Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (February 2008) > Yüzleşiyorum > Demokrasinin vicdanı olmak
Yüzleşiyorum
Demokrasinin vicdanı olmak
Mustafa Özel
ALİ Fu­at Baş­gil, Türk de­mok­ra­si­si­nin vic­da­nı. Ya­ra­lı bir mü­te­fek­kir, ka­rar­lı bir ilim ada­mı. Ce­sur ve ta­raf­sız. Mağ­rur ik­ti­da­ra kar­şı ba­şı dik, me­lun mu­ha­le­fe­te kar­şı di­li çe­vik. Baş­gil an­la­şıl­say­dı, ne Ey­lül fır­tı­na­sı­na ih­ti­yaç olur­du, ne Şu­bat ka­sır­ga­sı­na.
Türk de­mok­ra­si­si­nin vic­da­nı, de­dik. De­mok­ra­si ne de­mek? Türk ve de­mok­ra­si ke­li­me­le­ri -bi­rer ta­rih­sel var­lık ola­rak- na­sıl bir ara­ya ge­lir? De­mok­ra­si Yo­lun­da (1961) baş­lık­lı ese­rin­de Baş­gil “de­mok­ra­si­nin bir san­dık me­se­le­side­ğil, zih­ni­yet me­se­le­si ol­du­ğu­nu; fert ve ce­mi­yet­çe de­mok­ra­si zih­ni­ye­ti­ni be­nim­se­me­miş mem­le­ket­ler­de bu re­ji­min yer­le­şip kök­le­şe­me­ye­ce­ği­ni” vur­gu­lu­yor. Bu ya­zı­nın asıl ko­nu­su olan 27 Ma­yıs İh­ti­la­li ve Se­bep­le­ri (1966) baş­lık­lı ese­rin­de ise de­mok­ra­si öz­le­mi­ni şöy­le di­le ge­ti­ri­yor:
“O ne me­sut ül­ke­dir ki, ora­da sa­la­hi­yet­le­ri için­de, if­rat ve ha­ta­ya düş­me­den ik­ti­da­rı­nı kul­la­na­rak mil­le­ti ida­re eden ehil ve mu­te­dil bir hü­kü­met var­dır. O ne me­sut mem­le­ket­tir ki, ora­da, ağır ida­re va­zi­fe­si­ni yük­le­nen­le­re tav­si­ye­le­riy­le yar­dım eden, ten­kit­le­riy­le uya­ran, ya­pı­cı ve hüs­nü­ni­yet­li bir mu­ha­le­fet var­dır. O ne me­sut ül­ke­dir ki, ora­da hal­ka yol gös­te­ren yük­sek ah­lak­lı ay­dın­lar var­dır. Ve o ne bah­ti­yar ül­ke­dir ki, ora­da her şey­den ha­ber­dar, fa­kat ka­nun da­ire­sin­de ha­re­ket eden ve hür­ri­ye­ti­ni mad­di men­fa­at­le­re de­ğiş­me­yen bir ba­sın var­dır. İş­te sağ­lam ve sıh­hat­li bir de­mok­ra­si­nin esas­la­rı bun­lar­dır. Bun­lar Tür­ki­ye’de yok­tu ve hâ­lâ da yok­tur.”
Sağ­lık­lı de­mok­ra­si­nin oy san­dı­ğın­dan ön­ce ge­len dört esas şar­tı­nı öğ­ren­miş ol­duk:
 
Ehil ve mu­te­dil bir hü­kü­met.
Ya­pı­cı ve iyi ni­yet­li bir mu­ha­le­fet.
Yük­sek ah­lâk­lı ay­dın­lar.
Çı­kar­cı ol­ma­yan bir ba­sın.
