Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (August 2008) > Yüzleşiyorum > Bir millet diriliyor!
Yüzleşiyorum
Bir millet diriliyor!
Mustafa Özel
AK PAR­Tİ’NİN 22 Tem­muz za­fe­ri, Dol­ma­bah­çe Pro­to­ko­lü’ne uy­gun bü­yük tas­fi­ye­ye rağ­men, Türk Mil­le­ti’nin ye­ni­den di­ri­li­şi­dir. As­ke­rî bas­kı­ya, bu bas­kı­nın göl­ge­sin­de­ki ulus­çu-İs­lam­cı cı­vık­lı­ğa ve ırk­çı mil­li­yet­çi­lik­le­re bü­yük bir mil­le­tin in­dir­di­ği to­kat­tır. 22 Tem­muz’un me­sa­jı­nın doğ­ru okun­ma­sı, Bu Ül­ke’yi 21. yüz­yı­lın “Mer­kez Ül­ke”si yap­ma­ya cid­di bir ba­sa­mak ola­cak­tır.
22 Tem­muz İh­ti­la­li’nin bi­rin­ci ve en önem­li me­sa­jı, mo­dern Türk dev­le­ti­nin “ku­ru­luş fel­se­fe­si” ol­du­ğu id­di­a edi­len ide­olo­ji­nin red­di­ne yö­ne­lik­tir. Bu ide­olo­ji­nin özü ULUS­ÇU­LUK di­ye ta­nım­la­nan “kö­kü dı­şa­rı­da” bir ana il­ke­dir. LA­İK­LİK bu il­ke­nin zır­hı­dır. Do­la­yı­sıy­la, mo­dern dev­let fel­se­fe­mi­zi cum­hu­ri­yet ve­ya de­mok­ra­si kav­ram­la­rı de­ğil, ulus­çu la­ik­lik ve­ya la­ik ulus­çu­luk kav­ram­la­rı doğ­ru şekilde yan­sıt­mak­ta­dır.
Ulus, Av­ru­pa ta­ri­hi­ne öz­gü bir sos­yal ka­te­go­ri­dir. Ulus­luk Av­ru­pa’yı bir­leş­tir­di ve baş­ta As­ya ol­mak üze­re dün­ya top­lum­la­rı kar­şı­sın­da et­ki­li, iti­bar­lı bir var­lık ha­li­ne ge­tir­di. Ulus­laş­ma, Av­ru­pa top­lum­la­rı­nın mo­dern za­man­lar­da­ki en bü­yük ba­şa­rı­sı­dır. Fel­se­fe dev­ri­mi­ni, bi­lim dev­ri­mi­ni, sa­na­yi dev­ri­mi­ni ta­mam­la­yan ve hep­si­ne kay­nak­lık eden bir si­ya­si dev­rim­dir. Av­ru­pa­lı­lar, ulus­laş­mak su­re­tiy­le, baş­ka sos­yo­po­li­tik sis­tem­le­re ko­lay lok­ma ol­mak­tan kur­tul­du­lar. Kur­tul­mak­la kal­ma­dı­lar; 19. yüz­yıl­dan iti­ba­ren baş­ka­la­rı­nı bi­rer iki­şer yu­tup, so­nun­da KA­Pİ­TA­LİZM de­di­ği­miz, ta­ri­hin ilk (tam) kü­re­sel sis­te­mi­ni kur­du­lar.
Ulus­lar ge­li­şi­gü­zel oluş­ma­dı, pek ta­bi­i. Her ulu­sun bir te­mel ku­ru­cu un­su­ru ola­gel­di. Bu un­sur Al­man­ya’da ırk, Fran­sa’da kül­tür, İs­viç­re’de va­tan ol­du.
Ulus­luk Av­ru­pa’yı bü­tün­leş­tir­di, fa­kat As­ya’yı par­ça­la­dı. Ka­pi­ta­lizm kü­re­sel­le­şir­ken, baş­lı­ca iki tür sos­yo­po­li­tik sis­tem­le kar­şı­laş­tı: Ya Os­man­lı Dev­le­ti gi­bi bü­yük, de­va­sa sis­tem­ler; ya­hut Af­ri­ka ka­bi­le­le­ri gi­bi kü­çük, da­ğı­nık po­li­tik var­lık­lar. Bi­ri­ni par­ça­la­mak, di­ğe­ri­ni (tıp­kı Av­ru­pa gi­bi) bü­tün­leş­tir­mek ge­re­ki­yor­du. Os­man­lı kırk par­ça­ya bö­lün­dü, 12 bin Af­ri­ka ka­bi­le­si ise kırk dev­let­te bü­tün­leş­ti­ril­di. Her iki­sin­de de ku­ru­cu (ve­ya yı­kı­cı) ira­de dı­şa­rı­dan gel­di.
