Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Haziran 2009) > Yüzleşiyorum > Komşuda pişer, bize de düşer
Yüzleşiyorum
Komşuda pişer, bize de düşer
Mustafa Özel
KOM­ŞU, kom­şu­nun kü­lü­ne muh­taç­tır. Ev al­ma, kom­şu al. Ha­yır söy­le kom­şu­na, ha­yır çık­sın kar­şı­na. De­vam ede­lim mi? Pey­gam­ber Efen­di­miz, “Ceb­ra­il ba­na kom­şu­luk hak­la­rın­dan o ka­dar çok bah­set­ti ki, kom­şu­nun kom­şu­ya vâ­ris kı­lı­na­ca­ğı­nı zan­net­tim” bu­yu­ru­yor. “Kom­şu hak­kı, Tan­rı hak­kı­dır.” Bu hak­ka ria­yet sa­de­ce uh­re­vi de­ğil, dün­ye­vi ka­zanç­la da so­nuç­la­nır.
Kom­şu­lu­ğun özü iti­mat­tır. Top­lum­la­rı ayak­ta tu­tan ve ge­liş­ti­ren te­mel me­zi­yet! Fu­ku­ya­ma ağ­zıy­la kuş tut­sa “Ta­ri­hin So­nu” mü­na­se­bet­siz­li­ğin­den ya­ka­sı­nı kur­ta­ra­maz. Oy­sa İti­mat baş­lık­lı ki­ta­bı son de­re­ce öğ­re­ti­ciy­di. (Türk­çe­ye Gü­ven baş­lı­ğıy­la çev­ril­di ve Tür­ki­ye İş Ban­ka­sı ta­ra­fın­dan ya­yım­lan­dı.) Ba­zı top­lum­la­rın ni­çin di­ğer­le­rin­den ik­ti­sa­den da­ha ba­şa­rı­lı ol­du­ğu­na da­ir ka­dim so­ru­ya ce­vap arı­yor­du. Ba­şa­rı­nın anah­ta­rı, ül­ke­le­rin top­lum­sal il­ti­sak dü­ze­yi, ya­ni bi­rey­le­rin bir­bir­le­ri­ne iti­mat et­me de­re­ce­si; ve bu­nun ai­le­ler­le mer­ke­zî yö­ne­tim ara­sın­da­ki güç­lü ara­cı ku­rum­lar­da­ki te­za­hü­rü­dür,di­yor­du.
Fu­ku­ya­ma’ya gö­re, bu­gün en çe­tin me­se­le dev­let ya­pı­la­rı­nı dü­zen­li bir tarz­da sök­me me­se­le­si­dir. “Es­ki ko­mü­nist dün­ya­da­ki prob­le­min bir kıs­mı, dev­le­tin çok güç­lü bir ko­num­dan çok za­yıf bir ko­nu­ma geç­me­si­dir. Meş­ru hü­kü­me­tin oto­ri­te­si­ni ih­ya et­mek