Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (May 2009) > Asılıyorum > Sarı Köşk, Pembe Köşk
Asılıyorum
Sarı Köşk, Pembe Köşk
Ali Cengiz Tuğrul
“Gül senin tenin
Ben de güller içinde kafesteyim”
Mahsun’un şarkısının nakaratıymış bu.
Nakaratı sevsinler!
Hani Tatlıses’i devirecekti de tahtına oturacaktı!
Hani bir yanına Özcan’ı bir yanına Ali’yi almıştı!
Hani âlemin kralı o olacaktı!
Onu kafese İbo bir kapattı, pir kapattı.
“Vatanım senin yanın
Ben de senin kölenim”
Senin nakaratın ancak böyle sonuçlanır işte.
Kimin nakaratı bu?
Mahsun Kırmızıgül’ün.
Başka bir nakarat daha var.
Baykal’ı devirecek de,
Partinin başına geçecek de,
İktidar yürüyüşünü başlatacak da,
Genel Başkan değil Başbakan olacak da,
Vs, vs, vs…
Ölme eşeğim ölme!
Çıkmaz ayın son perşembesinde.
2048’in hemen arifesinde.
Bu kimin nakaratı?
Mustafa Sarıgül’ün.
Buna “Geçti Bor’un pazarı sür eşeği Niğde’ye” derler.
 
ALDI BAŞINI GİDİYOR
Kardeşim bırakın sarıyı, kırmızıyı, laciverdi, moru.
Bırakın şu cafcaflı isimleri.
Bırakın şu nakaratları.
Bakın Allah’ın şeffaf, sade bir kulu “güllerin içinden canım koşarak koşarak” üzerimize üzerimize geliyor.
Milletin bir kısmı da “güllerin içinden canım koşarak koşarak gel bize gel” diye tempo tutuyor.
Bu kadarı artık fazla oluyor.
Meclis Başkanı 23 Nisan’da “Mesaj alınmıştır” diyor.
“Hah” diyorsunuz “anladılar Hanya’yı Konya’yı”.
Bir bakıyorsunuz cumhurbaşkanı adayı olarak karşımıza çıka çıka kim çıkıyor.
Meğer “Bu derdi güller anlar, bana güllerimi verin” mesajını almışlar.
Halbuki biz Aşil’in topuğuna topuğuna sıkacak, bel altından vuracak, ilmiği boynuna gönüllü geçirecek bir aday beklemiyor muyduk?
Bu adaylardan da sürüsüne bereket vardı.
Demek ki Hanya’dan, Konya’dan, Nisan ayından pek bir şey anlaşılmamış.
Tabii bunun bir sebebi var.
Konya’dan şimdiye kadar çıka çıka Celaleddin Rumi namında bir meczup çıkmış.
Bildiğiniz gibi mürtecinin teki.
Uyduruk kaydırık üç-beş eseri var.
En bilineni Mesnevi.
Anti-laisizmin bir şahikası.
Hem ABD’de hem AB’de uzun zamandır bestseller listelerinde.
Sırf bu sebepten yakın zamana kadar yüzümüzü döndüğümüz bu uygarlığa artık sırtımızı dönsek yeridir.
Onlara yüzümüzü döndüğümüzde “Okumayın bu saçma sapan şeyleri” diyorlardı.
“Emriniz olur” dedik bıraktık.
Bir de baktık ki haydaaa!
Çatır çatır Mesnevi okuyor adamlar.
Bunlara sırtımızı dönmekten de korkmamız lazım.
O zaman da bizi sırtımızdan bıçaklarlar bunlar.
Kırk katır mı, kırk satır mı hesabı.
Ben her zaman satırı tercih ederim.
Onlar bizi kör testere ile keseceğine, biz onları satırla doğrayalım.
 
