Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (February 2010) > Yüzleşiyorum > Hayvanruhlar
Yüzleşiyorum
Hayvanruhlar
Mustafa Özel
ADI­NI öğ­re­ne­me­di­ğim bir CNN yo­rum­cu­su, ABD’de­ki fi­nan­sal kri­ze yö­ne­lik kur­tar­ma ope­ras­yo­nu­nu şöy­le özet­li­yor­du: “Pro­fits are pri­va­ti­zed, but los­ses are so­ci­ali­zed.” Türk­çe­si: Kâr­lar ce­be, za­rar­lar top­lu­mun sır­tı­na! Ni­te­kim, 1,5 tril­yon do­la­ra ulaş­tı­ğı ilan edi­len za­rar­la­rı kar­şı­la­mak için da­ha şim­di­den 700 mil­yar do­lar­lık bir pa­ket ha­zır­lan­mış du­rum­da. Ne­re­den ge­le­cek bu pa­ra? Kar­şı­lık­sız ba­sıl­ma­ya­cak­sa, ye­ni ver­gi­ler­den. Oba­ma’nın baş­kan­lı­ğı için bun­dan da­ha iyi bir fır­sat do­ğa­maz­dı!
“Kâr olun­ca şa­hıs­la­rın ce­bi­ne, za­rar olun­ca top­lu­mun sır­tı­na” ifa­de­si as­lın­da mo­dern ka­pi­ta­liz­min ta­ri­hi­ni tek cüm­ley­le özet­li­yor. Ha­liç kı­yı­sın­da yıl­lar­ca fa­ali­yet ya­pan sa­na­yi iş­let­me­le­ri­nin kâ­rı or­tak­la­rı­na gi­der­ken; kir­le­nen de­ni­zi te­miz­le­mek İs­tan­bul Be­le­di­ye­si’ne, do­la­yı­sıy­la İs­tan­bul hal­kı­na kal­ma­dı mı? Uzan kar­deş­le­rin uçur­du­ğu mil­yar­lar­ca do­lar­lık İmar Ban­ka­sı mev­du­atı­nı sa­hip­le­ri­ne öde­mek, so­nun­da Türk dev­le­ti­ne, do­la­yı­sıy­la bu ül­ke­de ver­gi öde­yen her­ke­se düş­me­di mi?
Otuz yıl ön­ce üni­ver­si­te sı­ra­la­rın­day­ken ik­ti­sat ho­ca­la­rı­mız bi­ze ar­tık Key­nes dev­ri­nin bit­ti­ği­ni, Fri­ed­man dev­ri­nin baş­la­dı­ğı­nı söy­lü­yorlardı. Bir­kaç yıl son­ra ik­ti­dar kol­tu­ğu­na ku­ru­lan “mu­ha­fa­za­kâr” Tur­gut Özal sı­kı bir Fri­ed­man­cıy­dı. Bu­gün­se Fri­ed­man’ın ar­tık öl­dü­ğü, ye­ni bir Key­nes dö­ne­mi­nin baş­la­dı­ğı söy­le­ni­yor.
Ön­ce ke­li­me­le­re net­lik ka­zan­dı­ra­lım. ABD’de Key­nes li­be­ral, Fri­ed­man ise mu­ha­fa­za­kâr ola­rak bi­li­nir. Ame­ri­ka­lı­lar için li­be­ral “sol­cu” de­mek; mu­ha­fa­za­kâr ise dü­zen yan­lı­sı. Key­nes 1936’da Ge­nel Teo­ri’yi yaz­dı­ğı za­man, Av­ru­pa­lı­lar ba­kı­mın­dan müf­rit li­be­ral Ha­yek ona kar­şı Kö­le­li­ğe Gi­den Yol’u yaz­dı ve Key­nes’i ne­re­dey­se ko­mü­nist­lik­le it­ham et­ti. Onun için, ke­li­me­le­re ta­kıl­ma­dan Key­nes’in ne de­di­ği­ni ve bu­gün­ler­de ni­çin ye­ni­den po­pü­ler ol­ma­ya baş­la­dı­ğı­nı an­la­ma­ya ça­lı­şa­lım.
