Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Nisan 2010) > Merhaba >
Merhaba
Adalet, insanın en kadim arayışı. Zulümse vazgeçemediği günahı.
Mevlânâ adaletin ağaçları, zulmün ise dikenleri sulamak olduğunu söyler. Adalet, su emen her kökü sulamak değil, sadece ağaçları sulamaktır. Dikenleri sulamak, “belaya kaynaklık etmek”tir.
Modern Türkiye, bir diken bahçesi olarak varlık buldu ve bugüne geldi. Bu bahçe, adalet dağıtıyoruz diyerek yıllar yılı “diken sulayan zalimler” marifetiyle teşekkül etti.
Ne yazık ki bu bahçenin varlığından rahatsızlık duyan, dikenlerin gadrine uğrayanlar sadece bedenlerindeki dikenleri temizlemekle yetindiler. Ne bahçeye ne de bahçeyi sulayanlara ilişmediler, ilişemediler. Günü kurtarmaktı çünkü niyetleri. Çünkü onlar için adalet sadece sevilesi bir şeydi, uğruna mücadele verilecek bir erdem değil.
Gün, diken bahçesini sulayanlarla yüzleşme günüdür. Bu yüzleşmeden kaçan ve günü kurtarmak niyetiyle hareket eden oportünistler, zulmün bu memlekette daha da kökleşmesine hizmet edecekler, böylelikle kendi geleceklerini de karartacaklar. AK Parti’nin imtihanı söz konusu yüzleşmede göstereceği performansla ilişkili olacak. 
Bu ay kapak bölümümüzü anayasa değişikliği paketine ve yargı reformu tartışmalarına ayırdık. Ergun Özbudun ve Yavuz Atar’ın görüşleriyle katkıda bulunduğu bu bölümün yazarları Yasin Aktay ve A. Kemal Bersay.
Dosyamızda İbrahim Öztürk, Sadık Ünay, Kemal Erdem, Melih Bulu ve Fatma Ünay Türkiye’de girişimciliğin ne anlama geldiğini sorguladılar.
Söyleşiyorum konuklarımız sırasıyla Osman Can ve Hamza Türkmen. Can, Türkiye’de yargı-siyaset ilişkisini masaya yatırırken, Türkmen ise farklı İslamcılık anlayışlarını tartışmaya açtı.
Mevlânâ ile başladık, Mesnevi ile bitirelim:
“Ey zulümle bir kuyu kazan! Sen kendin için kazıyorsun, bari boyunca kaz.”

Paylaş Tavsiye Et