METAFOR
Bütün devlet erkanı Şeb-i Aruz törenlerine katılırsa olacağı budur.
Ortada kafası kukuletalı, entariler giymiş, kravatsız, ceketsiz, iskarpinsiz bir sürü adam.
Dön babam dönüyorlar.
Neymiş!
Pergel metaforuymuş!
Bir ayakları bu topraklarda sabitmiş de, diğer ayakları ile dur durak dinlemeden bütün âlemleri dolaşıyorlarmış da falan filan.
Bir sürü hikaye.
Bırakın metaforu, memleket bir anafora çekiliyor kimsede tık yok.
Bu dönüşe dur demesi lazım gelenler nerede peki?
Nerede Aczimendiler? Nerede ODTÜ’lüler?
Nerede Fadime? Nerede Demirel?
Ama hakkını yemeyelim.
Bu hengameden bir yedi sene kotarabilir miyim diye zat-ı âlileri cin fikirli adamlarını tedavüle soktu.
“Adayın alkışlanmasını grup kararı sayalım, saldıralım” cinsinden tepelerden, doruklardan esen fikirler.
Öbürlerinin gözleri kapalı, kafaları yamuk.
Sağ elleri yukarıda, sol elleri aşağıda.
Hiç yalpalamadan, sağa sola savrulmadan, başları dönmeden, ayakları kaymadan dön babam dönen üç-beş, bilemedin şu kadar adam.
Neymiş Hakk’tan alıyorlarmış, halka saçıyorlarmış.
Saçmalamayın kardeşim.
Üstelik de saçmayın.
Başımıza ne geldiyse birilerinin bizim olanı bu halka saçmasından geldi.
Yöneticileri halka seçtirme sevdasından geldi.
Olur olmaz herkesi üniversiteye almaktan geldi.
Özgürlük sevdasından geldi.
Demokrasi sevdasından geldi.
 
TENEŞİR
Kırkından sonra azanı teneşir paklarmış.
Bunlar ellisinden sonra azdılar.
Önce çok azdılar, zamanla çoğaldılar.
Hangi zamanla?
Neyin ellisinden sonra?
1950’nin ellisinden sonra.
Kalktılar bir afiş yaptırdılar.
O da elli bir afiş.
Üstüne “Yeter söz milletindir” diye yazdılar.
Yok yeter söz milletinmiş!
Yok köylü milletin efendisiymiş!
Yok egemenlik milletinmiş!
Yok hakimiyet köklerdeymiş!
Bu ve buna benzer binlerce zararlı icat.
Bütün bu olup bitenden, bu icatlardan önce bütün o koltuklar benimdi.
O güç, o iktidar benimdi.
O yetkiler, o mevkiler benimdi.
O kamu kurumları, o kamu kuruluşları benimdi.
O deste deste liralar, o çil çil kuruşlar benimdi.
Bütün o makamlar, bütün o müesseseler benimdi.
Ama o sümüklü, o köylü, o ayakkabıları çamurlu millet, an geldi bütün o müesseselere sızma zeytinyağı gibi sızdı.
Bu zeytinyağı harekatı ne zaman başladı.
Bir Millet Uyanıyor filminin ilkini Muhsin Ertuğrul 1932’de çekti.
İkincisi 1966’da Ertem Eğilmez tarafından çekildi.
Üçüncüsü de 1994 Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinden hemen sonra Fethi Paşa Korusu’nda belediye tarafından çekildi.
Otobüslerle evine, işine sıkış tıkış ter kokuları içinde gidip gelen vatandaş, üç metre ötelerinde Fethi Paşa Korusu diye bir mekan olduğunu, trenlerle gidip gelenler Florya’da denize sıfır tesisler bulunduğunu belediyeler sayesinde öğrendiğinde bizim için ip koptu.
O zamana kadar milletten sakladığımız, sakındığımız, arındırdığımız, yalıttığımız ne kadar alan, mekan, liman, sahil, tersane, köşk var ise hepsi faş oldu.
İpini koparan her Allah’ın kulu, Sarı Köşk’e, Pembe Köşk’e, Çadır Köşkü’ne Malta Köşkü’ne koştu.
Üç kuruş verecek; simit, peynir yiyecek. İlla da çay, limonata; olmazsa ayran içecek.
Millet oralara sızmasın diye o zamanlar ne kadar mücadele verildiğini bilen biliyor.
Ama heyhat!
O köşklerin tadını alanların durmayacağı belliydi.
Nitekim durmadılar, durmayacaklar.
İşte sıra en yüksek rakımlı köşke geldi.
 