 
Baş­gil, Tür­ki­ye’de sağ­lam bir de­mok­ra­si­ye gi­den yo­lu il­ke ola­rak tı­ka­yan ve Bu Ül­ke’de hal­ka da­ya­lı bir yö­ne­tim im­ka­nı­nı or­ta­dan kal­dı­ran 27 Ma­yıs dar­be­sin­den üç yıl son­ra, İs­viç­re’de Fran­sız­ca ola­rak ka­le­me al­dı­ğı ese­rin­de sa­de­ce geç­miş kırk yı­lın (1923-63) de­ğil; bel­ki bin yı­lın mu­ha­se­be­si­ni ya­pı­yor ve ge­le­cek yüz­yı­la da­ir ümit ve ümit­siz­lik­le­ri­ni oku­yu­cuy­la pay­la­şı­yor. Ara­dan ya­rım yüz­yı­la ya­kın bir za­man geç­miş ol­ma­sı­na rağ­men, yu­ka­rı­da­ki dört un­sur­la (hü­kü­met, mu­ha­le­fet, ay­dın­lar, med­ya) ala­ka­lı tes­pit ve de­ğer­len­dir­me­le­ri ne ya­zık ki ge­çer­li­li­ği­ni ko­ru­yor. Keş­ke ko­ru­ma­say­dı ve biz­ler de bu bil­gin hu­kuk­çu­nun ki­ta­bı­nı bu­gün bir ib­ret der­si ola­rak oku­yu­cu­la­rı­mı­za ye­ni­den sun­ma­say­dık!
 
Halk DP’yi Ni­çin Sev­di?
Baş­gil, De­mok­rat Par­ti hü­kü­me­ti­ne kar­şı son de­re­ce nes­nel. Hem övü­yor, hem eleş­ti­ri­yor. Öv­gü­sü, Men­de­res’in ki­şi­li­ğin­den baş­lı­yor: “Bil­has­sa Baş­ve­kil Ad­nan Men­de­res, halk ara­sın­da Ata­türk’ten son­ra, Tür­ki­ye’de gö­rül­me­miş bir iti­bar ve sev­gi­ye maz­har ol­muş­tu. Se­vim­li ha­li, dai­ma gü­lüm­ser yü­zü ve bü­yük bir ça­lış­ma gü­cü­ne ma­lik ol­ma­sıy­la Men­de­res, halk kit­le­le­ri­nin gö­zün­de ger­çek­ten mil­le­tin var­lı­ğı­nı tem­sil edi­yor­du. Sık sık mem­le­ke­tin her ta­ra­fı­na yap­tı­ğı se­ya­hat­ler­de halk­tan gör­dü­ğü hüs­nü­ka­bul ve te­za­hü­rat bu­nun de­li­li idi. Hü­la­sa, mü­ba­la­ğa­sız ve bî­ta­raf ola­rak bu­gün­kü Türk ta­ri­hi­nin, Ata­türk müs­tes­na, Men­de­res ka­dar se­vi­len, onun ka­dar hal­kın kal­bi­ni ka­zan­mış bir dev­let ada­mı kay­det­me­di­ği­ni tek­rar et­mek­ten hiç çe­kin­me­me­li­dir.”
Hal­kın De­mok­rat­la­ra sev­gi­si­nin di­ğer se­bep­le­ri şun­lar­dı:
Din ve dil has­sa­si­ye­ti: “DP ik­ti­da­rı, eza­nın Türk­çe okun­ma­sıy­la il­gi­li ka­nu­nu kal­dı­ra­rak, ezan Türk­çe mi yok­sa İs­lam ana­ne­si­ne gö­re Arap­ça mı okun­sun me­se­le­sin­de ka­rar ver­me­yi din adam­la­rı­nın sa­la­hi­ye­ti­ne bı­rak­tı. La­ik­lik adı­na kal­dı­rı­lan di­nî eği­tim ve öğ­re­tim il­ko­kul­da dör­dün­cü sı­nıf­tan iti­ba­ren ih­ti­ya­rî, ya­ni ço­cu­ğun an­ne ve ba­ba­sı­nın is­te­ği­ne bağ­lı ola­rak ye­ni­den ih­das edil­di. İnö­nü dev­rin­de de­ğiş­ti­ri­len ve o şe­kil­de tat­bik edi­len Ana­ya­sa’nın an­la­şıl­maz met­ni ilk ka­le­me alın­dı­ğı za­man­ki ha­li­ne ge­ti­ril­di.”