zo­run­da­sı­nız. On­dan son­ra hü­kü­met, önem­li fa­kat sı­nır­lı iş­lev­le­ri ol­du­ğu­nu ka­bul et­mek ve (a) ser­vet ka­za­nı­mı için özel sek­tö­rün önün­den çe­kil­mek, (b) si­vil top­lu­ma, dev­le­te ba­ğım­lı ol­ma­yan bir sos­yal da­ya­nış­ma­yı sağ­la­ma hu­su­sun­da mü­saa­de et­mek zo­run­da­dır.”
Bü­tün bu me­se­le­ler Fran­sa, Rus­ya, Al­man­ya, Ja­pon­ya gi­bi ül­ke­ler­de na­sıl çö­zül­mek­te­dir? Fu­ku­ya­ma, Fran­sa’yı hem özel sek­tö­re hem de si­vil top­lu­mun sos­yal da­ya­nış­ma­yı sağ­la­ma­sı­na mü­sa­it gör­mü­yor. Rus­ya ise tam bir fe­la­ket. “Rus­ya ol­sa ol­sa, Fran­sa’nın son bir­kaç yüz­yıl­da­ki ha­li­ne ben­ze­ye­cek: Or­ta­da­ki ze­min­de pek az il­ti­sak ol­du­ğun­dan, oto­ri­te­nin hi­per-mer­ke­zî­leş­me­si ile anar­şik adem-i mer­ke­zî­leş­me ara­sın­da sü­rek­li yer de­ğiş­tir­me.”
Pe­ki, Ta­ri­hin So­nu’nda o ka­dar yük­sek ses­le dil­len­di­ri­len li­be­ral de­mok­ra­si ile ka­pi­ta­liz­min et­ki­si ne ola­cak? “Mo­dern dün­ya­da vu­ku bul­mak­ta olan şey kü­re­sel­leş­me ve ho­mo­jen­leş­me­dir. Do­la­yı­sıy­la kül­tü­rel ata­let­le ba­şa çık­ma­da bu­gün ön­ce­ki dö­nem­le­re nis­pet­le muh­te­me­len da­ha faz­la şans­lı­yız.” Fu­ku­ya­ma’nın şe­ma­sın­da din önem­li bir rol oy­nu­yor. We­ber’in, Pro­tes­tan­lı­ğın ka­pi­ta­liz­min yük­se­li­şi­nin ar­ka­sın­da­ki kri­tik fak­tör ol­du­ğu­na da­ir ün­lü te­zi­ni bü­yük öl­çü­de be­nim­si­yor. Bu id­dia­yı Ja­pon­ya’ya ka­dar gö­tü­rü­yor ve Bu­dist ta­as­su­bu­nun Ja­pon­ya’nın sos­yal ve eko­no­mik ge­liş­me­sin­de­ki öne­mi­ni vur­gu­lu­yor. Ken­di­si de “mu­ha­fa­za­kâr bir Pres­bi­ter­yen” de­ğil mi za­ten?
 
