Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Mayıs 2009) > Toplum > Önce boşalt, sonra doldur!
Toplum
Önce boşalt, sonra doldur!
İhsan Fazlıoğlu
BİR adam dü­şü­ne­lim: Elin­de ken­di­si­nin çok­ça önem ver­di­ği, ta­ri­hî sim­ge­sel an­la­mı ve de­ğe­ri yük­sek, sı­vıy­la do­lu bir bar­dak bu­lun­sun... Öy­le bir bar­dak ki, kı­rıl­maz ya­ni var­lı­ğı or­ta­dan kal­dı­rı­la­maz; ay­rı­ca do­ğa­sı ge­re­ği boş du­ra­maz; an­cak için­de­ki sı­vı de­ğiş­ti­ri­le­bi­lir. Kar­şı­sın­da da, elin­de­ki bar­da­ğın içe­ri­sin­de­ki sı­vı­yı bo­şalt­ma­yı ve ye­ri­ne ken­di önem­se­di­ği baş­ka bir sı­vı­yı dol­dur­ma­amaç­la­yan baş­ka bir ki­şi bu­lun­sun... Bu is­tiâ­re-i tem­sî­li­ye­yi bir denk­le­me dö­nüş­tür­dü­ğü­müz­de, “do­lu bar­dak” “bo­şalt­ma” “ye­ni­den dol­dur­ma” “ye­ni sı­vıy­la dol­du­rul­muş bar­dak” bi­çi­min­de dört de­ğiş­ken­le kar­şı­la­şı­rız. Bi­rin­ci de­ğiş­ken “do­lu bar­dak”, bir du­ru­mu; ikin­ci de­ğiş­ken “bo­şalt­ma”, bir iş­le­mi im­ler; yi­ne bir iş­lem olan üçün­cü de­ğiş­ke­ni, “ye­ni­den dol­dur­ma”yı ger­çek­leş­tir­mek, ikin­ci de­ğiş­ke­nin ta­mam­lan­ma­sı­nı ge­rek­ti­rir ve ona bağ­lı­dır ki, so­nuç ola­rak, amaç­la­nan ni­ha­i du­rum olan dör­dün­cü de­ğiş­ke­ne, “ye­ni sı­vıy­la dol­du­rul­muş bar­dak”a ula­şı­la­bil­sin.
Bar­da­ğın var­lı­ğı­nın bi­za­ti­hi or­ta­dan kal­dı­rı­la­ma­dı­ğı ko­şu­lu bir ke­nar­da tu­tu­lur ve öte­ki ola­sı­lık­lar göz­den ge­çi­ri­lir­se şun­lar söy­le­ni­le­bi­lir: Do­lu bir bar­dak, bo­şal­tıl­ma­dan dol­du­ru­la­maz; kar­şı­da­ki ki­şi­yi elin­de­ki bar­da­ğı bo­şalt­ma­ya zor­la­mak içe­ri­sin­de­ki sı­vı­nın ta­ri­hî sim­ge­sel an­la­mı ve de­ğe­ri yü­zün­den ola­sı de­ğil­dir, öy­le ki, is­ter elin­den ala­rak is­ter dı­şa­rı­dan de­ği­şik yap­tı­rım­lar­da bu­lu­na­rak zor­la­mak, ki­şi­nin elin­de­ki sı­vı­ya bağ­lı­lı­ğı­nı da­ha da ar­tı­ra­cak­tır; fark­lı hi­le­ler­le ama­cı ger­çek­leş­tir­mek hem sü­rek­li­lik açı­sın­dan so­run ya­ra­ta­cak hem de ni­ha­î amaç olan “ye­ni­den dol­dur­ma” aşa­ma­sın­da ki­şi­nin ye­ni du­ru­mu ka­bul­len­me­si için faz­la­dan me­sa­i ge­rek­ti­re­cek­tir. Çün­kü de­nil­di­ği gi­bi ni­ha­î amaç bar­da­ğı bo­şalt­mak de­ğil, do­ğa­sı ge­re­ği boş dur­ma­sı ola­sı ol­ma­yan bar­da­ğı ye­ni­den, baş­ka bir sı­vıy­la dol­dur­mak­tır. Hep­sin­den da­ha önem­li­si, do­lu bar­da­ğa sa­hip ki­şi, bu­nu bo­şalt­ma­yı ve ye­ri­ne ken­di­nin­ki­ni koy­ma­yı dü­şü­nen kar­şı­sın­da­ki di­ğer ki­şi­nin elin­de­ki sı­vıy­la bir tür so­run ya­şı­yor­sa, ya­pıl­ma­sı ge­re­ken ni­ha­î ama­cın sak­lı tu­tu­la­rak, ön­ce­lik­le bo­şalt­ma iş­le­mi­nin sağ­lık­lı bir bi­çim­de ger­çek­leş­me­si­ni sağ­la­mak; bar­dak bir kez bo­şal­tıl­dık­tan son­ra do­ğa­sı ge­re­ği boş du­ra­ma­ya­ca­ğın­dan, ye­ni­den dol­du­rul­ma­ya ha­zır, is­tek­li, hat­ta muh­taç ha­le ge­tir­mek­tir.