Eko­no­mik ge­liş­me ve ta­rım­da sa­na­yi­leş­me: “Tür­ki­ye’nin bü­yük bir kıs­mın­da zi­ra­at or­ta çağ se­vi­ye­sin­de kal­mış­tı. De­mok­rat ik­ti­dar za­ma­nın­da zi­ra­at ma­ki­ne­leş­ti­ril­di. Dev­let ta­ra­fın­dan ve­ri­len kre­di­ler sa­ye­sin­de ba­kım­sız kal­mış mil­yon­lar­ca hek­tar ara­zi, hum­ma­lı bir fa­ali­yet­le trak­tör ve her çe­şit zi­ra­at ma­ki­ne­le­riy­le sü­rül­dü, ekil­di ve iş­le­til­di. Hâ­sı­la­tın bol­lu­ğu ile ça­lış­ma­la­rı­nın mü­kâ­fa­tı­nı gö­ren köy­lü­ler De­mok­rat ik­ti­da­rı met­hü­se­na edi­yor­lar­dı.”
Sa­na­yi­de özel sek­tör ham­le­si: “Sa­na­yi­de de bü­yük bir ge­liş­me gö­ze çar­pı­yor­du. Şe­ker ve çi­men­to fab­ri­ka­la­rı in­şa edil­miş­ti. De­mok­rat­la­rın li­be­ral po­li­ti­ka­sı hu­su­si sek­tö­rün te­şeb­büs ham­le­si­ni bü­yük bir öl­çü­de teş­vik et­miş­ti. Bu yüz­den Tür­ki­ye’de teks­til sa­na­yi o ka­dar ge­liş­ti ki, o za­ma­na ka­dar bu en­düs­tri sa­ha­sı­na gi­ren mal­la­rı it­hal eder­ken, şim­di ih­raç eder bir ha­le gel­miş­tik.”
Bü­yük şe­hir­le­rin ima­rı: “1955 se­ne­sin­den iti­ba­ren gi­ri­şi­len bu bü­yük ça­lış­ma­lar sa­ye­sin­de, so­kak­la­rı ça­mur do­lu ve hâ­lâ or­ta­çağ man­za­ra­sı arz eden bu şe­hir­ler, pı­rıl pı­rıl gü­neş­li ve ter­te­miz cad­de­le­rin­de ve as­falt­lı yol­la­rın­da sey­rü­se­fe­rin ya­pıl­dı­ğı mo­dern şe­hir­ler ha­li­ne gel­di. Bin­ler­ce köy iç­me su­yu­na ka­vuş­tu­rul­du.”
 
Tür­ki­ye’nin Cev­he­ri­ni İş­le­ye­me­di­ler
1950 se­çim­le­ri­nin sa­de­ce bir hü­kü­met de­ği­şik­li­ği­ni de­ğil, ka­mu hiz­met­le­ri­nin gö­rül­me­sin­de “ye­ni bir ruh ve me­to­du” ge­tir­di­ği­ni vur­gu­la­yan Pro­fe­sör Baş­gil’in DP hü­kü­me­ti­ne yö­ne­lik te­mel eleş­ti­ri­le­ri ise şun­lar­dı:
Şef­lik an­la­yı­şı­nın sür­dü­rül­me­si: “Ha­ki­ka­tı söy­le­mek lâ­zım ge­lir­se, Dört­ler (Ba­yar, Men­de­res, Ko­ral­tan ve Köp­rü­lü) yu­ka­rı­da bah­set­ti­ği­miz ruh ve me­to­du ge­tir­mek için za­ru­ri olan ter­bi­ye ve va­sıf­la­ra, ne baş­ta ne de da­ha son­ra­ki ha­yat­la­rın­da sa­hip ola­bil­miş­ler­dir. Bi­la­kis, ay­rıl­dık­la­rı par­ti­ye (CHP) uzun müd­det bağ­lı oluş­la­rı­nın ken­di­le­rin­de bı­rak­tı­ğı bu mağ­rur tav­rı, hiç kim­se­ye da­nış­ma­dan dü­şün­me ve ka­rar ver­me tar­zı­nı he­nüz terk et­me­miş­ler­dir. İş­te bu yüz­den­dir ki, ik­ti­dar­da kal­dık­la­rı müd­det­çe ya­pı­lan her ten­ki­di umur­sa­ma­yıp bir ta­ra­fa at­ma­ya ça­lış­tı­lar.”