 
Key­nes Re­loa­ded
Adam Smith’den Mil­ton Fri­ed­man’a ka­dar mo­dern ik­ti­sat­çı­la­rı, in­sa­nın ta­bi­at (ve­ya Tan­rı) kar­şı­sın­da­ki ko­nu­mu ba­kı­mın­dan iki gru­ba ayı­ra­bi­li­riz: Do­ğal dü­zen­ci­ler ve mü­da­ha­le­ci­ler. Fiz­yok­ra­tik, kla­sik ve ne­o-kla­sik gö­rün­tü­le­ri için­de mo­dern ik­ti­sat dü­şün­ce­si­nin özü, “do­ğal ola­nın kur­ma­ca ola­na üs­tün­lü­ğü” il­ke­si­dir. Baş­ka bir de­yiş­le, ta­bi­at in­san­dan da­ha akıl­lı­dır. Eko­no­mik sis­tem­de bir den­ge­siz­lik var­sa, akıl­lı ol­du­ğu­nu veh­me­den bir oto­ri­te­nin (dev­let me­se­la) mü­da­ha­le­si­ne ge­rek yok­tur. Hat­ta böy­le bir mü­da­ha­le ters so­nuç do­ğu­rur. En iyi ça­re, ta­bia­tın o den­ge­siz­li­ği ken­di ken­di­ne gi­der­me­si­ni bek­le­mek­tir. Pi­ya­sa­lar oto­ma­tik ola­rak tam is­tih­dam den­ge­si­ne ula­şır.
Do­ğal dü­zen­ci­lik ah­lâ­kî il­ke­si­ni Man­de­vil­le ve Bent­ham gi­bi dü­şü­nür­ler­den alı­yor­du. Şi­ar­la­rı “Pri­va­te vi­ces, Pub­lic vir­tu­es” idi: Ki­şi­sel kö­tü­lük­ler, top­lum­sal er­de­me dö­nü­şür­dü. Ya­ni bi­rey­ler tek tek kö­tü (me­se­la ben­cil, aç göz, muh­te­ris) ol­duk­la­rın­da, ken­di çı­kar­la­rı­nı en­çok­laş­tır­ma­ya ça­ba­la­ya­cak; bu ça­ba ise top­lum­sal fay­da­nın en­çok­laş­ma­sıy­la so­nuç­la­na­cak­tı. Smith bu dü­şün­ce­ler­le ta­nış­ma­dan ön­ce Ah­la­kî Duy­gu­lar Ku­ra­mı’nı yaz­mış­tı (1759). Bu ki­tap­ta ana so­ru­su şuy­du: “Öte­ki­ni na­sıl se­ve­bi­li­rim?” 1776’da ya­yım­la­dı­ğı Ulus­la­rın Zen­gin­li­ği’nde ise so­ru­yu şöy­le va­ze­di­yor­du: “Ken­di­mi na­sıl se­ve­bi­li­rim?”
On­ do­ku­zun­cu yüz­yı­lın şid­det­li sos­ya­list eleş­ti­ri­si­ne rağ­men, bu fi­kir­ler 1930’la­ra ka­dar al­ter­na­tif­siz kal­dı. Sos­ya­list eleş­ti­ri üto­pik­ti; re­ali­te­yi de­ğil rü­ya­la­rı esas alı­yor­du. Key­nes ise en ka­tı ger­çek­ler­den (I. Dün­ya Sa­va­şı, 1929 Buh­ra­nı…) ha­re­ket­le hem do­ğal dü­zen­ci­li­ği, hem de onun ah­la­kî il­ke­si­ni ters yüz edi­yor­du. “Key­nes­yen Dev­rim” de­dik­le­ri cid­di bir olay­dı.