 
Mil­li­yet­çi Ha­re­ket Ne­re­de Ya­nıl­dı?
Bu be­lir­le­me­ler­den son­ra, 22 Tem­muz ön­ce­si­ne dö­ne­lim. Tür­ki­ye’de ye­ni bir as­ke­rî mü­da­ha­le­nin ayak ses­le­ri­nin işi­til­di­ği, hü­kü­me­tin mec­bu­ren se­çim­le­ri öne al­dı­ğı kri­tik bir uğ­rak. Beş yıl­lık bir ik­ti­da­rın az çok yıp­rat­tı­ğı bir hü­kü­met ve onun ye­ri­ni kap­ma­ya iş­tah­lı bir mu­ha­le­fet. AK Par­ti, beş yıl­da eko­no­mi­de ve sos­yal ha­ya­tın bir­çok ala­nın­da cid­di ge­liş­me­le­re öna­yak ol­du­ğu hal­de, ken­di­si­ni ik­ti­da­ra ge­ti­ren kit­le­le­re pek az fay­da­lı ol­du. Mu­ha­le­fet bu bü­yük açık­tan ya­rar­lan­mak ye­ri­ne, as­ke­rî ve­sa­yet al­tın­da, ırk­çı bir söy­lem­den me­det um­du. 22 Tem­muz’da mil­le­tin mu­ha­le­fe­te at­tı­ğı to­kat, as­lın­da bu sa­kat an­la­yış ve du­ru­şa atıl­dı.
AK Par­ti beş yıl­da ken­di ta­ba­nı için ne yap­tı? Eko­no­mi beş yıl­da bi­ri­kim­li ola­rak ne­re­dey­se iki­ye kat­lan­dı. Fa­kat bü­yük şir­ket­le­rin ci­ro­la­rı dört-beş ka­tı­na çı­kar­ken, kü­çük iş­let­me­ler ya yer­le­rin­de say­dı, ya da kü­çül­dü­ler. Ba­şör­tü­sü baş­ta üni­ver­si­te­ler ol­mak üze­re sö­züm ona “ka­mu­sal alan”da so­run ol­ma­ya de­vam et­ti. Kat­sa­yı ada­let­siz­li­ği sü­rüp git­ti; İmam-Ha­tip­li­ler ve Mes­lek li­se­li­ler ta­ri­hin ben­ze­ri­ni az gör­dü­ğü bir zu­lüm ma­ki­ne­si­ne ta­kı­lı kal­dı­lar. AK Par­ti ken­di­si­ne oy ver­me­miş ve as­la ver­me­ye­cek olan­la­rı se­vin­dir­di; ken­di­si­ne umut bağ­la­yan­la­rı üz­me­ye de­vam et­ti.
CHP’den bu fır­sa­tı de­ğer­len­dir­me­si bek­le­ne­mez­di; çün­kü Ata­türk’ün kur­du­ğu par­ti, ka­fa­sı ve kal­bi ka­buk bağ­la­mış bir da­rü­la­ce­ze­ye dön­müş­tü. (Aşa­ğı­da de­ği­ne­ce­ği­miz ikin­ci da­rü­la­ce­ze ise Türk mil­le­ti­ne Nec­met­tin Er­ba­kan’ın ar­ma­ğa­nı­dır!) CHP li­der ve yö­ne­ti­ci­le­ri 70 yıl ön­ce ara­mız­dan ay­rı­lan Ata­türk’ün mi­ra­sı­nı (hem pa­ra­sal, hem zi­hin­sel mi­ras!) baş­ka­sı­na kap­tır­ma­ma­nın he­sa­bı­nı dü­şün­mek­ten baş­ka şe­ye ka­fa yo­ra­mı­yor­lar. Emin Çö­la­şan, ken­di­si da­hil Ata­türk­çü ay­dın­la­rın “baş­ka bir ge­ze­gen­de” ya­şa­dık­la­rı­nı iti­raf edi­yor. CHP yö­ne­ti­ci­le­ri baş­ka bir ge­ze­gen­de de­ğil, Tür­ki­ye İş Ban­ka­sı’nın ema­net ku­tu­la­rın­da ya­şı­yor­lar!