Bu ko­şul­lar ışı­ğın­da, tam an­la­mıy­la iz­len­me­si ge­re­ken stra­te­ji, ki­şi­yi, baş­ka bir sı­vı­yı gün­de­me ge­tir­mek­si­zin, elin­de­ki bar­dak­ta bu­lu­nan sı­vı­nın de­ğer­siz, önem­siz ol­du­ğu­na ik­na et­mek, kı­sa­ca ki­şi ile sı­vı­sı ara­sın­da me­sa­fe koy­mak; aka­bin­de de bi­za­ti­hi o ki­şi­ye, ken­di is­te­ğiy­le, rı­za­sıy­la bar­da­ğı bo­şalt­tır­mak­tır. Çok de­ği­şik yol­lar­la ger­çek­leş­ti­ri­le­bi­le­cek bu sü­reç­te, ilk amaç mev­cut sı­vı­dan kur­tul­mak ol­du­ğun­dan, bi­za­ti­hi bar­da­ğın her­han­gi bir “sı­vı” ile dol­du­rul­ma­sı­nın ge­rek­me­di­ği­nin vur­gu­lan­ma­sı, “sı­vı-sız-lık”ın en iyi du­rum ol­du­ğu­nun di­le ge­ti­ril­me­si bi­le iz­le­nen stra­te­ji­nin bir par­ça­sı ola­rak ka­bul edi­le­bi­lir. Çün­kü il­ke­ce bi­lin­mek­te­dir ki, do­ğa­sı ge­re­ği bar­dak için sı­vı­sız­lık ge­çi­ci bir du­rum­dur; er ya da geç baş­ka bir sı­vı­ya ge­rek­si­nim du­ya­cak­tır. Bu ne­den­le, mev­cut sı­vı­dan kur­tul­mak, ki­şi­yi ken­di rı­za­sıy­la bo­şalt­ma­ya ik­na et­mek, en önem­li­si de ki­şi­yi ken­di mev­cut sı­vı­sın­dan tik­sin­dir­mek, nef­ret et­tir­mek ve iğ­ren­dir­mek ilk aşa­ma için ye­ter­li­dir.
