Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Nisan 2009) > Türkiye Siyaset > “Muhsin Başkan”
Türkiye Siyaset
“Muhsin Başkan”
Murat Yılmaz
MUHSİN Yazıcıoğlu’nun 1954’te Sivas’ın Şarkışla ilçesi Elmalı köyünde başlayan hayatı, 2009’da Kahramanmaraş’ta seçim gezisinde geçirdiği helikopter kazasıyla sona erdi. Yazıcıoğlu henüz lisedeyken 1968’de Genç Ülkücüler Derneği’nin başkanı olarak başladığı ülkücülük hayatına, Ankara’da Veterinerlik Fakültesi’nde devam etti. Ülkü Ocakları’nda genel başkan yardımcılığı ve genel başkanlık yaptıktan sonra, ülkücü hareketin en sevilen ve teşkilata hâkim lideri olarak sivrildi. 78’li ülkücülerin lideri olan Yazıcıoğlu, bundan sonra “Muhsin Başkan” olarak anılmaya başlandı. Muhsin Başkan kısa sürede MHP içerisinde parti-ocak, merkez-çevre, Türkçü-İslamcı, devletçi-milletçi anlaşmazlıklarında ocağın, çevrenin, Türk-İslam ülkücülerinin ve milletçilerin liderliğine yükseldi. Onu henüz 24-25 yaşlarında ülkücü hareketin vazgeçilmez liderliğine taşıyan şey, işte bu tercihi ve bu tercihteki temsil kabiliyetiydi.
Yazıcıoğlu ile MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş ve onun etrafındaki genel merkezin anlaşmazlığı henüz bu yıllarda ortaya çıkmıştı. Yavaş çekimde bir iç savaşa benzeyen 80 öncesinde, komünizm tehlikesine karşı kurulmuş olan Ülkü Ocakları içerisinde bir anlaşmazlık yaşanması ve üstelik 25 yaşındaki bir gençlik liderinin hareketin tartışmasız kurucu lideri ve “Başbuğ”u Türkeş’e karşı teslim olmaması, ancak liderlik meziyeti ve temsil kabiliyeti ile izah edilebilirdi. 1980 darbesiyle ülkücü hareketin de devrimci hareketle aynı muameleye tabi tutularak ülkücülerin Mamak Cezaevi’nde ağır işkencelere uğraması, milletçi hareketin içinde var olan ikilikleri arttırdı. 12 Eylül öncesinde gençlik hareketi içinde başlayan İslami duyarlılık giderek gelişti. Ortak tehdit olarak görülen komünizmin giderek etkisini yitirmesi ve devletle ilişkileri sağlayan Türkeş’in devlet tarafından tutuklanması, Türkeş’in yönetim hatalarının ve hareket içindeki kıyıcılığının tartışılmasına yol açtı. MHP/MÇP’nin elit kesimi bu tartışmalarla partiden uzaklaştı. Türkeş’in hapishanedeyken hareketi emanet ettiği Muharrem Şemsek’in zaten öteden beri sevilmemesi ve hataları, ülkücü harekette yeniden Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının önünü açtı. Muhsin Başkan ve arkadaşlarının içeride çözülmemesi ve teşkilat üzerindeki hâkimiyetlerini sürdürmesi, onları yeniden bir efsaneye dönüştürdü. Yazıcıoğlu, 7,5 seneyi bulan çileli hapishane hayatının sonunda 1987’de tahliye olduğunda, basının karşısına hapishanedeki eşofmanlarıyla değil, takım elbiseleriyle çıkarak ciddiyet ve iddiasını ortaya koydu.
Yazıcıoğlu hapishaneden çıkınca ülkücü şehit ve tutukluların ailelerine yardım için kurulan bir vakfın başına geçerek hareketin has adamı olduğunu tabana bir kez daha gösterdi. Muhsin Başkan’ın tahliyesiyle ülkücü hareketin dışarıdaki havası bir anda değişti. Türkeş’in dışarıdaki mutemedi olarak iş gören Şemsek hâkimiyetini derhal kaybetti. Şemsek’in şimdiki MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik şiddet kullanımı örneğinde kurduğu hâkimiyet, teşkilatın asıl elemanlarının çıkışıyla sona erdi. Muhsin Başkan’ın gördüğü olağanüstü ilgi, hareketi toparlamakta zorlanan Türkeş’in eski Ülkü Ocakları liderlerini partiye davet etmesiyle sona erdi. Genel sekreterliğe getirilen Bahçeli’ye destek sözü veren Muhsin Başkan ve arkadaşları partiye girdiler. Bu aynı zamanda eski yanlışların tekrarlandığı bir süreci başlattı. Türkeş’in emirleri bu sefer onlar üzerinden hayata geçiyordu. Onlar Şemsek kadar kıyıcı olmasalar da muhalifleri susturuyorlardı. İçeride Türkeş’in üzerine yürüyen Namık Kemal Zeybek’in Türk Ocakları’nda vereceği konferans, Başkan’ın adamları tarafından engellendi. Türkeş’e muhalif olmakla beraber Muhsin Başkan ve arkadaşları başta olmak üzere başı sıkışan her ülkücünün yardımına koşan dervişmeşrep bir adam olan Galip Erdem’in, “lider-teşkilat-doktrin tartışılmaz” sloganını tekrar eden Başkan’ın adamlarının kontrolündeki ocaklar tarafından rahatsız edilmesi ise daha da dramatikti.