Ka­to­lik­ler Pro­tes­tan­la­şı­yor!
Fu­ku­ya­ma’yı ge­le­cek hak­kın­da iyim­ser kı­lan şey­ler­den bi­ri “Ka­to­lik Ki­li­se­si’nin Pro­tes­tan­laş­ma­sı”dır. Ka­to­lik La­tin Ame­ri­kan top­lum­la­rın­da Pro­tes­tan­lı­ğın gi­de­rek ya­yıl­ma­sın­dan da et­ki­len­di­ği­ni söy­lü­yor. “Bre­zil­ya’da ai­le ah­lâ­kı ile so­kak ah­lâ­kın fark­lı ol­du­ğu­na da­ir bir söz var; ya­ni eğer ka­mu hiz­me­ti­ne se­çil­miş­se­niz, ön­ce­lik­li yü­küm­lü­lü­ğü­nüz ai­le na­mı­na çal­mak­tır.” Bre­zil­ya nü­fu­su­nun şu an­da yüz­de 20’si Pro­tes­tan’dır ve bun­la­rın bü­yük kıs­mı Evan­je­lik’tir.
Fu­ku­ya­ma, Pro­tes­tan­lı­ğın La­tin Ame­ri­ka’da yay­gın­laş­ma­sın­dan umut­lu; li­be­ral-ka­pi­ta­list dü­zen­le­rin böy­le­ce kü­re­sel­le­şe­bi­le­ce­ği­ni dü­şü­nü­yor. Oy­sa La­tin Ame­ri­ka’nın çok iyi eği­tim­li din adam­la­rı top­lum­cu­lu­ğu çı­kış ka­pı­sı ola­rak gö­rü­yor­lar, din-te­mel­li bir sos­ya­liz­mi. Bu­nun için, ön­ce­lik­le Ro­ma Ki­li­se­si ile he­sap­la­şı­yor­lar.
“Kla­sik ila­hi­yat ka­pi­ta­liz­me ben­zer: Ki­li­se’nin ken­di­ne öz­gü bir yö­ne­ti­ci sı­nı­fı var­dır; ik­ti­da­rın bü­tü­nüy­le Pa­pa, pis­ko­pos ve ra­hip­le­rin elin­de top­lan­dı­ğı pi­ra­mi­dik bir sı­nıf.” Bu söz­le­rin sa­hi­bi Pis­ko­pos Leo­nar­do Boff, La­tin Ame­ri­ka’nın bin­ler­ce öz­gür­lük­çü Ka­to­lik din ada­mın­dan bi­ri. Ox­ford me­zu­nu ve otu­zun üze­rin­de ya­yım­lan­mış ese­ri var. Ki­li­se: Çar­lık ve İk­ti­dar baş­lık­lı ki­ta­bı ya­yım­la­nır ya­yım­lan­maz Va­ti­kan’a çağ­rı­la­rak sor­gu­ya çe­kil­di. Asi din ada­mı­nın sor­gu­lan­dı­ğı yer, bir va­kit­ler En­gi­zis­yon’a sah­ne ol­muş bir sa­ray­dı.
Ge­liş­me­le­ri tah­min et­mek zor de­ğil. Bol­luk top­lu­mu­na ula­şan Ba­tı Av­ru­pa ve ABD’de Ki­li­se, ka­pi­ta­list sis­tem için­de ken­di­si­ne bir yer edi­nip lâ­ik ve li­be­ral dü­şün­ce­le­re uyum sağ­la­ma­ya ça­lı­şır­ken, yok­sul­lu­ğun had saf­ha­ya ulaş­tı­ğı La­tin Ame­ri­ka’da ra­di­kal ide­olo­ji­ler­le he­sap­laş­mak zo­run­da­dır. Öz­gür­lük­çü İla­hi­yat (Li­be­ra­ti­on Theo­logy) bir ba­kı­ma Hı­ris­ti­yan­lı­ğa sos­yal bir muh­te­va ka­zan­dır­ma ça­ba­sı­dır. Din adam­la­rı, sos­yal ge­liş­me­ler ko­nu­sun­da sa­de­ce yo­rum yap­mak­la ye­tin­me­yip, hak­sız oto­ri­te­ye kar­şı mü­ca­de­le ker­va­nı­na ka­tı­lır­lar. Va­ti­kan’ı çi­le­den çı­ka­ran da bu­dur za­ten. Üs­te­lik La­tin Ame­ri­ka’da Ka­to­lik pis­ko­pos ve ra­hip­ler, yal­nız­ca top­lum­cu güç­le­ri des­tek­le­mek­le kal­maz, ken­di­le­ri biz­zat top­lum­cu olur­lar.
