Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (July 2009) > Yüzleşiyorum > Finansal Terör Çağı
Yüzleşiyorum
Finansal Terör Çağı
Mustafa Özel
KÜ­RE­SEL fi­nans kri­zi de­rin­leş­me işa­ret­le­ri ve­ri­yor. Dört yıl ön­ce, Mar­ma­ra Üni­ver­si­te­si Ban­ka­cı­lık Ens­ti­tü­sü’nün dü­zen­le­di­ği ulus­la­ra­ra­sı sem­poz­yu­mun son otu­ru­mun­da şöy­le de­miş­tim:
“De­ğer­li fi­nans uz­man­la­rı. İki gün bo­yun­ca çok önem­li teb­liğ­ler din­le­dik; çe­şit­li fi­nan­sal tek­nik­ler hu­su­sun­da bil­gi­len­di­ril­dik. Be­nim siz­le­re öğ­re­te­bi­le­cek her­han­gi bir ka­zanç for­mü­lüm yok. Hat­ta ko­nuş­ma­mı ol­duk­ça se­vim­siz bu­la­bi­lir­si­niz. Çün­kü dün­ya­mı­zın son otuz yıl­da ‘Fi­nan­sal Te­rö­rizm’ ça­ğı­na gir­di­ği­ni dü­şü­nü­yo­rum. Tıp­kı ta­rım ve­ya sa­na­yi çağ­la­rı gi­bi, ken­di­ne öz­gü ni­te­lik­le­ri olan bir çağ bu. Sa­int Si­mon’un ke­ha­ne­ti doğ­ru çık­tı: İn­san­lı­ğın ge­le­ce­ği­ne ban­ka­cı­lar (fi­nans kurt­la­rı) yön ve­ri­yor. On­lar sa­ye­sin­de, dün­ya nü­fu­su­nun %99’u, %1’i için ter dö­kü­yor!
Bu söz­le­ri­mi pe­şi­nen fi­nans düş­man­lı­ğı tar­zın­da yo­rum­la­ma­yın lüt­fen. Fi­nans sek­tö­rü­nün eko­no­mi­nin ge­ne­li için ne den­li ha­ya­ti bir önem ta­şı­dı­ğı­nı he­pi­miz bi­li­yo­ruz. Yal­nız, fi­nans iş­le­vi eko­no­mi­nin ge­ne­lin­den ko­pup baş­lı ba­şı­na bir amaç ha­li­ne gel­di mi, dün­ya ade­ta bir ku­mar­ha­ne­ye dö­nü­şür. Şöy­le bir dü­şü­nün; 50 yıl ka­dar ön­ce, ül­ke­den ül­ke­ye ti­ca­re­tin gün­lük hac­mi ile fi­nan­sal iş­lem­le­rin hac­mi aşa­ğı yu­ka­rı eşit­ti. 1970’ler­de bu oran fi­nan­sal iş­lem­ler le­hi­ne bi­re üç ol­du; 1980’ler­de ise bi­re on. 1990’lar­da bi­re kırk, 2000’ler­dey­se bi­re alt­mış. Bu­gün dün­ya eko­no­mi­sin­de ül­ke­den ül­ke­ye bir gün­lük mal ve hiz­met ti­ca­re­ti 25 mil­yar do­la­rı bul­maz­ken, gün­lük dö­viz iş­lem hac­mi 1,5 tril­yon do­la­rı aşı­yor. (Bu ra­kam son­ra 3,5 tril­yon do­la­ra çık­tı!) Ya­ni ma­la de­ğil, pa­ra ve kre­di­ye hük­me­den­ler dün­ya eko­no­mi­si­ne yön ve­ri­yor.”
Söz­le­rim­den sa­de­ce ik­ti­sat­çı Ya­şar Er­dinç’in et­ki­len­di­ği­ni, sa­lon­da­ki­le­rin ço­ğun­lu­ğu­nun du­dak bük­tü­ğü­nü ha­tır­lı­yo­rum. Ben­zer bir ola­yı yıl­lar ön­ce bir Ka­nal 7 prog­ra­mın­da da ya­şa­mış­tım. Şu ge­ce ya­rı­la­rı­na ka­dar uza­yan sı­kı­cı prog­ram­lar­dan bi­rin­de 2001 kri­zi­nin ne­den­le­ri­ni tar­tı­şı­yor­duk. Şiş­ha­ne’de avi­ze­ci ar­ka­da­şım Sa­lih Uyan’a es­naf kom­şu­su er­te­si sa­bah şöy­le de­miş: “O kı­sa boy­lu bı­yık­lı var­dı ya, bi­li­yo­rum ko­mü­nist­ti ama en doğ­ru o ko­nu­şu­yor­du!”
