Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ağustos 2005) > Asılıyorum > Sınırlı iktidar insanı sinirli yapar
Asılıyorum
Sınırlı iktidar insanı sinirli yapar
Ali Cengiz Tuğrul
Tam 64 bin öğrenci LGS’de sıfır çekmiş.
LGS ne?
Lise Giriş Sınavı.
Sekiz sene bu sınava girmek için okuyacaksın.
Yetmedi dershaneye gideceksin.
O da yetmedi özel hoca tutacaksın.
Sonra?
Sonra iki saat süren sınavdan sıfır alıp çıkacaksın.
Bakın anlamadım demeyin; s – ı – f – ı – r.
Büyük harfle yazayım, SIFIR.
Rakamla yazayım, 0.
LGS’de bir yere girecek puan tutturamasanız da sıfır almadıysanız yaşadınız.
‘Bir yere giremedim ama LGS puanım 125.’
‘Ne, 125 mi! Aferin sana!’
‘Bizim oğlan bir yeri tutturamamış ama 207 puan almış.’
‘Bravo delikanlıya! Artık bir cep telefonu hediye edersin ona.’
Böyle tuhaf bir muhabbet sürüp gidecek artık.
Peki bu dramatik durumun müsebbibi kim?
 
GEÇMİŞİ İDRAK ETMEK
Geçmişlerini idrak edemeyen toplumlar geleceklerini de inşa edemezler.
Geçmişi idrak etmek için biraz gerilere uzanalım.
İki sene kadar öncesine.
Bizim iki saat öncesini hatırlayacak takatımız yok diyorsanız o başka.
Ama entelektüellik biraz zahmet ister.
Gayret ister.
Alın teri, göz nuru, bir de internet bağlantısı olan bir bilgisayar ister.
Acı ama garip olmayan gerçek şu;
İki sene önce sıfır çekenlerin sayısı bu kadar yüksek değilmiş.
Ne olduysa bu son iki senede olmuş.
Yani benim dediklerimin, yazdıklarımın hiç kaale alınmadığı son iki senede.
Megaloman biri olsam, beni kaale alsaydınız sıfır çekenler bu kadar çok olmazdı diyebileceğim bir imkan geçmişken elime âlicenaplık göstereceğim.
Hiçbir şey demeyeceğim.
Evet Irak’taki insanlık dramı karşısında süt dökmüş kedi gibi davranıyorum.
Kılımı kıpırdatmıyorum.
Tek bir parmağımı tek bir tuşa dokundurmuyorum
Ama bu konuda da öyle davranacağımı sanmayın.
Nitekim konuya duyarlı nice aydınlarımız var.
 
ERDOĞAN ERDOĞAN’A KARŞI
Giriş, Erdoğan Beckham’a karşı reklam filmindeki gibi oldu.
Futbol ustasının karşısında mizah ustasının top sektirmesi gibi hani.
Ama benim kastettiğim Erdoğan’lar farklı.
Birinin ne konusunda uzman olduğunu doğrusu bilmiyorum.
Beni kaale almamak konusunda uzman olduğunu söyleyip damarıma basacak birileri çıkabilir.
Ama diğerinin hukuk konusunda uzman olduğu kesin.
‘Zaman aşımına uğrayan intihal, intihal sayılmaz’ yargısı kendisinin.
İşte bu değerli bilim insanı ne kadar büyük bir faciayı engellediklerini ifade ediyor.
‘Eğer katsayıları değiştirmeyi kabul etseydik, sıfır alanların sayısı çok daha fazla olabilirdi’ diyor.
Gerçi bilim ‘olabilirdi, belki, zannımca’ gibi ifadeleri kaldırmaz.
Bu ifadeleri kullanmasının değerli uzmanımızın uzmanlığını kaldırmadığı gibi.
Tevazudan bu üslupla konuştuğu da kesin.
Nitekim diğer bir can sıkıcı meseleyi de engin birikimleri ile aydınlattılar.
Kamusal alan demek kamusal mekan demek değildir, dediler.
 
KAMUSAL ALAN–KUTSAL MEKAN
Bendeniz, deniz gibi engin birikimi ile Ali Cengiz bile kamusal alanı bir nevi kutsal mekan olarak algılıyordum.
Bildiğiniz gibi kutsal mekanlar her ne kadar kutsal olsalar da netice de mekan oldukları cihetle sınırlıdırlar.
Mekanın sınırlı olunca da tabii olarak iktidarın sınırlı oluyor.
Sınırlı iktidarın sahibi ‘yerim dar’ diyen gelin kadar iktidar sahibidir aslında.
‘Düğün benim düğünüm ama ben hariç herkes oynuyor’ diye düşünen gelin gergindir.
Memleketteki her erk sahibinin bir şekilde hissettiği fakat dillendiremediği gerginlik işte budur.
‘Bu mudur yani!’ diyor Cem Yılmaz.
‘Evet budur!’
İktidarının sınırlı olması her iktidar sahibini sinirlendirir.
Sınırla sinir arasında hem noktasal, hem doğrusal bir ilişki vardır.
Noktasal ilişki ı-ların üstündeki noktalardır.
Doğrusal ilişkiye gelince;
Her üç Erdoğan’ın da bu ilişkiyi birebir bildiklerini zannediyorum.
Zannetmek ne kelime!
Duyuyorum, okuyorum.
Şair ‘Her nesnenin bir sınırı var ama aşk kağıda çizilmiyor Mihriban’ diye yazmış.
Ben olsam ‘iktidar kağıda çizilmiyor Bay Doğan’ diyecek kadar sınırsız bir iktidarı dile getirmek isterdim.
İşte değerli hukukçumuz hepimiz adına onu yapmaya çalışıyor.
 