Par­ti­le­re ve si­vil top­lum ör­güt­le­ri­ne kar­şı du­yar­sız­lık: “Mil­let Par­ti­si 1951 yı­lı­na ka­dar pek mah­dut bir öne­mi ha­iz iken, bu ta­rih­ten iti­ba­ren mem­le­ke­tin ba­zı böl­ge­le­rin­de, bil­has­sa mu­ha­fa­za­kâr mu­hit­ler­de ge­niş­le­yip ya­yıl­dı. İle­ri­de ra­kip bir par­ti ola­bi­le­ce­ği ka­na­ati­ni uyan­dı­ran bu ge­liş­me­den en­di­şe eden Men­de­res hü­kü­me­ti, Mil­let Par­ti­si’nin hal­kın di­nî duy­gu­la­rı­nı is­tis­mar et­ti­ği­ni id­di­a ede­rek fes­hi­ne ve şu­be­le­riy­le bir­lik­te ka­pa­tıl­ma­sı­na ka­rar ver­di.” DP bu­nun­la kal­ma­ya­rak Türk Mil­li­yet­çi­ler Der­ne­ği gi­bi ku­ru­luş­la­rı da yer­siz ba­ha­ne­ler­le ka­pat­tı. “Türk Mil­li­yet­çi­ler Der­ne­ği’nin ka­pa­tıl­ma­sın­dan son­ra mey­da­nı boş bu­lan CHP dur­ma­dan üni­ver­si­te genç­li­ği ara­sın­da çe­şit­li tah­rik yu­va­la­rı kur­du. Bil­has­sa Dev­rim Ocak­la­rı, Mus­ta­fa Ke­mal Der­ne­ği gi­bi ad­lar­la ku­ru­lan bu ce­mi­yet­le­rin her bi­ri­nin ga­ye­si, üni­ver­si­te­li genç­le­ri İnö­nü’nün par­ti­si­ne sok­mak idi.”
Sa­na­yi­leş­me ve imar iş­le­rin­de plan­sız­lık: “1954 so­nun­dan iti­ba­ren ya­şa­nan bir­kaç se­ne­lik ku­rak­lık mem­le­ket­te umu­mi bir ik­ti­sa­di kriz ya­rat­tı. İt­hal edi­len trak­tör ve di­ğer zi­ra­at ma­ki­na­la­rı­nın es­ki­me­si ve ba­kım­sız­lı­ğı zi­rai fa­ali­ye­ti sı­nır­la­dı. Bu trak­tör ve ma­ki­na­lar dı­şa­rı­dan, ba­kım ve ta­mir­le­ri için ge­rek­li per­so­nel na­za­rı iti­ba­ra alın­ma­dan it­hal edil­miş­ti. (Böy­le­ce) li­be­ral sis­tem ye­ri­ni tah­sis sis­te­mi­ne bı­rak­tı. İç pi­ya­sa­da ilaç ka­dar za­ru­ri olan mad­de­ler bi­le bu­lu­na­maz ol­du. Bu üzü­cü du­ru­ma bir ça­re bu­la­ca­ğı yer­de Baş­ve­kil Men­de­res İs­tan­bul, An­ka­ra gi­bi bü­yük şe­hir­le­rin dev ça­pın­da ima­rı­na gi­riş­ti.” Bu amaç­la ya­pı­lan bü­yük çap­ta­ki is­tim­lâk­lar­da ne kar­şı­lık öden­di, ne hal­kın uğ­ra­dı­ğı za­rar­lar kar­şı­lan­dı.