Oy­sa ben sa­de­ce dün­ya­nın en zen­gin ikin­ci ada­mı sa­yı­lan War­ren Buf­fet’a ter­cü­man olu­yor­dum. Bü­tün za­man­la­rın en bü­yük spe­kü­la­tör­le­rin­den bi­ri sa­yı­lan Buf­fet’a gö­re fi­nan­sal tü­rev­ler “fi­nan­sal kit­le im­ha si­lah­la­rıy­dı”. Tıp­kı So­ros gi­bi o da de­ne­tim­siz fi­nan­sal ge­niş­le­me­nin kı­sa za­man­da pat­la­ya­cak bir “za­man bom­ba­sı” ol­du­ğu­nu söy­lü­yor ve il­gi­li­le­ri gö­re­ve ça­ğı­rı­yor­du.
Ha­tır­la­ya­cak­sı­nız, on yıl ön­ce, Do­ğu As­ya fi­nans kri­zi­nin ar­dın­dan Ge­or­ge So­ros Fi­nan­ci­al Ti­mes’a bir mek­tup ya­za­rak ade­ta Rus fi­nans kri­zi­nin fi­ti­li­ni ateş­le­miş­ti. Üs­te­lik ABD Tem­sil­ci­ler Mec­li­si Ban­ka­cı­lık Ko­mi­te­si’nde ko­nu­şur­ken Rus­ya kri­zi­nin da­ha da de­rin­le­şe­ce­ği­ni, Bre­zil­ya’nın sı­ra­da ol­du­ğu­nu, Bre­zil­ya’nın çök­me­si ha­lin­de Ar­jan­tin’in teh­li­ke hat­tı­na gi­re­ce­ği­ni, IMF’nin bu du­ru­mu dü­zel­te­cek si­la­hı­nın ol­ma­dı­ğı­nı söy­le­miş­ti.
 
Roths­child’den So­ros’a Yüksek Finans
Kim­di bu So­ros? Dün­ya sis­te­mi­nin he­ge­mo­nik gü­cü sa­yı­lan ABD’nin tem­sil­ci­le­ri kar­şı­sın­da na­sıl bu ka­dar per­va­sız­ca ko­nu­şa­bi­li­yor­du? On­la­rı zım­nen bi­le de­ğil, açık­ça kud­ret­siz ol­mak­la it­ham ede­bi­li­yor­du? Bu­nun­la da kal­ma­yıp, iki­de bir, ka­pi­ta­liz­min çök­mek üze­re ol­du­ğu­nu, fi­nans ka­pi­ta­liz­mi­nin de­mok­ra­tik açık-top­lum sis­te­mi­nin en bü­yük düş­ma­nı ol­du­ğu­nu fi­lan söy­lü­yor­du. Kim­di bu adam? Kim­le­ri ve ne­yi tem­sil edi­yor­du?
Karl Po­lan­yi, Bü­yük Dö­nü­şüm baş­lık­lı ese­rin­de yük­sek fi­nan­sın, 19. yüz­yıl son­la­rıy­la 20. yüz­yıl baş­la­rın­da dün­ya­nın si­ya­si ve eko­no­mik ör­güt­len­me­si ara­sın­da­ki ana bağ­lan­tı ol­du­ğu­nu söy­lü­yor­du: “Fi­nans ile dip­lo­ma­si ara­sın­da ya­kın te­mas var­dı; hiç­bi­ri di­ğe­ri­nin gön­lü­nü al­ma­dan, is­ter ba­rı­şa is­ter sa­va­şa yö­ne­lik her­han­gi bir uzun va­de­li plan ya­pa­maz­dı. Bu­nun­la be­ra­ber, umu­mi ba­rı­şın ba­şa­rıy­la sür­dü­rül­me­si şüp­he gö­tür­mez bi­çim­de ulus­la­ra­ra­sı fi­nan­sın ko­num, or­ga­ni­zas­yon ve tek­nik­le­rin­de ya­tı­yor­du.”