Aris­tok­rat İn­gi­li­z’e gö­re “oto­ma­tik den­ge” bir ya­nıl­sa­may­dı. O gü­ne ka­dar “göl­ge eko­no­mi” di­ye anı­lan pa­ra-kre­di iliş­ki­le­ri, üre­tim esas­lı re­el eko­no­mi­den da­ha önem­liy­di. Ve ki­şi­sel er­dem­ler top­lum­sal kö­tü­lü­ğe yol aça­bi­lir­di. (“Pri­va­te vir­tu­es, Pub­lic vi­ces.”) Sı­ra­sıy­la ele ala­lım:
Oto­ma­tik den­ge ger­çek ha­yat­ta de­ğil, yük­se­len gi­ri­şim­ci sı­nı­fın diz­gin­len­me­si­ni is­te­me­yen mo­dern ik­ti­sat­çı­nın ka­fa­sın­day­dı. Oy­sa eko­no­mi ek­sik is­tih­dam şart­la­rın­da da bir den­ge oluş­tu­ra­bi­lir­di. Bu du­rum­da güç­lü bir oyun­cu­nun dev­re­ye gir­me­si ve (is­ter ser­ma­ye is­ter emek ol­sun) ek­sik kul­la­nıl­mış üre­tim fak­tör­le­ri­ni tam ça­lı­şır ha­le ge­tir­me­si ge­re­kir­di. (Yük­sek iş­siz­lik var­sa, üret­ken ol­ma­sa bi­le iş­çi­le­re ka­nal kaz­dı­rıp tek­rar dol­durt­mak, son­ra ge­ne kaz­dır­mak ya­rar­lıy­dı. Ve­ya ser­ma­ye ek­sik­li­ği yü­zün­den ya­tı­rım ya­pı­la­mı­yor­sa, dev­let bü­yük sa­na­yi ve alt­ya­pı ya­tı­rım­la­rı­nı üst­le­ne­rek bu boş­lu­ğu dol­dur­ma­lıy­dı. 1930’lar­dan 1970’le­rin son­la­rı­na ka­dar Tür­ki­ye da­hil bü­tün dün­ya hü­kü­met­le­ri­nin Key­nes­gil fi­kir­ler­le amel et­ti­ği­ni söy­le­me­ye ge­rek var mı?)
Key­nes’in di­ğer bir kat­kı­sı, fi­nans pi­ya­sa­la­rı­nın eko­no­mi­de arı­zî de­ğil as­lî bir iş­lev gör­dü­ğü­ne da­ir fik­riy­di. Marx’ın alt­ya­pı/üst­ya­pı me­ta­fo­ru­nu kul­la­nır­sak, di­ğer ik­ti­sat­çı­lar üre­ti­min alt­ya­pı, pa­ra-kre­di iliş­ki­le­ri­nin ise üst­ya­pı ol­du­ğu­nu söy­lü­yor­du. Key­nes ise asıl ma­ce­ra­nın pa­ra ve kre­di gi­bi “sim­ge­le­r”in oluş­tur­du­ğu üst­ya­pı­da geç­ti­ği­ni, üre­ti­min ona gö­re şe­kil­len­di­ği­ni söy­lü­yor; ge­nel den­ge­nin bu iki pi­ya­sa­da­ki den­ge­le­rin et­ki­le­şi­min­den or­ta­ya çık­tı­ğı­nı be­lir­ti­yor­du. (Mark Bla­ug, Key­nes’in bu fik­re o yıl­lar­da Cam­brid­ge’de çok et­ki­li olan fi­lo­zof Witt­gens­te­in’ın et­ki­si al­tın­da ulaş­mış ola­bi­le­ce­ği­ni söy­lü­yor. Ma­lum, Trac­ta­tus ya­za­rı da dün­ya­yı dil ya­ni sim­ge­ler ile açık­la­ma­ya ça­lı­şı­yor­du.)