Ey­le­min ön­ce­li­ği­ni vur­gu­la­yan Öz­gür­lük­çü İla­hi­yat, Hı­ris­ti­yan inan­cı­nın an­la­şıl­ma­sı ka­dar, sos­yal çev­re­nin de­ğiş­ti­ril­me­si için si­ya­se­tin ge­rek­li­li­ği­ni de ta­raf­tar­la­rı­na be­nim­set­me­ye ça­lı­şır. Öz­gür­lük üç aşa­ma­da ger­çek­le­şe­cek­tir: Bir, zor­ba­la­rı ve sö­mü­rü bi­çim­le­ri­ni teş­hir ede­cek olan sos­yo­lo­jik ana­liz; iki, sö­mü­rü­len­le­rin olup bi­ten­ler ko­nu­sun­da bi­linç­len­di­ril­me­si; üç, zor­ba­la­ra kar­şı ger­çek mü­ca­de­le. Son aşa­ma­nın açık si­ya­si fa­ali­yet­ten so­kak gös­te­ri­le­ri­ne ka­dar bir­çok bi­çi­mi var­dır. “Tek ger­çek ta­nı­yo­ruz: İn­sa­na öz­gür­lü­ğü­nü ka­zan­dır­ma yo­lun­da fay­da­sı olan ger­çek.”
Tür­ki­ye de tıp­kı La­tin Ame­ri­ka gi­bi bu kü­re­sel­le­şen ve ho­mo­jen­le­şen dün­ya­nın bir par­ça­sı. Fa­kat biz­de Ki­li­se yok ve din adam­la­rı­mız dev­let me­mu­ru. Ser­ma­ye kü­re­sel­leş­tik­çe üc­ret­ler dü­şü­yor ve kü­çük ser­ma­ye­le­rin kâr­lı­lı­ğı aza­lı­yor. Tür­ki­ye gi­bi ül­ke­ler­de top­lum­cu­luk sa­de­ce iş­çi­le­rin hak­la­rı­nı ser­ma­ye­ye kar­şı sa­vun­mak an­la­mı­na gel­mi­yor. Bu kla­sik “sol­cu­lu­ğa” ila­ve ola­rak, kü­çük ser­ma­ye­le­ri bü­yük ve kon­san­tre ser­ma­ye­ye kar­şı sa­vun­mak da te­mel bir top­lum­cu mü­ca­de­le­ye dö­nü­şü­yor.
Kü­çük ser­ma­ye­ler, do­ğa­la­rı ge­re­ği, bir­bir­le­riy­le re­ka­bet ha­lin­de olan ser­ma­ye­ler­dir. Fa­kat bu re­ka­bet­çi ser­ma­ye­le­re “kom­şu­luk bi­lin­ci” aşı­la­yıp or­tak ha­re­ket et­me­ye yön­len­di­re­mez­sek, kor­ka­rım ki kü­re­sel ser­ma­ye kar­şı­sın­da si­li­nip gi­de­cek­ler­dir. La­tin Ame­ri­ka’nın di­nî ön­der­le­ri “Tek ger­çek ta­nı­yo­ruz: İn­sa­na öz­gür­lü­ğü­nü ka­zan­dır­ma yo­lun­da fay­da­sı olan ger­çek” di­yor­lar. Tür­ki­ye top­lu­mu­nun fay­da­sı da re­ka­bet­çi kü­çük gi­ri­şim­ci­le­ri­nin yok ol­ma­ma­sın­da­dır.
 