GÜLLÜ İLE SABİT
Bu durumun en büyük suçlularından biri Latif Demirci’dir.
Çizgilerine bir bakın bakalım.
Hangi karakter sokaktaki vatandaşa daha cana yakın geliyor.
Press Bey ve hanımı mı, yoksa Güllü Hanım mı?
Hizmetten yüksünmeyen, işini iyi yapmazsa içi rahat etmeyen, her daim güler yüzlü, koca evi tek başına çekip çeviren, koca gözlü, yufka gönüllü, çalışkan mı çalışkan, sımsıcak bir tip.
Üstelik başörtülü. Presse tam press.
Soğuk, ukala, kendini beğenmiş, tembel, kendi evini çekip çevirmekten bihaber; bütün memleketi kendinden, eşinden, lüks evinden, ilelebet kendilerine hizmetle yükümlü hizmetçilerinden ibaret sanan; memleketi hizaya getirmeye gücü ve yetkisi olduğunu sanan; sözde entelektüel; zavallı olduğunun farkında olmayan bir âdem.
Latif’in Güllü, Sabit ve nişanlısı ile dalga geçtiğini zannediyor.
Arada kendisinin güme gittiğinin farkında olmayacak kadar burnunun ucunu göremeyen birisi.
Güllü’nün pazıları, Press’in egosu şiş.
Güllü’nün pazılarını kessen kan akar.
Press’in egosuna iğne batırsan güm diye patlar.
Çaktırmıyor ama bu Sabit bir gün cipime el koyar mı diye ödü kopuyor.
Artık yeter.
Güllü güllülüğünü bilsin, Sabit yerinde sabit kalsın.
Sözün millette olmasının önüne bir set çekmenin zamanı geldi.
Şimdi ağlamanın sızlamanın zamanı değil.
Hesap kitap yapmanın zamanı.
Yoksa devletle millet arasına çektiğimiz set yıkılabilir.
Buzlar eriyebilir, memleket düze çıkabilir.
İsteyen başörtüsü ile okula bile gidebilir.
 
İŞTE TEKLİFLERİM
Öncelikle 367 sayısında ısrar edelim.
“Adaylıktan vazgeçersen söz bunu suistimal etmem” deyip yirmi dört saat sonra “Nasıl da korkutup kaçırttım” diyebilen özü sözü bir adam tutalım.
Ayrıca bir-iki maruf isme suikast tertip edelim.
Üç-beş faili meçhulü onun üstüne ekleyelim.
Yastık altında tuttuğumuz dosyaları ortalığa saçalım.
Ellisinden sonra çoğalanı teneşirin paklayacağını hatırlayalım.
Hatırlatalım.
Madem çok istiyorlar bunların topunu şeb-i aruzlarına kavuşturalım.
Meseleyi sandıkta değil sandukada çözelim.
Erken seçime zorlayalım ama neye mal olursa olsun asla seçim yaptırtmayalım.
Seçimi, sandığı, sandukaları toptan kaldıralım.
Sadece Cumhuriyet kalsın.
Onda da Cumhur olmasın.
Allah’ın kulu da olmasın.
Gül de olmasın.
Sadece ‘-iyet’ olsun.
Bir de şefli olsun.
 
SON SÖZ
Hemen emir verilsin
Kan renkli kırmızı güller derilsin.

Paylaş Tavsiye Et