 
Hay­va­nî Ruh­la­rın Se­rü­ve­ni
Pri­va­te vir­tu­es, Pub­lic vi­ces” me­se­le­si­ne ge­lin­ce, “ani­mal spi­rits” kav­ra­mıy­la be­ra­ber bu fi­kir­ler gü­nü­müz­de­ki fi­nans dep­re­mi­ni an­la­ma­mız­da anah­tar rol oy­na­ya­bi­lir. Eko­no­mi ni­çin ken­di ken­di­ne den­ge­ye gel­mez? Çün­kü fi­nans pi­ya­sa­la­rı re­el eko­no­mi­den da­ha önem­li­dir ve ora­lar­da nor­mal, he­sa­bı­nı bi­len, ak­lı ba­şın­da in­san­lar de­ğil, “hay­va­nî ruh­lar” at koş­tu­rur. Bun­lar üre­tim­de ol­du­ğu gi­bi kı­lı kırk ya­ran he­sap­çı bur­ju­va­lar de­ğil, spon­tan bir bi­çim­de ey­lem­siz­li­ği de­ğil ey­le­mi se­çen ve bu­nu “ni­cel fay­da­la­rın ağır­lık­lı or­ta­la­ma­sı­nı ni­cel ola­sı­lık­lar­la çar­pa­rak bul­ma­yan” ha­re­ket­li in­san­lar­dır. Dav­ra­nış­la­rı­na iyim­ser­lik ha­kim­dir; ha­va­nın hep gün­lük gü­neş­lik ola­ca­ğı­nı var­sa­yar­lar.
Bu te­mel­siz iyim­ser­li­ğin boş ol­du­ğu an­la­şı­lın­ca, sah­ne­yi er­dem­li yurt­taş­la­rın el­bir­li­ği ile ha­zır­la­nan ka­os şe­ref­len­di­rir. Kla­sik­ler, bi­rey­le­rin tek tek er­dem­siz dav­ra­nış­la­rın­dan top­lu fay­da­nın çı­ka­ca­ğı­nı var­sa­yı­yor­lar­dı. Key­nes ise bi­rey­le­rin tek tek er­dem­li ve akıl­lı dav­ra­nış­la­rı­nın fe­la­ke­te yol aç­tı­ğı­nı söy­lü­yor. Bir ör­nek­le izah ede­yim: Di­ye­lim ki özel bir üni­ver­si­te­de 3000 YTL ma­aş­la ho­ca­lık ya­pı­yo­rum. Ma­aşı­mın beş­te bi­ri­ni ta­sar­ruf edip ban­ka he­sa­bı­na, al­tı­na ve­ya his­se se­ne­di­ne ya­tı­rı­yo­rum. Der­ken ABD’de en önem­li fi­nans ku­rum­la­rı ba­tı­yor ve kri­zin önü­müz­de­ki yıl­dan iti­ba­ren de­rin­le­şe­rek Tür­ki­ye’yi de et­ki­le­ye­ce­ği söy­le­ni­yor.
Akıl­lı (ras­yo­nel, he­sa­bı­nı bi­len) bir in­san ola­rak şöy­le dü­şü­nü­yo­rum: Kriz olur­sa bun­dan en faz­la et­ki­le­ne­cek olan eği­tim sek­tö­rü­dür. Bu du­rum­da özel üni­ver­si­te­le­re ta­lep dü­şer. Öğ­ren­ci sa­yı­sı aza­lın­ca, öğ­ret­men ta­le­bi de aza­lır. İlk yol ve­ri­le­cek­ler, be­nim gi­bi ya­rı emek­li­ler olur her­hal­de. Do­la­yı­sıy­la önü­müz­de­ki yaz­dan iti­ba­ren iş­siz ka­la­bi­li­rim. İyi­si mi ha­zır­lık­lı ola­yım ve şim­di­ki ge­li­ri­min beş­te bi­ri­ni de­ğil, hiç ol­maz­sa beş­te iki­si­ni ta­sar­ruf ede­yim. İş­te her­kes be­nim gi­bi akıl­lı dav­ra­nıp tü­ke­ti­mi­ni %20 kı­sar­sa, bel­ki de hiç mey­da­na gel­me­ye­cek olan bir eko­no­mik kriz böy­le­lik­le “üre­til­miş” olur. Bi­rey­sel akıl­lar top­lum­sal çıl­gın­lı­ğa yol açar!