Ba­sı­na kar­şı ge­rek­siz sert­lik, as­ker­ler­le ye­ter­li ve dü­zey­li iliş­ki­le­rin ge­liş­ti­ril­me­me­si, ay­dın­lar­la iliş­ki­ler­de­ki ko­puk­luk gi­bi hu­sus­lar da DP’nin bü­yük ha­ta­la­rı ara­sın­da sa­yı­lı­yor. Baş­gil özel bir top­lan­tı­da Men­de­res’e hi­ta­ben şun­la­rı söy­lü­yor: “(Hal­kın ver­di­ği des­tek­ten gu­ru­ra ka­pı­la­rak) mem­le­ke­tin pro­fe­sör, ya­zar, ga­ze­te­ci ve su­bay gi­bi uya­nık ve fa­al kuv­vet­le­ri­ni ida­re et­me­yi, kı­sa­ca­sı, Tür­ki­ye’nin cev­he­ri­ni iş­le­me­yi ih­mal et­ti­niz.”
 
Gay­ri­meş­ru Mu­ha­le­fet Ge­le­ne­ği
DP’nin 1950 se­çim ba­şa­rı­sı CHP’yi sars­mış fa­kat büs­bü­tün ümit­siz­li­ğe dü­şür­me­miş­ti. Ne de ol­sa “nan­kör mil­let” ya­kın za­man­da uya­nır ve “ül­ke­nin asıl yö­ne­ti­ci­le­ri­ni” ye­ni­den ik­ti­da­ra ta­şır­dı. Fa­kat 1954 se­çim­le­ri CHP’nin ümit­le­ri­ni yer­le bir et­ti: DP 504, CHP sa­de­ce 31 mil­let­ve­ki­li çı­ka­ra­bil­di! “İş­te bu se­çim­ler­den son­ra CHP ar­tık meş­ru yol­lar­la, ya­ni de­mok­ra­tik se­çim yo­luy­la ik­ti­da­ra ge­le­me­ye­ce­ği­ni an­la­dı. Bu se­bep­le, ga­ye­si­ne var­mak için baş­ka va­sı­ta­lar ara­ma­ya ko­yul­du.”
CHP’nin bu uğur­da baş­lı­ca yol ar­ka­daş­la­rı üni­ver­si­te ho­ca ve öğ­ren­ci­le­riy­le ba­sın men­sup­la­rı ol­du. Pro­fe­sör Baş­gil 1954-60 ara­sın­da­ki dev­re­yi çok et­ki­le­yi­ci bir üs­lup­la tas­vir edi­yor. An­lat­tık­la­rı­nın bu­gün ya­şa­dık­la­rı­mız­dan te­mel­de far­kı yok. Mu­ha­le­fet li­der­le­ri­nin de­meç ve ko­nuş­ma­la­rı­nı, ya­zı­lı ve gör­sel med­ya­nın ha­ber ve yo­rum­la­rı­nı üç gün dik­kat­le ta­kip eden bü­tün şif­re­le­ri çö­ze­bi­lir. Kah­ra­man­la­rı­mı­zın isim­le­rin­de, ide­olo­jik eti­ket­le­rin­de de­ğiş­me ve kay­ma­lar ol­sa da, so­nuç de­ğiş­mi­yor; mil­let ira­de­si aley­hi­ne komp­lo­lar sü­rüp gi­di­yor.
Ali Fu­at Baş­gil’in ki­ta­bı hak­kın­da 1965 yı­lın­da, ya­za­rı­na 29 yıl ha­pis is­te­miy­le so­ruş­tur­ma açıl­dı. İd­di­a­na­me­de­ki şu sa­tır­lar, 27 Ni­san 2007 ta­rih­li e-muh­tı­ra­da­ki okul mü­sa­me­re­le­ri­ni ha­tır­lat­mı­yor mu? “Ya­zar aziz Ata­türk’ün her mil­le­tin ken­di di­ni­ni ken­di di­liy­le öğ­re­ne­rek iba­det et­me­si dü­şün­ce­siy­le din­de yap­mak is­te­di­ği re­for­mu İs­met İnö­nü’ye mal ede­cek ka­dar ile­ri git­miş ve bü­yük Ata­türk’ün in­kı­lâp­la­rı­na dil uzat­mak­tan da­hi çe­kin­me­miş­tir. Teğ­men Ku­bi­lay’ın uğ­ra­dı­ğı men­fur te­ca­vü­zün se­bep­le­ri­ni unut­muş gi­bi gö­zük­mek­te­dir. 22 Ocak 1965 gü­nü Kır­ka­ğaç’ın Ka­ra­kurt kö­yün­de vu­ku bu­lan ve mil­let­çe bü­yük bir nef­ret ve üzün­tü ile kar­şı­la­nan ola­yın yi­ne şe­ri­at is­te­yen ve fut­bo­lun bir gâ­vur ica­dı olup oy­nan­ma­sı­nın gü­nah sa­yı­la­ca­ğı­nı id­di­a eden ve hat­ta hü­kü­met kuv­vet­le­ri­ne kar­şı koy­mak­tan çe­kin­me­yen ge­ri­ci bir zih­ni­ye­tin ese­ri ol­du­ğu mey­da­na çık­mış­tır.”