Pe­ki, kim­ler­den olu­şu­yor­du bu yüksek finans? Sa­nı­la­nın ak­si­ne, pek ano­nim bir top­lu­luk de­ğil­di. El­bet­te or­ta yer­de çok sa­yı­da ki­şi ve ku­rum adı do­la­şı­yor­du. Fa­kat fi­nans sis­te­mi­nin mer­ke­zin­de dev­ler var­dı ve her şey on­lar­dan so­ru­lur­du. “Roths­child’ler hiç­bir hü­kü­me­te ta­bi de­ğil­di­ler; bir ai­le ola­rak so­yut bey­nel­mi­lel­ci­lik il­ke­si­ni ete ke­mi­ğe bü­rün­dür­müş­ler­di; sa­da­kat­le­ri bir fir­ma­ya idi: Kre­di­si, hız­la bü­yü­mek­te olan bir dün­ya eko­no­mi­sin­de si­ya­si yö­ne­tim­le en­düs­tri­yel ça­ba­lar ara­sın­da­ki bi­ri­cik hü­kü­met­le­rüs­tü bağ ha­li­ne gel­miş olan bir fir­ma.”
Po­lan­yi’nin ese­ri bir ba­kı­ma Hil­fer­ding ile Hob­son’ın em­per­ya­lizm/yük­sek fi­nans iliş­ki­si­ne da­ir ça­lış­ma­la­rı­nı ta­mam­lı­yor­du. Hob­son’a gö­re, Roths­child’le­rin rı­za­sı ol­ma­dan hiç­bir Av­ru­pa dev­le­ti bü­yük bir sa­vaş baş­la­ta­maz, hiç kim­se de kül­li­yet­li bir dev­let kre­di­si aça­maz­dı. Mil­li dev­let­le­rin po­li­ti­ka­la­rı­nı bun­lar ma­ni­pü­le edi­yor­du.
Fer­nand Brau­del (ve şim­di Gio­van­ni Ar­rig­hi) bey­nel­mi­lel fi­nans gü­cü­nün ye­ni bir icat ol­ma­dı­ğı­nı tes­pit et­ti­ler. Roths­child­ler, 16. yüz­yıl­da Ce­ne­viz­li­le­rin, 17-18. yüz­yıl­lar­da Hol­lan­da­lı­la­rın ka­pi­ta­list dün­ya sis­te­min­de oy­na­dık­la­rı ro­lü 19. yüz­yıl son­la­rıy­la 20. yüz­yıl baş­la­rın­da oy­na­dı­lar. Şim­di ay­nı ro­lü So­ros ve ben­zer­le­ri oy­nu­yor. Anah­tar ke­li­me­le­ri: Pa­nik. “Ya­tı­rım­cı­lar” pa­ni­ğe ka­pıl­dı mı, So­ros’la­ra gün do­ğu­yor.
 
Re­el Eko­no­mi­den Ga­zi­no Ka­pi­ta­liz­mi­ne
Re­el eko­no­mi­de pa­nik ol­maz. Ol­sa ol­sa, ba­zı sek­tör­ler­de ge­çi­ci sı­kın­tı­lar ya­şa­nır, kâr had­di dü­şer, ya­tı­rım­lar da­ha ka­zanç­lı sek­tör­le­re kay­dı­rı­lır, sı­kın­tı ma­kul bir za­man zar­fın­da aşı­lır. Pa­nik, spe­kü­las­yo­nun ço­cu­ğu­dur. Bü­yük ser­ma­ye sa­hip­le­ri, üre­tim­den de­ğil, fi­nan­sal spe­kü­las­yon­dan ka­zanç sağ­la­ma­ya yö­ne­lin­ce, sis­te­min pa­nik­siz iş­le­me­ye de­vam et­me­si eş­ya­nın ta­bi­atı­na ay­kı­rı olur.