Fay­da’lı İş­ler Ya­pa­lım!
Mart son­la­rı­na doğ­ru, ga­ze­te­ler­de ses­siz se­da­sız bir ha­ber oku­duk: “Ye­rel pe­ra­ken­de­ci­ler, ya­ban­cı ra­kip­le­ri­ne kar­şı Fay­da’da bir­leş­ti.” Ha­yır­lı ol­sun! Ha­be­rin ay­rın­tı­sı: Ye­rel pe­ra­ken­de­ci­ler “üre­tim ma­li­yet­le­ri­ni aşa­ğı çek­mek ve fi­yat re­ka­be­ti sağ­la­mak için” güç­le­ri­ni bir­leş­tir­di. Tür­ki­ye Pe­ra­ken­de­ci­ler Fe­de­ras­yo­nu üye­si 73 şir­ket bir ara­ya ge­le­rek Fay­da ad­lı bir şir­ket kur­du. 852 şu­be­de sa­tıl­mak üze­re ken­di ye­ni oluş­tu­ra­cak­la­rı mar­ka­la­rı tü­ke­ti­ci­ye ulaş­tır­ma­yı amaç­la­yan şir­ket, ilk yıl­da “üye zin­cir­le­rin 3 mil­yar TL’yi bu­lan ci­ro­su­nun yüz­de 5’ine ulaş­ma­yı” amaç­lı­yor.
Yö­ne­tim Ku­ru­lu Baş­ka­nı Tu­ran Öz­bah­çe­ci, Av­ru­pa’da pe­ra­ken­de sek­tö­rü­nün ya­rı­sı­nın üç ve­ya dört mar­ka ta­ra­fın­dan kon­trol edil­di­ği­ni be­lir­te­rek, “Tür­ki­ye’de çok cid­di ye­rel mar­ka­lar var. Ulus­la­ra­ra­sı fir­ma­lar sa­tın al­mak­la bi­ti­re­mez” di­ye ko­nuş­tu. Ye­rel pe­ra­ken­de­ci­le­rin ses­le­ri­ni çı­ka­ra­bil­me­si için bir ara­ya gel­me­le­ri­nin zo­run­lu­lu­ğu­na işa­ret eden Öz­bah­çe­ci, bu ne­den­le ön­ce İs­tan­bul ve An­ka­ra’da ku­ru­lan pe­ra­ken­de­ci der­nek­le­ri­nin da­ha son­ra fe­de­ras­yon ça­tı­sı al­tın­da bir­leş­ti­ği­ni ak­tar­dı. Fe­de­ras­yon­da­ki 226 şir­ke­tin “Or­tak ne ya­pa­bi­li­riz, bir­lik­te na­sıl bir adım ata­rız?” dü­şün­ce­sin­den yo­la çı­ka­rak Fay­da’nın te­mel­le­ri­nin atıl­dı­ğı­nı söy­le­yen Öz­bah­çe­ci, ilk ola­rak 73 fir­ma­nın or­tak­lı­ğı ile şir­ke­tin ku­rul­du­ğu­nu di­le ge­tir­di. Şir­ket­te her üye ay­nı oran­da his­se­ye sa­hip. Ya­pı­ya şa­hıs­lar de­ğil şir­ket­ler ya­ni tü­zel ki­şi­lik­ler üye olu­yor. Şir­ke­te üye mar­ket­ler Tür­ki­ye ge­ne­lin­de 23 il­de 852 nok­ta ile müş­te­ri­le­ri­ne ula­şı­yor. Top­lam ça­lı­şan sa­yı­sı 20 bin.
Car­re­fo­ur’un Üm­ra­ni­ye şu­be­si­nin te­me­li atı­lır­ken, bak­kal­lar ola­yı pro­tes­to ama­cıy­la Baş­ba­kan Özal’ın yo­lu­nu kes­tik­le­rin­de, Özal ken­di­le­ri­ne “Bir­le­şin!” me­sa­jı ver­miş­ti. Fay­da A.Ş.’nin ku­ru­lu­şu bu me­sa­ja 20 yıl ge­cik­me­li ce­vap gi­bi­dir. Kü­çük ti­ca­ri bi­rim­le­rin da­ha gü­zel ve in­sa­ni ol­du­ğu­nu he­pi­miz ka­bul et­sek de, ço­ğu­muz ma­li­yet ve di­ğer se­bep­ler­le bü­yük ma­ğa­za ve mar­ket­ler­den alış­ve­riş ede­riz. Bir yö­re­de me­se­la bir 3M Mig­ros açıl­dı­ğı za­man, 50-60 bak­kal ka­pan­mak zo­run­da ka­lır. Bu tür ge­liş­me­le­re slo­gan ata­rak tep­ki gös­ter­mek ma­ale­sef hiç­bir so­nuç ver­mi­yor. Tek çö­züm, güç bir­li­ği et­mek­tir. Bu top­rak­lar­da si­ya­si ol­du­ğu ka­dar eko­no­mik bağ­lam­da da ye­ni bir “or­tak­lık kül­tü­rü” ge­liş­ti­re­mez­sek, ayak­ta ka­la­ma­yız!
 