27 Ma­yıs dar­be­si, DP hü­kü­me­tin­den ön­ce, Türk in­sa­nı­nın de­mok­ra­si­ye olan inan­cı­na vu­ru­lan bir dar­be ol­du. Dar­be­ci­ler ko­num­la­rı­nı pe­kiş­tir­mek için, öğ­ren­ci ve ho­ca­la­rıy­la üni­ver­si­te­yi kul­lan­dı­lar. Hu­kuk pro­fe­sör­le­ri dar­be­yi meş­ru­laş­tır­dı; öğ­ren­ci­ler ise ey­lem­le­riy­le dar­be­ye uy­gun or­tam ha­zır­la­dı­lar. Ay­nı se­nar­yo 12 Mart ve 12 Ey­lül mü­da­ha­le­le­ri için de aşa­ğı yu­ka­rı ben­zer bi­çim­de sah­ne­len­di. Her iki­sin­de de, dar­be­ye ze­min ha­zır­la­yan öğ­ren­ci, bi­lim ada­mı ve ay­dın­la­rın önem­li bir kıs­mı acı­ma­sız­ca ‘har­can­dı’.
28 Şu­bat post-mo­dern dar­be­si ve 27 Ni­san e-muh­tı­ra­sı ise, de­mok­ra­tik dü­ze­ne mü­da­ha­le­de ye­ni bir aşa­ma­yı tem­sil edi­yor. Da­ha ön­ce­ki mü­da­ha­le­le­rin anah­tar ör­gü­tü CHP idi. AKP’nin 2002’de­ki ezi­ci üs­tün­lü­ğün­den son­ra, sa­de­ce CHP de­ğil, di­ğer ‘sağ­cı’ par­ti­ler de “ar­tık meş­ru yol­lar­la, ya­ni de­mok­ra­tik se­çim yo­luy­la ik­ti­da­ra ge­le­me­ye­cek­le­ri­ni” an­la­dı­lar. Bu se­bep­le, ga­ye­le­ri­ne var­mak için baş­ka va­sı­ta­lar ara­ma­ya ko­yul­du­lar. Hort­la­tı­lan ulus­çu­luk, bu gi­ri­şi­min zor­la­ma ide­olo­ji­si­dir. Din­dar­lı­ğa doğ­ru­dan kar­şı çı­ka­ma­dık­la­rı için, et­nik bö­lü­cü­lük­le ir­ti­bat­lan­dı­rıp, gü­ya va­tan kur­ta­rı­cı­lı­ğı ya­pı­yor­lar. CHP de, MHP de se­çim mey­dan­la­rın­da ge­le­ce­ğe dö­nük her­han­gi bir pro­je­den söz et­mi­yor­lar. Gö­rü­nür­de tek ser­ma­ye­le­ri var: Ku­zey Irak’a gir­mek!
22 Tem­muz se­çim san­dı­ğın­dan, sa­de­ce Tür­ki­ye’nin de­ğil, tüm Or­ta­do­ğu’nun ka­de­ri­ne da­ir so­nuç­lar çı­ka­cak. Mi­ting­ler­de bü­yük güç­le­re kar­şı slo­gan atan­lar, içe­ri­de hal­ka da­ya­nan meş­ru hü­kü­met­le­ri za­yıf­lat­tık­la­rı öl­çü­de, ül­ke­ye de­ğil o bü­yük güç­le­rin pro­je­le­ri­ne hiz­met edi­yor­lar.

Paylaş Tavsiye Et