Ka­pi­ta­liz­min “ge­niş­le­me” çev­rim­le­ri­nin son saf­ha­sın­da ege­men olan, hep fi­nans ser­ma­ye­si­dir. Kre­di­ye hük­me­den­le­rin gü­cü, sa­de­ce sa­na­yi­ci­le­ri de­ğil, dev­let adam­la­rı­nı da göl­ge­de bı­ra­kır. Ka­zanç, üre­tim ve ti­ca­ret­ten gi­de­rek ko­par. Kud­re­tin dev­let­ten “Pi­ya­sa”ya aman­sız ka­yı­şı ön­ce za­yıf ve kü­çük ül­ke­ler­de vu­ku bu­lur, fa­kat son­ra en bü­yük ve en güç­lü olan­la­rı­na sıç­rar. Ve eko­no­mik sis­te­min ge­le­ce­ği­ne da­ir be­lir­siz­lik, si­ya­si sis­te­mi felç eder. ABD dı­şiş­le­ri es­ki ba­ka­nı Henry Kis­sin­ger, As­ya kri­zi­nin ar­dın­dan Ba­tı­lı li­der­le­ri şöy­le uya­rı­yor­du: “IMF, her has­ta­lı­ğı ay­nı ilaç­la te­da­vi­ye ça­lı­şan kı­za­mık dok­to­ru­na ben­zi­yor. Li­der­le­ri­miz kü­re­sel ser­ma­ye akım­la­rı­nı ve bun­la­rın hem sa­na­yi­leş­miş, hem de sa­na­yi­leş­mek­te olan ül­ke­le­rin eko­no­mi­le­ri üze­rin­de­ki po­tan­si­yel et­ki­le­ri­ni da­ha iyi an­la­mak zo­run­da­dır­lar. Bü­yük öl­çü­de iç ge­rek­çe­ler­le ve­ri­len ka­rar­la­rın po­tan­si­yel ulus­la­ra­ra­sı (si­ya­si) et­ki­le­ri­nin far­kın­da ol­ma­lı­dır­lar.”
Prob­le­min kay­na­ğı şu: Dün­ya pa­ra sis­te­mi ulus­la­ra­ra­sı, do­la­yı­sıy­la si­ya­si ni­te­lik ta­şır­ken; dün­ya kre­di sis­te­mi kü­re­sel, do­la­yı­sıy­la salt eko­no­mik ni­te­lik ta­şı­mak­ta­dır. Si­ya­set­le eko­no­mi ara­sın­da­ki ger­gin­lik, in­san­lık ta­ri­hi­nin hiç­bir ev­re­sin­de bu ka­dar şid­det­li ol­ma­mış­tı. Ula­şı­lan nok­ta­yı ka­pi­ta­list sis­te­min kon­jonk­tü­rel çö­züm­le­me­le­riy­le vu­zu­ha ka­vuş­tu­ra­ma­yız. Mut­la­ka ya­pı­sal bir çö­züm­le­me­ye yö­nel­me­li­yiz.
Dün­ya pa­ra sis­te­miy­le kü­re­sel fi­nans sis­te­mi­ni pa­ra­lel yü­rü­yen iki tre­ne ben­ze­ten Su­san Stran­ge, tren­le­rin İkin­ci Dün­ya Sa­va­şı son­ra­sın­da­ki iler­le­yi­şi­nin dün­ya sis­te­mi­nin iki önem­li ya­pı­sı ta­ra­fın­dan de­rin­den et­ki­len­di­ği­ni söy­lü­yor: Gü­ven­lik ve bil­gi ya­pı­la­rı. Sa­va­şın mağ­lup­la­rı (Al­man­ya ile Ja­pon­ya) ka­dar, Av­ru­pa’da­ki ga­lip­le­ri (İn­gil­te­re ile Fran­sa) de bu hu­sus­lar­da ABD ile aşık ata­bi­le­cek du­rum­da de­ğil­di­ler. ABD, Ba­tı Av­ru­pa ile Ja­pon­ya’yı Sov­yet nük­le­er teh­di­di­ne kar­şı ko­ru­ya­cak, bu­na kar­şı “müt­te­fik­ler” pa­ra ve fi­nans sis­tem­le­ri­nin ida­re­si­ne “fi­ili­yat­ta” ka­rış­ma­ya­cak­lar­dı. Bret­ton Wo­ods sis­te­mi­nin son bul­du­ğu 1971’den son­ra bi­le du­rum il­ke ola­rak buy­du.