 
Tü­rev Pi­ya­sa­la­rın Ma­ri­fe­ti
Key­nes­gil ba­kış açı­sıy­la, ön­ce mort­ga­ge ar­dın­dan CDS kri­zi “hay­va­nî ruh­lar”ın gü­nü­müz fi­nans dün­ya­sın­da da fer­man fer­ma ol­duk­la­rı­nı gös­te­ri­yor. Mor­kıç kri­zi ül­ke­miz­de az çok bi­lin­di­ği için, CDS kri­zi­ne odak­la­na­rak “kü­re­sel fi­nans te­rö­rist­le­ri”ni ta­nıt­ma­ya ça­lı­şa­ca­ğım. CDS (Cre­dit De­fa­ult Swaps) in­no­va­tif bir kre­di tü­rev ürü­nü. Kre­di­nin tü­re­vi ama su­yun su­yu ka­dar ma­sum de­ğil. Bir pi­ya­sa uz­ma­nın­dan ön­ce işin ma­hi­ye­ti­ni öğ­ren­me­ye ça­lı­şa­lım:
“Kre­di ris­ki swap’la­rı (CDS’ler) son yıl­lar­da git­tik­çe önem ka­za­nan ve ol­duk­ça yay­gın ola­rak kul­la­nı­lan kre­di tü­rev ürün­le­rin­den­dir. Ban­ka­lar, si­gor­ta şir­ket­le­ri, ya­tı­rım fir­ma­la­rı gi­bi ku­ru­luş­lar bu pi­ya­sa­lar­da yük­sek ha­cim­li iş­lem­ler yap­mak­ta ve pi­ya­sa­yı ya­kın­dan ta­kip et­mek­te­dir­ler. CDS’le­rin ama­cı ta­raf­lar ara­sın­da kre­di ris­ki­ni trans­fer et­mek ve bu yol­la pi­ya­sa ris­ki­ni yö­net­mek­tir. Bir CDS, il­gi­li şir­ke­tin öde­me­me ris­ki­ne kar­şı gü­ven­ce sağ­la­yan bir an­laş­ma­dır. Bu an­laş­ma bir si­gor­ta söz­leş­me­si­ne ben­zer. CDS, alı­cı­sı­na be­lir­li risk­le­re kar­şı ko­run­ma sağ­lar. Ge­nel­lik­le şir­ket tah­vi­li sa­tın alan ya­tı­rım­cı­lar, bu tah­vil­le­ri çı­ka­ran şir­ket­le­rin tah­vil­ler­le il­gi­li ana­pa­ra ve fa­iz­le­ri öde­me­me ris­kin­den ko­run­mak ama­cıy­la CDS sa­tın alır­lar. Bu­nun ya­nı sı­ra, CDS’ler es­nek bir fi­nan­sal araç ol­duk­la­rın­dan şir­ket­le­rin ola­sı kre­di risk­le­ri­ne kar­şı çe­şit­li şe­kil­ler­de kul­la­nı­la­bi­lir­ler. CDS alı­cı­sı, CDS’nin va­de so­nu­na ka­dar ya da kre­di ris­ki gö­rü­le­ne ka­dar sa­tı­cı­ya dö­nem­sel öde­me­ler ya­par.” (Nur­gül Cham­bers, 11.03.2008, www.fi­nans.eki­bi.net)
Uzun sö­zün kı­sa­sı, borç­lan­mış bir şir­ke­tin bor­cu­nu öde­ye­me­me ris­ki, be­lir­li bir ka­zanç kar­şı­lı­ğın­da baş­ka ku­rum­la­ra si­gor­ta et­ti­ril­mek­te­dir. Şa­yet if­las ve ben­ze­ri du­rum­lar faz­la ya­şan­maz­sa, ga­ran­tör­ler bun­dan iyi pa­ra ka­zan­mak­ta; fa­kat bor­cu ta­ah­hüt edi­len şir­ket­le­rin öde­me ris­ki yük­sel­dik­çe de ga­ran­tör ban­ka­lar ha­pı yut­mak­ta­dır. İş­te Me­rill Lynch ve Leh­man Brot­hers gi­bi ya­tı­rım ban­ka­la­rı­nın uğ­ra­dı­ğı ka­za te­mel­de böy­le bir olay­dır.
