğı­na duy­du­ğu ön­le­ne­mez bir tep­ki­dir. 
Et­yen Mah­çup­yan, An­la­yış’ın ken­di­siy­le yap­tı­ğı bir söy­le­şi­de, Er­ge­ne­kon Çe­te­si ile il­gi­li ya­pıl­ma­sı ge­re­ken so­ruş­tur­ma­ya da­ir adım­la­rın bir yer­de du­ra­ca­ğı­nı, çün­kü in­san­la­ra “ata­ca­ğı her­han­gi bir adı­mın te­tik­le­ye­ce­ği ge­liş­me­le­rin ne­re­de du­ra­ca­ğı­nın bi­lin­me­me­si­nin kor­ku­tu­cu” gel­di­ği­ni be­lirt­miş ve ek­le­miş­ti: “Ye­ri­ne bir şey koy­ma­dan her­han­gi bir şe­yi or­ta­dan kal­dır­ma­nız çok da ko­lay de­ğil­dir. Si­ya­si sis­tem boş­luk ta­nı­maz ve bir şe­kil­de o boş­lu­ğu dol­du­rur. Her­han­gi bir ku­ru­ma yoz­laş­ma do­kun­du­ğu an­da, an­cak o ku­ru­mu ye­ni­den ya­şa­ta­cak şart­la­rı oluş­tu­ra­rak, or­ta­ya çı­kan yoz­laş­may­la ba­şa çı­ka­bi­lir­si­niz. Bu da as­lın­da ku­ru­mun ken­di için­den de te­miz­len­mek is­ten­me­si ge­rek­ti­ği­ni ima edi­yor. An­cak o za­man bu ey­le­min so­nu­na ka­dar ger­çek­ten gi­de­bi­lir­si­niz.” Mah­çup­yan’ın “çe­te” için söy­le­di­ği med­ya için de ge­çer­li­dir ve Ta­raf ga­ze­te­si­nin yap­tı­ğı bu ey­lem, tam ola­rak böy­le­si sı­nır/ah­la­ki bir ha­re­ket­tir. Çün­kü bel­ki de çe­te­leş­mek­ten ilk çık­ma­sı ge­re­ken, biz­zat “çe­te”nin ta­şe­ron­lu­ğu­nu ya­pan med­ya­nın ken­di­si­dir.

Paylaş Tavsiye Et