Bun­dan tam yüz yıl ön­ce Şa­ir Eş­ref köy bak­kal­la­rı­na “Bir­le­şin” di­yor­du:
Din­le­yin bu pen­di ey eh­li kur­râ
Kal­ma­yın böy­le umu­men fu­ka­ra
İçi­niz­den be­ri gel­sün muh­tar
Ede­yim ba­zı hu­su­su ih­tar.
 
Ey köy­lü­ler, sö­zü­mü din­le­yin. Böy­le yok­sul kal­ma­yın. Hi­civ­le­riy­le meş­hur şa­ir, köy bak­kal­la­rı­na bir­leş­me­nin ya­nı sı­ra eği­ti­mi ve bi­lim­sel ça­lış­ma­yı sa­lık ve­ri­yor­du:
Oku­yup yaz­ma za­ma­nı bu za­man
Akil ol, fır­sa­tı öl­dür­me aman
Her ne söy­ler ise yap müh­re-i fen
İti­raz ey­le­me ceh­lin ile sen
“Böy­le gör­düm” di­ye et­me ıs­rar
Ne­re­sin­den zi­ya­nın dön­sen, kâr.
 
Gü­nü­mü­zün yer­li­le­ri Av­ru­pa­lı bü­yük ra­kip­le­ri­ne kar­şı bir­le­şi­yor­lar. Pe­ki, Eş­ref dev­ri­nin köy bak­kal­la­rı ki­me kar­şı bir­le­şe­cek­ler­di?
Sil­le’den gel­di şu bak­kal Ya­ni
Kö­yü zap­tet­ti bü­tün kül­ha­ni
Gel­di­ğin­de var idi üç li­ra­sı
Geç­ti mi dört se­ne bil­mem ara­sı
Ve­re­si ver­di si­zi et­ti ze­bun
Ol­du­nuz köy­ce he­ri­fe med­yun.
 
Sil­le, Kon­ya’ya bağ­lı bir Rum kö­yü­dür. Şi­ir­de Av­ru­pa­lı­yı ve­ya gay­ri­müs­lim azın­lı­ğı tem­sil edi­yor. Sil­le tür­kü­le­rin­den bi­rin­de Âşık Fi­ga­ni şöy­le fi­gan edi­yor:
Gül­me­dim dün­ya­ya gel­dim ge­le­li
Ne ka­ra ya­zı­lı ga­rip ba­şım var
Ezel­den ta­li­him böy­le ça­lın­mış
San­ma­yın son­ra­dan be­nim aşım var
Fa­kir zah­me­tin­den ya­ram sı­zı­lar
Yi­ye­cek is­ti­yor ev­de ku­zu­lar
Fi­ga­ni’yim gur­bet el­de ölür­sem
Ta­ri­hi be­lir­siz me­zar ta­şım var.
 
Sil­le yer­li­si ev­de­ki ku­zu­la­rı bes­le­mek­ten aciz gur­be­te çık­mış­ken, kö­yün Ru­mu Ya­ni ora­da işi­ni bi­tir­miş, baş­ka köy­le­ri “to­kat­la­ma­ya” ko­yul­muş­tur:
Unu­nu Ya­ni elek­ten ele­di
Sil­le’den gel­di, si­zi sil­le­le­di
Sen emek çek üzü­mü Ya­ni ye­sin
Hem ye­sin, hem sa­na hır­bo de­sin.
 
Şa­i­re gö­re to­kat­lan­ma­ma­nın ye­gâ­ne yo­lu emek ve ser­ma­ye­le­ri bir­leş­tir­mek­tir:
Si­ze uy­maz­sa, za­ma­na siz uyun
Top­la­nın bir ye­re ser­ma­ye ko­yun
Sü­rü­de bir te­ke­den bin döl olur
Kat­re­ler bir ye­re gel­se göl olur.
 
Şa­ir Eş­ref’in öner­di­ği “sos­yal mo­del”, es­ki kü­çük bak­ka­li­ye­le­ri or­ta­dan kal­dı­rıp, or­tak bü­yük bir bak­kal dük­kâ­nı aç­mak ve el­de edi­le­cek ka­zanç ile de kö­yün ço­cuk­la­rı­nı okut­mak­tır:
İçi­niz­den bi­ri­ni bak­kal edin
Es­ki köy bak­ka­lı­nı bat­tal edin
His­se­dar ol­sun ona köy­lü bü­tün
Ola­cak kâ­rı ve­rin mek­tep içün
So­ku­nuz bak­ka­lı böy­le ara­ya
Mek­te­bin mas­ra­fı çık­sın da­ra­ya.
 
Şa­ir, ken­di­si­ni ha­yal­ci­lik­le it­ham ede­cek olan­la­ra da ce­vap ver­me­yi unut­mu­yor:
Bu se­ne yap bu­nu, ih­mal et­me
“Ba­şa çık­maz bu!” de­yip de git­me
Ni­ye­ti ha­lis olun­ca ki­şi­nin

Hay­ro­lur akı­be­ti her işi­nin.


Paylaş Tavsiye Et