CDS’ler mev­du­at top­la­ya­ma­yan ya­tı­rım ban­ka­la­rı için es­nek bir enstrü­man ola­rak bel­ki ya­rar­lı ola­bi­le­cek­ken, de­net­le­yi­ci bir oto­ri­te­nin ol­ma­dı­ğı bir or­tam­da, hay­va­nî ruh­la­rın oyun­ca­ğı ha­li­ne gel­di. 2005 son­la­rın­da CDS hac­mi 14 tril­yon do­lar iken, 2007 so­nun­da bu ra­kam 62 tril­yon do­la­ra ulaş­tı. Dün­ya­da bir yıl­da üre­ti­len bü­tün mal ve hiz­met­le­rin top­lam de­ğe­ri­nin he­nüz 60 tril­yon do­la­rı bul­ma­dı­ğı bir or­tam­da, bir avuç se­rü­ven­ci­nin ne ka­dar do­lu­diz­gin at koş­tur­duk­la­rı­nı ta­hay­yül ede­bi­li­yor mu­su­nuz?
1980’le­rin baş­la­rın­da ben de ben­zer bir de­ne­yim ya­şa­dım. Fa­iz­le­rin ser­best bı­ra­kıl­dı­ğı bir or­tam­da, şu­be sa­yı­sı faz­la ol­ma­yan ban­ka­lar ye­ter­li pa­ra top­la­ya­bil­mek için “mev­du­at ser­ti­fi­ka­sı” ad­lı bir ens­trü­man ge­liş­tir­di­ler. Bu ser­ti­fi­ka­la­rı ban­ka­lar ba­sı­yor, ban­ker­ler hal­ka pa­zar­lı­yor­du. Ça­lış­tı­ğım İs­tan­bul Ban­ka­sı’nın ser­ti­fi­ka­la­rı­nı Me­ban ile Ban­ker Kas­tel­li sa­tı­yor­lar­dı. Der­ken, ban­ka ile hiç de ala­ka­lı ol­ma­yan se­bep­ler­le Kas­tel­li yurt dı­şı­na kaç­tı. Er­te­si gün İs­tan­bul Ban­ka­sı’nın şu­be­le­ri önün­de kuy­ruk­lar oluş­tu. Ban­ka ikin­ci gü­nün so­nun­da dev­le­te tes­lim ol­du. Tıp­kı çey­rek asır son­ra­ki Leh­man Brot­hers gi­bi!
Kri­zin dün­ya eko­no­mi­si ba­kı­mın­dan bo­yut­la­rı­nı ve Tür­ki­ye’ye muh­te­mel et­ki­le­ri­ni ay­rı­ca ele al­ma­lı­yız. Kriz en faz­la ABD’nin açık­la­rı­nı fi­nan­se eden Do­ğu As­ya’yı vu­ra­cak. Ka­fa­yı ça­lış­tı­rır­sak bu iş­ten ka­zanç­lı bi­le çı­ka­bi­li­riz!

Paylaş Tavsiye Et