Şim­di yu­ka­rı­da­ki tem­sil­de­ki de­ğiş­ken­le­ri gü­nü­müz Tür­ki­ye’sin­de­ki ger­çek­li­ği dik­ka­te ala­rak ye­ni­den be­lir­le­ye­lim: Bar­dak, din du­yu­şu­dur; da­ha ön­ce­ki ya­zı­la­rı­mız­da da di­le ge­tir­di­ği­miz gi­bi, her­han­gi bir ku­rum­sal di­ne men­sup ol­mak ile din du­yu­şu ay­rı ay­rı ol­gu­lar­dır ve din du­yu­şu­nun kay­na­ğı bi­za­ti­hi in­sa­nın do­ğa­sı­dır. Her­han­gi bir ku­rum­sal din, din du­yu­şu­na ve­ril­miş bir ya­nıt­tır; ya­nı­tın or­ta­dan kal­dı­rıl­ma­sı so­ru­yu or­ta­dan kal­dır­maz; bu­nun için bi­za­ti­hi in­sa­nın or­ta­dan kal­dı­rıl­ma­sı ge­re­kir. Ben­zer bi­çim­de her­han­gi bir ku­rum­sal fel­se­fe diz­ge­si­ni yok say­mak­la, do­ğa­sı­nı in­san­da bu­lan “fel­se­fe yap­ma du­yu­şu” or­ta­dan kal­dı­rı­la­maz. Ay­nı yar­gı­la­rı, kay­na­ğı­nı yi­ne in­san do­ğa­sın­da bu­la­ca­ğı­mız sa­nat ve bi­lim için de tek­rar­la­ya­bi­li­riz. Din, fel­se­fe, bi­lim ve sa­nat, in­san do­ğa­sın­da iç­kin so­ru­la­rın te­za­hür­le­ri­dir; bu so­ru­la­rın ara­yış­la­rı­dır. Kı­sa­ca de­nir­se, her­han­gi ku­rum­sal bir di­ni or­ta­dan kal­dır­mak ola­nak­lı­dır; an­cak in­san tü­rü or­ta­dan kalk­ma­dık­ça bi­za­ti­hi din or­ta­dan kalk­ma­ya­cak­tır. Çün­kü yol an­la­mı­na ge­len din, in­sa­nın do­ğum ile ölüm ara­sın­da­ki çiz­gi­sin­de­ki va­ro­luş tar­zı­dır; bu ne­den­le her­han­gi ku­rum­sal bir di­ne men­sup ol­ma­mak da­hi bir tür yol ol­du­ğun­dan ki­şi­nin di­ni­dir.
De­vam eder­sek, Tür­ki­ye ger­çe­ğin­de “bar­dak”ın için­de­ki sı­vı bin yıl­lık ta­ri­hiy­le, aki­de, kül­tür, me­de­ni­yet vs. bi­çim­le­riy­le te­za­hür eden İs­lam’dır. Ni­ha­î amaç, ya­ni dör­dün­cü de­ğiş­ken, “ye­ni sı­vıy­la dol­du­rul­muş bar­dak”, uzun va­de­de Tür­ki­ye’nin Hı­ris­ti­yan­laş­tı­rıl­ma­sı/Pro­tes­tan­laş­tı­rıl­ma­sı­dır. An­cak yu­ka­rı­da di­le ge­ti­ri­len ge­rek­çe­le­re da­ya­lı ola­rak ge­liş­ti­ri­len stra­te­ji ge­re­ği, ön­ce­lik ikin­ci de­ğiş­ke­nin ya­ni mev­cut bar­dak­ta­ki sı­vı­nın sağ­lık­lı bir bi­çim­de bo­şal­tıl­ma­sı­dır. De­nil­di­ği üze­re bu iş­lem en sağ­lık­lı bi­çim­de an­cak ki­şi­yi, baş­ka bir sı­vı­yı gün­de­me ge­tir­mek­si­zin, elin­de­ki bar­dak­ta bu­lu­nan sı­vı­nın de­ğer­siz, önem­siz ol­du­ğu­na ik­na ede­rek, kı­sa­ca ki­şi ile sı­vı­sı ara­sın­da me­sa­fe ko­ya­rak; aka­bin­de de bi­za­ti­hi o ki­şi­ye, ken­di is­te­ğiy­le, rı­za­sıy­la bar­da­ğı bo­şalt­tı­ra­rak