Ya mil­li­yet­çi ha­re­ket? On­lar bu tür avan­ta(j)la­ra sa­hip ol­ma­dık­la­rı hal­de, ne­den fark­lı bir dil­le­ri yok? CHP için ulus­çu ba­tak­lık­ta de­be­len­mek bir çı­kar me­se­le­si ise Mil­li­yet­çi Ha­re­ket için ay­nı ba­tak­lı­ğa sap­mak bir çap me­se­le­si­dir. Tür­ki­ye’de mil­li­yet­çi­ler bir tür­lü var­lık se­bep­le­ri­ni açık­la­ya­ma­dı­lar. Hem di­ne hem dev­le­te kar­şı hep iki ara­da bir de­re­de kal­dı­lar. %15’lik oy on­la­ra Türk mil­le­ti­nin bü­yük bir lüt­fu­dur. Bu­na li­ya­kat kes­bet­mez, hır­çın ve an­la­şıl­maz tu­tum­la­rı­nı sür­dü­rür­ler­se, gü­neş gör­müş kar­to­pu gi­bi erir­ler.
 
İs­lam­cı Da­rü­la­ce­ze­nin Muh­te­ris­le­ri
Nec­met­tin Er­ba­kan ya­kın Türk ta­ri­hin­de önem­li bir ger­çe­ği is­pat et­ti ve­ya is­pa­tı­nın önü­nü aç­tı: Ül­ke­yi din­dar­lar da yö­ne­tir; hem de da­ha iyi yö­ne­tir­ler! Ne­cip Fa­zıl bi­ze dü­şün­ce pla­nın­da ba­şı­mı­zı dik tut­ma­yı öğ­ret­miş­ti; Er­ba­kan ay­nı şe­yi ida­re pla­nın­da yap­tı. Fa­kat an­la­şıl­maz ih­ti­ra­sı ve kur­du­ğu po­lit­bü­ro tar­zı par­ti teş­ki­la­tı, par­ti­nin ser­pi­lip ge­liş­me­si­ne en­gel ol­du. Ken­di­si 45, ar­ka­daş­la­rı 35 yaş­la­rın­da ba­kan ve­ya baş­ba­kan yar­dım­cı­sı ol­duk­la­rı hal­de; ara­dan 25-30 yıl geç­tik­ten son­ra, kol­tuk­la­rı­na dört el­le sa­rı­lıp, 45-50 yaş­la­rı­na ulaş­mış in­san­la­ra “He­nüz genç, par­ti bun­la­ra tes­lim edi­le­mez!” de­di­ler. Böy­le­ce ya­kın ta­ri­hin en di­na­mik si­ya­sal ör­güt­le­rin­den bi­ri­ni, içe ka­pa­nık bir düş­kün­ler evi­ne çe­vir­di­ler.
Pro­pa­gan­da dö­ne­min­de, ha­yat­la­rı bo­yun­ca bu ha­re­ke­ti ve ha­re­ke­tin ön­de­ri­ni ala­ya al­mış (eleş­tir­miş de­ğil, ala­ya al­mış; inanç ve de­ğer­le­ri­ne ha­ka­ret et­miş) in­san­la­rın kar­şı­sı­na çı­kıp; on­la­rın küs­tah ba­kış­la­rı al­tın­da, ken­di ye­tiş­tir­di­ği in­san­la­ra “ce­hen­nem bi­le­ti” ke­sen ve on­la­ra oy ve­ren­le­ri “Bi­zans ço­cu­ğu” di­ye ni­te­len­di­ren Er­ba­kan ve kum­pan­ya­sı­na ar­tık Türk mil­le­ti­nin iti­ma­dı kal­ma­mış­tır. Genç Par­ti ka­dar bi­le oy ala­ma­mış ol­ma­la­rı, mil­le­tin ne ka­dar uza­ğı­na düş­tük­le­ri­ni gün gi­bi or­ta­ya koy­mu­yor mu?

Paylaş Tavsiye Et