Ame­ri­kan pa­ra ve fi­nans hâ­ki­mi­ye­ti­ne ilk dar­be Eu­ro­dol­lar de­nen icat­tan gel­di. Ame­ri­kan ban­ka­la­rı, tıp­kı Ja­pon ban­ka­la­rı gi­bi, çok az fa­iz ver­dik­le­rin­den, Lon­dra “off­sho­re” do­lar­la­ra yük­sek fa­iz­ler öde­me­ye ve top­la­dı­ğı pa­ra­la­rı da­ha yük­sek fa­iz­ler­le ödünç ver­me­ye baş­la­dı. Bir sü­re son­ra Ame­ri­kan ban­ka­la­rı bi­le bu kâr­lı, kon­trol­süz ve ver­gi­siz ti­ca­re­te mey­le­dip Lon­dra’ya akın et­ti­ler. 1973’ten son­ra pet­ro­do­lar­lar bu pa­ra ti­ca­re­ti­nin hac­mi­ni ola­ğa­nüs­tü şi­şir­di. Çok ka­zanç­lı ve ga­ran­ti­li bir iş­ti bu, zi­ra fa­iz ora­nı de­ğiş­ken­di! LI­BOR di­ye bir kav­ram icat edil­di: Lon­dra pi­ya­sa­sı fa­iz ora­nı. Ge­ri öde­me­ler ya­pı­lır­ken, ilk gün­kü fa­iz­den de­ğil, o za­man­ki LI­BOR üze­rin­den he­sap ya­pı­lı­yor­du. Hâ­lâ da öy­le­dir!
“Ge­liş­mek­te olan” eko­no­mi­ler için yı­kım ol­du bu. 1980’ler­de bir yan­dan me­ta fi­yat­la­rı ge­ri­ler­ken, bir yan­dan fa­iz­ler tır­man­dı; bü­yük ulus­la­ra­ra­sı ban­ka­lar “ba­tık kre­di” kav­ra­mıy­la ta­nış­tı. Mil­li pa­ra bi­rim­le­ri­nin de­ğe­ri, re­el eko­no­mi­de­ki ge­liş­me­ler ka­dar, hat­ta on­lar­dan da çok, fi­nans akım­la­rı­na bağ­lı ha­le gel­me­ye baş­la­dı. New York ve Lon­dra’nın ya­nı sı­ra, To­ron­to’dan Tok­yo’ya, Sydney’den Hong Kong’a ka­dar bir­çok mer­kez bir tek fi­nan­sal sis­te­min par­ça­la­rı ha­li­ne gel­di­ler. Wall Stre­et ve­ya City of Lon­don’da ça­lış­mak, hü­kü­met­ler ve­ya sa­na­yi şir­ket­le­ri için ça­lış­mak­tan hem da­ha ha­va­lı, hem da­ha ka­zanç­lı ol­du. Fi­nans di­rek­tör­le­ri, kru­pi­ye­le­re dö­nüş­tü. Stran­ge’in ki­ta­bı­na koy­du­ğu baş­lık bu ba­kım­dan son de­re­ce isa­bet­li­dir: Ga­zi­no Ka­pi­ta­liz­mi. Sis­tem sık sık şu üç ke­li­mey­le tav­sif edi­lir ol­du: Risk, pa­nik, kriz. İlk iki­si gel­di geç­ti; şim­di sı­ra üçün­cü­de.
Ga­zi­no ka­pi­ta­liz­mi ön­ce­lik­le borç kri­zi­ni ya­rat­tı. Şu an­da dün­ya­nın yok­sul ve ya­rı yok­sul ül­ke­le­ri zen­gin­le­re 3 tril­yon do­lar­dan faz­la borç­lu­dur­lar. İkin­ci­si, ga­zi­no ka­pi­ta­liz­mi kre­di­ler­den as­lan pa­yı­nı zen­gin ül­ke­le­re, bil­has­sa ABD’ye ayır­dı. ABD’nin büt­çe açı­ğı yıl­da or­ta­la­ma 600-700 mil­yar do­la­ra ka­dar yük­sel­di; dış ti­ca­ret açı­ğı ise tril­yon do­la­ra da­yan­dı. Bü­tün bu açık­lar kü­re­sel fi­nans sis­te­mi sa­ye­sin­de yıl­lar­ca çok ucuz, ne­re­dey­se ma­li­yet­siz fi­nan­se edil­di. Kü­re­sel fi­nans sis­te­mi, he­ge­mo­nik gü­cün ha­raç ale­ti­ne dö­nüş­tü.
 
Dur­mak Yok, Ya­tı­rı­ma De­vam!