ger­çek­leş­ti­ri­le­bi­lir. Bu ne­den­le Tür­ki­ye’de ya­pı­lan bir din düş­man­lı­ğı de­ğil bir İs­lam düş­man­lı­ğı­dır; bu da İs­lam’ın hem bir aki­de, hem bir kül­tür hem de bir me­de­ni­yet ola­rak de­ğer­siz­leş­ti­ril­me­si stra­te­ji­si­ne da­ya­nır. Çün­kü ilk amaç, “İs­lam­sız­laş­tır­ma”dır (de-Is­la­mi­za­ti­on), bar­dak­ta bu­lu­nan İs­lam sı­vı­sı­nı bo­şalt­mak; ki­şi­le­rin nez­din­de İs­lam’a yö­ne­lik bir nef­ret, tik­sin­me ve iğ­ren­me duy­gu­su oluş­tur­mak; hat­ta yal­nız­ca aki­de ola­rak de­ğil, bir kül­tür ve ta­rih ola­rak bi­le Müs­lü­man ai­di­yet­ten utan­ma duy­gu­su ya­rat­mak­tır. Es­ki bu­lun­du­ğu du­rum­dan uta­nan in­sa­nın en önem­li psi­ko­lo­jik dav­ra­nı­şı, o du­ru­mu anım­sa­tan en kü­çük işa­re­te bi­le sert tep­ki ver­me­si; her tür­lü te­za­hü­rü­ne ta­ham­mül ede­me­me­si­dir; çün­kü uta­nan en çok ken­din­den ka­çar. Bu­nu tes­pit için teo­rik ah­kam kes­me­ye ge­rek yok: Ba­zı ga­ze­te­ler­de Kut­lu Do­ğum Haf­ta­sı ile il­gi­li ya­yım­la­nan ya­zı­la­rı pro­tes­to eden (ya­ni uta­nan) oku­yu­cu­la­rın, yi­ne ay­nı gün­de ve ay­nı ga­ze­te­de baş­ka din­ler­le il­gi­li ha­ber­ler­den ra­hat­sız­lık duy­ma­ma­sı, yu­ka­rı­da ifa­de edi­len çer­çe­ve­de, Tür­ki­ye’de de-Is­la­mi­za­ti­on ko­nu­sun­da ge­li­nen du­ru­mu en gü­zel bir bi­çim­de özet­ler. Ye­ri gel­miş­ken di­le ge­ti­ril­me­li­dir ki, Tür­ki­ye’de mis­yo­ner­lik sa­nıl­dı­ğı gi­bi baş­ka her­han­gi bir di­nin tek­li­fi­ne de­ğil bi­za­ti­hi İs­lam’ın, ya­ni bar­dak­ta­ki mev­cut sı­vı­nın bo­şal­tıl­ma­sı ve ge­le­cek­te ye­ni sı­vı­yı dol­dur­ma­ya ha­zır ha­le ge­ti­ril­me­si aşa­ma­sın­da yü­rü­tül­mek­te­dir. Bir son­ra­ki ya­zı­mız­da da ele ala­ca­ğı­mız gi­bi, -na­zar değ­me­sin- din­dar­lar(!) da bu­na yar­dım et­mek­te­dir.
Evet! İn­san­lar bir aki­de, bir kül­tür ve bir me­de­ni­yet ola­rak İs­lam’dan ya­ni ken­di­le­rin­den utan­mak­ta ve kaç­mak­ta­dır­lar; an­cak unu­tul­ma­ma­lı­dır ki her ka­çış bir sı­ğın­ma ile bi­ter. Çün­kü in­san­lar yal­nız­ca so­ru­lar­la ya­şa­ya­maz­lar; önün­de so­nun­da ya ken­di­le­ri­ne has bir ya­nıt bu­lur­lar ya da ha­zır ya­nıt­la­ra sı­ğı­nır­lar; sı­ğın­tı olur­lar. Öy­ley­se so­ru şu­dur: Mu­ha­fa­za­kâr­lar, din­dar­lar, in­san­la­ra utan­ma­ya­cak­la­rı, kaç­ma­ya­cak­la­rı bir sı­ğı­nak tek­lif ede­bi­li­yor­lar mı? Tek­lif sa­hi­bi ol­mak! İş­te bü­tün me­se­le!

Paylaş Tavsiye Et