HUKUKUN ENGİNLİĞİ
Hukukun enginliğine işaret ediyor.
Kamusal alanı işlevselleştiriyor.
Soyadına uygun bir biçimde de hukuku tezelden içselleştiriyor.
Aradığı cevap hepimizin aradığı cevaptır.
Mekan sınırlı olunca o mekanın dışında herkes istediği gibi fink mi atacak?
Boynuna kocaman fiyonklar mı takacak?
‘Ne münasebet!’ diyor değerli uzmanımız.
Bir kamu görevlisini hissettiğinizde ve veya gördüğünüzde ve veya bir kamu görevlisi ile ilişkiye geçtiğinizde kamusal alan bilkuvveden bilfiile çıkar.
Bilkuvve her alanda mündemiç olan kamusallık mekanı dalga dalga, sayha sayha, safha safha aşarak intişar eder ve dahi en mahrem mahalle bire bir, ikiye iki, üçe üç nüfuz eder.
Harem-i ismetinize dahi sokulur.
Hukuk böyle buyurur.
Hukuk dili tabii memleketimizde biraz ağırdır.
Onun için anlamamış genç arkadaşlara üç-beş izah misal vermeme müsaade ediniz.
Misal 1
Yalova’ya tatile gideceksin, gişeden bilet alıyorsun.
Karşındaki kim?
Bilet satan kamu görevlisi.
Öyleyse?
Öyle başında türban, boynunda fiyonk tatile gidemezsin.
Zaten dinlenmeye, eğlenmeye gidiyorsun.
Kendine niye eziyet ediyorsun?
‘Ben böyle mutluyum, böyle huzurluyum’ diye Ali Cengiz Tuğrul ve ahfadına niye psikolojik baskı uyguluyorsun.
Önce bu psikolojik baskıyı ortadan kaldıracaksın.
Bu senin en birinci vatandaşlık vazifen.
Bunu kim söylüyor.
Hukuk söylüyor.
Hukuk ne ?
Bilim.
Hem de en sosyali.
Sosyal ne peki?
Toplumsal.
Haydi fizikten, hızdan, ivmeden anlamıyorsun!
Sosyal bilimlerden de mi anlamıyorsun?
O kadar mı cahilsin, cühelasın, köylüsün?
Misal 2
Ekmek almak için sepeti üçüncü kattan sallandırdın.
Baktın bir kamu görevlisi çöpleri topluyor.
O çöpleri toplarken ne oluyor?
Kamusal alan işlevselliğe başlıyor.
O zaman ne yapmak lazım?
O çöpleri toplarken senin de kendini toplaman lazım.
Tabii yine önce başörtünü toplayarak işlevselliğe katkıda bulunacaksın ki toplum rahatlasın.
Misal 3
Evine gideceksin, köşe başına geldin.
Baktın bir tabela.
Ne yazıyor?
Terzioğlu sokağı.
Kim dikmiş o tabelayı oraya?
Belediye.
Belediye ne?
Sana hizmet getirmekle görevli kamu birimi.
O halde?
O tabela orada sadece bir tabela olarak durmuyor.
Kamu görevi yapan bir kamu sembolü olarak duruyor.
İşlevselliğe katkıda bulunuyor.
O, tabela olarak bu işlevselliğe katkıda bulunurken sen bir insan olarak bu işlevselliğe kayıtsız mı kalacaksın?
Asla!
Bu kâbustan kurtulmak için diyelim kendini evine attın, kapıyı ardından kapattın.
Ama kapının altından atılmış elektrik, telefon, su, kablolu tv faturaları sokak tabelasının ahfadı olarak orada da hazır ve nazırdırlar.
‘Harem-i ismetinize dahi sokulur’ ifadesinden de murat budur.
Kısacası her ne kadar sen kamu görevlisini görmüyorsan da, o seni görüyor, biliyor, izliyor, fişliyor.
Hukukun alanı da, kamunun alanı da böylece namütenahi genişliyor.
Her konudaki uzmanlar bizi mesut, bahtiyar ediyor.
 
SON SÖZ
Önün, arkan, sağın, solun, kamusal alan.
Öpsün seni hukukçu Erdoğan amcan.

Paylaş Tavsiye Et