Ba­tı ras­yo­na­li­te­si­nin yu­mu­şak kar­nı “co­un­ter-pro­duc­ti­ve” ol­ma­sı­dır: Bu ras­yo­na­li­te ile icat edi­len si­lah­lar, is­ter atom is­ter fi­nans bom­ba­sı ol­sun, dö­ner si­zi de vu­rur. Ame­ri­ka bir­kaç on­yıl­da el­de et­ti­ği fi­nan­sal ka­zanç­la­rı bir­kaç haf­ta­da kay­bet­ti. Da­ha da kay­be­de­ce­ğe ben­zi­yor.
Kri­zin Tür­ki­ye gi­bi ül­ke­le­ri de et­ki­le­me­si ka­çı­nıl­maz­dır. Fa­kat ilk dal­ga­lar geç­tik­ten son­ra, po­li­tik ve eko­no­mik sis­te­mi­mi­zin et­ki­li oyun­cu­la­rı ka­fa ka­fa­ya ve­rip or­tak bir stra­te­ji ge­liş­ti­re­mez­ler­se hâ­li­miz ha­rap­tır.
Bu stra­te­ji­nin özü, ka­mu kay­nak­la­rı­nın da ada­let­li kat­kı­sıy­la, “ya­tı­rı­ma de­vam” et­mek­tir. Ge­çen ay da işa­ret et­tim: Fi­nan­sal kriz­le­ri de­ne­tim­siz “hay­van he­rif­ler” baş­lat­mış ola­bi­lir; fa­kat de­rin­leş­ti­ren­ler akıl­lı, er­dem­li in­san­lar­dır. Kriz söy­le­mi yay­gın­laş­ma­ya baş­la­yın­ca, or­ta­la­ma yurt­taş “ge­le­cek­te ge­li­rim aza­la­bi­lir ve­ya hat­ta iş­siz ka­la­bi­li­rim” en­di­şe­siy­le ca­ri gi­de­ri­ni kı­sar, böy­le­ce ta­sar­ru­fu­nu art­tı­rır. Eko­no­mi­nin nor­mal iş­le­di­ği za­man­lar­da bu­nu yap­sa­lar ha­ri­ka olur­du! Çün­kü bu ta­sar­ruf­lar, kay­nak ara­yan gi­ri­şim­ci­le­rin elin­de he­men ya­tı­rı­ma dö­nü­şür­dü. Ta­sar­ruf mik­ta­rı ar­ta­ca­ğın­dan, fa­iz­ler dü­şer, böy­le­ce gi­ri­şim­ci­ler ya­tı­rım için bol ve ucuz fi­nans kay­na­ğı te­min et­miş olur­lar­dı.
Fa­kat kri­zin ko­ku­su­nu alan sa­de­ce sı­ra­dan yurt­taş­lar de­ğil, ay­nı za­man­da ve bel­ki da­ha ile­ri de­re­ce­de iş adam­la­rı­dır. On­lar da kriz bek­len­ti­siy­le ya­tı­rım­la­rı­nı kıs­ma yo­lu­na gi­de­bi­lir­ler. Ya­tı­rım­lar kı­sı­lın­ca iş­siz­lik ar­tar, üc­ret­ler dü­şer. Bu du­rum­da ge­lir­ler aza­lır. Aza­lan ge­lir­den ta­sar­ruf et­me im­ka­nı da aza­lır. Özet­le, akıl­lı yurt­taş­lar­la akıl­lı gi­ri­şim­ci­le­rin akıl­lı­ca dav­ra­nış­la­rı “bel­ki de ol­ma­ya­bi­le­cek” bir kri­ze yol aç­mış olur. Ya­ni ko­lay at­la­tı­la­bi­le­cek bir kri­zi böy­le­ce el bir­li­ği ile de­rin­leş­ti­rir; ka­lı­cı ha­le ge­ti­ri­riz.
Kri­ze kar­şı en bü­yük pan­ze­hir, da­nı­şık­lı ha­re­ket sa­ye­sin­de risk­le­ri pay­la­şa­rak, kriz yok­muş gi­bi ha­re­ket ede­bil­mek­tir. Hü­kü­met bu or­tam­da bi­ri­le­ri­ni des­tek­le­ye­cek­se, fi­nan­sal oyun­la­ra ka­pı­lıp ba­tan­la­rı de­ğil; en faz­la ya­tı­rım ya­pıp is­tih­da­mı art­tı­ran­la­rı des­tek­le­me­li­dir.

Paylaş Tavsiye Et