Bu arada 1991’de Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi arasında kurulan ittifakla 12 Eylül’ün %10 barajı aşılarak Muhsin Başkan ve arkadaşlarının da dâhil olduğu bir grup MÇP kontenjanından TBMM’ye girdi. Bir süre partiyi nispeten derleyip toparlayan Türkeş, Muhsin Başkan ve adamlarının ocakları ve parti üzerinde artan nüfuzundan rahatsız olmaya başladı. Yükselen PKK terörü karşısında devletle de arasını düzelten Türkeş’in eli rahatladı. Böylece hareketin bünyesel problemleri üzerinde Türkeş ve Yazıcıoğlu yeniden karşı karşıya gelmeye başladı. Bazen öyle tartışmalar oluyordu ki, Türkeş kızıp küsüyor ve parti toplantılarını terk ediyor, Yazıcıoğlu gönlünü alarak yeniden onu partiye getiriyordu. Bir süre sonra bu anlaşmazlık, tehdit ve şiddete dönüştü. Ankara parti teşkilatını Yazıcıoğlu’nun adayı kazanınca ipler koptu. Türkeş, il teşkilatını lağvetti. Muhsin Başkan ise Türkeş’le parti teşkilatı içerisinde mücadeleyi göze alamadı. Bu, muhtemelen Türkeş’in neler yapabileceğini bilmesinden kaynaklanıyordu. Nitekim bir yaralama hadisesinden sonra, Muhsin Başkan ve arkadaşları partiden ayrılarak yeni bir hareket başlattılar.
Büyük Birlik Partisi adıyla partileşen hareket, aynı zamanda Türkeş ve MHP’den farklılıklarını gösterecek bir eleştiri ve özeleştiri sürecini başlattı. Lider kültünü, doktrinin tartışılamazlığını vs. eleştiren Yeni Hafta ve Gündüz gazetelerindeki neşriyat, İslamcı ve solcu cenahlarda da dikkatle takip edildi. Bu eleştiriler ve BBP’nin varlığı, MHP’nin 12 Eylül öncesi yanlışlarından arınmasına ciddi katkı yaptı. BBP 1995 seçimlerinde ANAP ile işbirliği yaparak TBMM’de temsil edildi. Bu dönemde Refah-Yol hükümetinin kurulmasında anahtar parti rolü oynayan BBP, 28 Şubat sürecindeki demokratik duruşuyla sağdaki sempati halesini genişletti. Ancak bu sempatiye rağmen oyları %1,5’i aşmayan BBP zamanla bir yol ayrımına geldi. Muhsin Başkan’ın Ülkü Ocakları’ndan beri arkadaşı olan hareketin esas adamları, partinin kapatılarak bir dernek veya vakfa dönüşmesi teklifleri kabul görmeyince siyaseti bıraktılar. Bu şekilde Türkiye’de sempatisi giderek artan Muhsin Başkan siyaseten “yalnızlaşmaya” başladı. 22 Temmuz seçimlerinde ittifak arayışlarının başarılı olmaması üzerine, Sivas’tan bağımsız milletvekili seçildi. Bu tercih de parti içinde kırılmalara yol açtı.
BBP ve Muhsin Başkan, Hrant Dink’in katledilmesinde Alperen Ocakları’nda görev alanların rolleri sebebiyle de gündeme gelmişti. Yazıcıoğlu teşkilata sızma olduğunu kabul ederek daha hassas davranılacağını söylese de, bu sızmalar kendisinin yalnızlaşmasının bir sonucuydu. Tıpkı Ülkü Ocakları gibi dernek temsilciliği üzerinden yürüyen ve yasallık sorunu bulunan bu tür yapılanmaların niye devam ettirildiği sorusu bile, eski alışkanlıkların kolay terk edilemediğini gösteriyor. Muhsin Başkan, 31 Mart’ta Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı’nı yazdığı Tacettin Dergahı’nda defnedilecek. BBP ve Alperen camiasının ise Muhsin Başkan’ın ve Akif’in “Asım’ın nesli”ne verdiği öğütleri bundan sonra dinleyip dinlemeyeceğini zaman gösterecek.

Paylaş Tavsiye Et